28 Ağustos 2007 Salı

Mehmet Akif Ersoy tevekkül

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL



"...Bir kerre de azmettin mi, artık Allah(c.c.)'a dayan..."

(Âl-i İmrân, 159)



"- Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!

Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık!

Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?

Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;

Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın!

Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ;

Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ.

Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;

Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!"





- Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın;

Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın...

Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,

Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî!

Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;

İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.

Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,

Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.

Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd,

Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd.

Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,

Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı.





"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...

Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!

Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:

Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid.

Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet';

Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?

Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi;

Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi.





"Dünya koşuyor" söz mü? Berâber koşacaktın;

Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!

Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,

Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan.

Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;

Ba'sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr'a!

Çiğner ya, tabî'î, ne düşünsün de bıraksın?

Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın!

Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;

Davranmıyacak kimse bu meydana atılmaz.

Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da.

Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda.

Ahlâfa döner; korkarım, eslâfa hücumu:

Mâzîsi yıkık milletin âtîsi olur mu?





Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:

Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!

İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919

Mustafa İslamoğlu

Yazar : Mustafa İslamoğlu
Kitap Adı : Ne Yapmalı , Nasıl Yapmalı , Kiminle Yapmalı
Alıntılanan Sayfa:19
Kitap hakkında sorularınızı bekleriz.
Kitap Denge yayınlarından çıkıyor.
192 sayfa.Düz cümleler kafa karıştırmıyor.Okunuşu kolay.Genel itibariyle yol göstermeye yönelik.
ALINTI:
İnsan yatmak için değil yapmak için var edildi.
Yani yer yüzünde yaratılış amacına uygun bir hayatı inşa için yaratıldı.
Yaratılan her insana bir yer tayin edildi.
Bu yüzdendir ki yersiz insan yoktur.
Ancak yerini bilmeyen, yerini terk etmiş, firari insan vardır.
Çükü hiçbir insan “atık” olarak yaratılmamıştır.
Atık endüstriyel mamüllerde olur,fakat insanlık aleminde olmaz.

Alıntı bu kadar.
Bu satırlar dikkatimi çekti ve paylaşmak istedim. Hiçbir şeyin amaçsız yaratılmadığı gerçeğinin en uygun ispatlayıcısı olan insana uyarlanmış düşünce.Hiçbir insan boş yere hatta yersiz olarak yaratılmadı. Her insanın bir görevi var.Aslında insanın görevi hep aynı.Ancak O’na kulluk…

Ahmet Emin Temiz

Yazar:Ahmet Emin Temiz

Yayın evi:Sevgi Yayınları

Sayfa:200

Boyut:13,5*21 cm

ISBN:9756541075

Yayın yılı:2003, İstanbul

Kitap,Hz Ebubekir’in hayatı, islami yaşantısı ve islama yaptığı hizmetleri anlatıyor.Okurken düşünecek kendinizi gözden geçirecek, nefis muhakemesi yapacak; kendinizi ve dünyaya geliş gayenizi düşünecek; nereden geldim, nereye gidiyorum diyecek…. ve Onların neden SAHABE olduklarını daha iyi anlayacağız…

Sahabe ikliminde maneviyatımızı temizlemek için kitaplar yetmez lakin okuyunca insanın “bam teline” dokunan gözünden yaşlar düşüren ve “Rabbim günahlarımızı affet, Onların şefaatinden bizleri ayırma” dedirten satırlar vardır…

Sayfa:27;

Şirk bıçağının paslı ucu, Hz. Ebubekir gibi başka ileri gelenleri de acıtmaya başlamıştı. Affan oğlu Osman, Ebu Talip oğlu Cafer ve daha niceleri artık sıkıntılara dayanamaz hale gelmişlerdi.



Hz. Peygamber bu zaatlara Habeşistan’a gitmelerini salık vermiş ve Habeş kralının çok iyi biri olduğunu, Hristiyan olmasına rağmen, adil ve insancıl olduğunu söylemişti.



Onların gittiğini fark eden müşrikler geride kalanları yıldırmak ve göçe zorlamak için baskılarını büsbütün şiddetlendirdiler. Bu baskıya maruz kalanlardan biri ve belkide en başında geleni Hz Ebubekir idi. Bunun sebeplerinden biri, O’nun yüksek sesle Kuran okumasıydı.O, okadar güzel ve etkili Kur’an okurdu ki, müşriklerin kadınları ve çocukları, sırf onun okuduğu Kur’an ayetlerini dinlemek amacıyla evinin etrafına gelirlerdi veya nerede okuyorsa, oraya toplanırlardı.Hatta bu okuyuştan etkilenerek mü’minleşenler bile görülmekteydi…

Ahmet Emin Temiz

Hz. Ebubekir:



Değişmeyen İdeoloji;

Sayfa:30;

İbnü’l Dügunne, bütün kabile reislerini dolaşarak, Hz Ebukiri himayesine aldığını söyledi.Buna itiraz eden olmadı. Yalnız bir takım şartları vardı ki, tamamen, insan haklarına ve kişisel özgürlüğe engel olucu özellikteydi.

Bunların iki tanesi gerçekten ibret verici içerik taşımaktaydı:

ilki; ibadetini sadece evinde yapacaktı.

ikincisi; yüksek sesle Kur’an okumayacaktı…

Maddelere bakılınca bugünkü şer odaklarının amaçlarıyla, o günkülerin amaçları arasında fark olmadığı görülüyor. Bugün de egemen olan ideolojinin dayattığı gibi… İnsanlar ibadetlerini evlerinde yapsınlar!!! Sadece ibadetlerini değil inançlarını, düşüncelerini de evlerine, zihinlerine ahpsetsinler… Hatta Kendilerinden bile saklasınlar, zihinlerinden bile atsınlar…. Yazık!!!

