22 Nisan 2009 Çarşamba

KIŞLA DÜZENİ VE ASKERî KOMUTLAR AYNEN DEVAM EDİYOR

Millî Eğitim Bakanlığı, 1965 tarihli ''Okulların Merasim Geçişi Yönetmeliği''ni kaldırıp, yerine ''Milî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi'' ismiyle yeni bir yönerge hazırladı. Yapılan değişiklik, eski yönetmelikte yer alan manga, komutan gibi tabirlerin kaldırılmasıyla sınırlı tutulurken, geçit töreni yürüyüşlerinin kışla düzeninde yine askerî komutlarla yaptırılmasını öngören düzenlemeler büyük ölçüde aynen muhafaza edildi.

PROTOKOLE TEKMİL: “GRUPLAR TÖRENE

HAZIRDIR, ARZ EDERİM”

Protokol mensupları yaklaşınca, tören yöneticisi ''Hazır ol, Dikkat, Sağa/Sola Bak'' komutunu verip ''Sayın valim/kaymakamım, gruplar törene hazırdır. Arz ederim'' şeklinde takdimini yapacak. Öğrenciler, protokol mensuplarını karşılarına gelinceye kadar hazır ol duruşta başları ile takip edip; vali/kaymakamın ''Bayramınız kutlu olsun'' sözüne hep birlikte ve yüksek sesle ''Sağol'' diye karşılık verecekler.

Bu kafayla nereye marş marş!

MİLLî Eğitim Bakanlığı (MEB), yürürlükten kaldırılan 1965 tarihli ‘’Okulların Merasim Geçişi Yönetmeliği’’nin yerine ‘’Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi’’ ismiyle yeni bir yönerge hazırladı.

Alınan bilgiye göre, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konan yönerge, MEB’e bağlı her derece ve türdeki resmi/özel örgün ve yaygın eğitim okul/kurumlarının Ulusal Bayram, resmi bayramlar (Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile Zafer Bayramı), Atatürk’ün il, ilçe ve diğer yerleşim birimlerine yaptığı ziyaret ve gezi tarihlerinin yıl dönümü olan günleri ve mahalli kurtuluş günlerindeki geçit töreni uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenliyor. Yönergeye göre, koordinasyonu MEB’de olan bayram kutlamalarının, programa göre akışını sağlamak üzere il/ilçe eğitim müdürlüklerince önerilen, mülki idare amiri tarafından onaylanan teknik komitede görevli bir beden eğitimi öğretmeni tören yöneticisi olacak. Tören yöneticisi, bayramın başlama saatinden bitiş saatine kadar kutlama komitesince kesinleşen program akışını takip edecek. Törene katılan okulları, Bayrak, flama, boru trampet takımları ile diğer kurum ve kuruluşları tören alanında programa göre düzenleyecek ve tören alanında gerekli ilk yardım tedbirlerinin alınmasını sağlayacak.

TÖREN DÜZENİ NASIL OLACAK?

Törene katılacak okullar, tören alanının konumuna göre tören düzeni alacaklar. Okullar, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramında teknik komite tarafından belirlenen esaslara göre tören alanında yerlerini alacak. Okullar arasında üç adım aralık bulunacak. Bayram kutlaması için protokol mensupları öğrenci grubuna yaklaşınca, tören yöneticisi ‘’Hazır ol, Dikkat, Sağa/Sola Bak’’ komutunu verdikten sonra ‘’Sayın valim-kaymakamım gruplar törene hazırdır. Arz ederim’’ şeklinde takdimini yapacak.

Öğrenciler, bayramı kutlayan protokol mensuplarını karşılarına gelinceye kadar hazır ol duruşta başları ile takip edecekler ve vali/kaymakamın ‘’...Bayramınız kutlu olsun’’ seslenişine hep birlikte ve yüksek sesle ‘’Sağ ol’’ şeklinde karşılık verecekler. Tören yöneticisi, kutlamanın bitmesi ve protokol mensuplarının şeref tribününde yerini almasından sonra ‘’İstiklal Marşı. Hazır ol. Dikkat!’’ komutunu verecek. İstiklal Marşı’nın bitimini takiben ‘’Rahat’’ komutu ile öğrenciler rahat duruşa geçecek. Bu komutla seyyar bayrak direği ve seyyar flama direğini tutan öğrenciler direkleri taşıma askısından çıkararak, alt uçları yere değecek şekilde sağ elle tutacak. Tören duruşu, İstiklal Marşı, geçit töreni ve çelenk sunma törenlerinde seyyar bayrak direği ile seyyar flama direkleri taşıma askısında takılı bulundurulacak.