Necip Fazıl Kısakürek

İstanbul, 2006, 24. baskı, 13.5 x 19.5 cm., 264 sayfa, Türkçe, Karton kapak.
ISBN No: 975818024X

Kitap Necip Fazıl’ı anlatıyor, hemde kendi ağzından… Öncelikle belirtmeliyim ki Necip Fazıl çok zengin bir ailenin çocuğu imiş, önce Fransız sonra Amerikan mektebine kaydedilmiş.26 Mayıs 1904 doğumlu, 25 mayıs 1983′te de tahta atına biniyor Üstad…

ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var

oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

SAYFA: 29 ;

Dikkatimi çekti, yıl 1912 ve körpecik bir çocuk Fransız veya Amerikan mektebine veriliyor. Demek ki o zamanlarda da bu okullar ayrıcalıklı imiş. Ve muhtemelen zengin kesimin tercih ettiği mektepler… Yalnız bu sayfada dikkatimi çeken asıl olay; Amerikan mektenine kaydolan Necip Fazıl kendi ağzından anlatıyor:

Tam ana sınıfı yaşındayım…

Hala hatırımda; Mis Mardin isimli ak saçlı bir amerikan kadını, bana ismimi cismimi sordu. Cevap verdim. Bir kağıt uzattı ve:

- Şuraya tarih yaz, dedi; hangi tarihteysek yaz!

Ve benim “1328″ yadığımı görünce, kendisi, bir kağıt üzerine büyük yazılarla “1912″ diye yazdı.

Bunca yıl önce geçen o hadiseyi, o kağıdı elimle tutacak kadar kendime yakın görüyorum…

Evet ihtimalki öğretmen Necip Fazıl’ın hicri takvim kullanmasına kızmıştı. Çünkü hicri takvim müslümanlara özgü idi. Oysa onlar başka idi!!! demekki halkın tabi olduğu asimilasyon yıllar öncesinden ve gerçekten özümsetilerek yapılmış, yazık!

O ve ben

Necip Fazıl

ARAYIŞ VE ÇİLE’Sİ…

Necip Fazıl’ın zihnindeki karmaşayı, beyninde kopan fırtınaları ve arayışını ne anlamaya ne de anlatmaya bizim takatimiz yetmez; lakin, kendi kaleminden birkaç cümle ile O’nu arayışındaki çilesini arz edelim…

Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş

Mevsimden mevsime girdim böylece

Gördümki ateşte cımbızda yokmuş

Fikir çilesinden büyük işkence… (N.F.K / Çile)

Sayfa:45 ;

Teki, tek olanı, mutlakı, mutlak olanıarayan ruhum, aradığının değil, kendi varlığının sıkıntısı içinde bunalıyor; ve dediğimiz seziş zevkini kaybettikçe anlamayı da kaybettiği hissini veren cehennemden beter bir azaba düşüyordu.

Sayfa:64 ;

Ve ıstırap, ıstırap, ıstırap… Kendi kendine gelmediği zaman zorla arayıp da bulduğum, bulmak için her şeyi yaptığım, her vesileyle tökezleyip dümdüz yürümeye razı olmadığım ve daima inhisarına istekli çıktığım ıstırap…

Sayfa:98;

İmam Gazalinin bile midesine aylarca tek damla suyu bile kabul ettirmeyen ve (Paskal)ın beyninde urların en müthişini kabartan kanlı fikir çilesinden payıma düşenleri anlatmaya kalkmayaca

O ve Ben

Necip Fazıl

Sayfa:67-68 ;
Sene 1928… Benim şiir diyapazonumunherkesçe beğenilmek noktasından en dik irtifaları kaydettiği basamak… Bütün eser mevcudum o zaman 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkımda yazılıp çizilenler bunun on mislini aşmakta… Yakup Kadri, Alp Dağlarından gönderdiği makalelerde beni ilk defa tarafından keşfedilmiş bir deha diye belirtir. Nurullah Ata (Ataç) benim gedikli meddahım geçinir; İsmail Habib de, bendeki his ve hayal yüksekliğine hiçbir şairin çıkmamış olduğunu kaydeder, Peyami Safa ile Mustafa Şekip de işi, dürüst fikir planında incelemeye çalışır; ve daha ileride de Yaşar Nabi, ismimi diye anarken…
Bunları niçin ortaya döküyroum, biliyor musunuz; bunları, bu teneke madalyaları?.. Ben , O Tepenin rüzgarını aldıktan ve müslümanlığımı bayraklaştırdıktan sonra, bu insanlardan bir ikisi müstesna, hemen hepsi ve daha niceleri benden yüz çevirdi ve beni, diye yaftaladı da ondan.
Görüldüğü gibi Necip Fazıl devrin önde gelen edebiyatçıları ve daha nice aydın(!) tarafından övülüyor .Öyle ki Yakup Kadri bile Necip Fazıl’ın gölgesine sığınıp onu kendisinin keşfettiğini söyleyerek Necip Fazıl’ın gücünden pay almak istiyor. sanatı ittifakla övülen bu kişi hayat görüşünü değiştirdikten sonra neden dışlanıyor??? Sanatından bir şey kaybettiği için mi? Aksine asıl Sanatkarı bulup sanatına paha biçilmez bir değer kattığı için mi?!
(Yakup Kadri, Necip Fazıl’ı ilk keşfeden değil, şiirlerini ilk yayınlayandır

o ve ben

analitik