GEÇİT TÖRENİ

Koordİnasyonun MEB’e verildiği bayramlarda, geçiş töreninde, tören yöneticisi, bayrak grubu, flama grubu, teknik komite, izci grubu, gösteri grupları, halk oyunları grubu, ilköğretim ve ortaöğretim okulları; kuruluş tarihine, aynı olması durumunda ise alfabetik sıraya göre, askeri lise ve polis koleji grubu, üniversiteler; kuruluş tarihine, tarihlerin aynı olması durumunda ise alfabetik sıraya göre, kutlama komitesince törene katılması uygun bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlar şeklinde sıralanacak. Tören yöneticisi, ‘’Geçit töreni. Hazır ol. Yerinde say. Marş!’’ komutunu verecek ve bu komutla bayrak, flama ve öğrenci grupları ile boru trampet takımının tertip almasından sonra ‘’İleri marş’’ komutunu vererek, bayrak grubunun önünde geçit töreni gerçekleştirecek. Geçit töreninde gruplar arasında altı adım aralık bulunacak. Grup sorumluları, arkasındaki grubunun ön sırasında üç adım önünde yürüyecek.

SELÂMLAMA

Geçİt töreninde selâmlama, protokol mensuplarının yer aldığı şeref tribünü önündeki yürüyüş güzergahının kırmızı işaret levhalarıyla başlangıç ve bitimi belirlenen şekilde gerçekleştirilecek. Yönergeyle, tören yöneticisinin, bayrak grubunun, flama grubunun, teknik komite üyeleri ve diğer görevli öğretmelerin, grup sorumlusu izci liderinin, kız ve erkek öğrenci gruplarının selamlama şekilleri ayrı ayrı düzenlendi. Kız öğrenci grupları, kırmızı işaret levhaları arasındaki yürüyüş güzergahında ayak parmakları önce, taban sonra yere değecek şekilde kolları sallayarak, erkek öğrenci grupları ise aynı güzergahta diz çekip, kolları sallayarak uygun adımla yürürken sıraların sağ başındakiler ileri bakarak, diğerleri ise şeref tribününde geçit törenini ayakta kabul eden protokol mensuplarını başlarıyla ve bakışıyla takip ederek selamlayacak. Okul trampet takımlarının, garnizon komutanlığı veya belediye bandosu eşliğinde geçiş yapması durumunda davul çalınmadan geçilecek.

TÖREN KIYAFETLERİ

Törene katılan öğretmen ve öğrencilerin kıyafetleri mevzuata uygun olacak. Buna göre, öğretmen ve öğrencilerin kıyafetleri, ‘’Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’’ ile ‘’Milli Eğitim Bakanlığı ile Diğer Bakanlıklara Bağlı Okullardaki Görevlilerle Öğrencilerin Kılık Kıyafetlerine İlişkİn Yönetmelik’’te belirtilen hükümlere, üniversitelerde görevli öğretim elemanı ve öğrencilerin ise geçit törenine katılmaları halinde kıyafetleri yine bu yönetmelik hükümlerine uygun olacak. Bayram kutlamalarında gösterilere katılan öğretmen ve öğrenciler, hareket ve mevsim özellikleri dikkate alınarak, teknik komite tarafından belirlenen ve kutlama komitesi tarafından kabul edilen kıyafetleri giyecek.

Lieberman'dan Obama'ya mesaj: Amerika, biz ne dersek onu yapar

İsrail'in aşırı sağcı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Avigdor Lieberman, ABD Başkanı Barack Obama'ya Ortadoğu sorununun çözümünde İsrail'e uymak zorunda oldukları mesajı verdi. İki hafta önce bir Rus gazetesine verdiği demeç dün İsrail basınında bir kez daha yayımlanan Lieberman, Obama yönetiminin sadece İsrail isterse yeni barış girişimlerinde bulunacağını ifade ederek, "İnanın bana, Amerika bizim bütün kararlarımızı kabul eder." diye konuştu.

İsrail basınının Lieberman'ın röportajını, Barack Obama'nın İsrail ve Filistinlileri barış yolunda somut adım atmaya çağırdığı önceki günkü açıklamasından sonra yayımlaması dikkat çekti. Obama, "Ebediyyen konuşup duramayız." demişti. Obama'nın ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Mısır lideri Hüsnü Mübarek ile ayrı ayrı Washington'da görüşeceği duyurulmuştu.

EN BÜYÜK TEHDİT İRAN DEĞİL

Filistinli yetkililer, dün Abbas'ın 28 Mayıs'ta Beyaz Saray'da olacağını açıkladı. Diğer görüşmelerin 6 Haziran'a kadar yapılması bekleniyor. Rus göçmeni Lieberman, Moskova'nın Ortadoğu sorununun çözümünde hak ettiği rolü almadığını ifade ederken, İran ile ilgili de ilginç açıklamalar yaptı.

Uzun yıllar Tahran'ı İsrail için en büyük tehdit olarak gören Avigdor Lieberman, bu kez İran'ı ikinci sıraya alarak, kendileri için en büyük stratejik tehdidin Afganistan ve Pakistan olduğunu dile getirdi. "Pakistan nükleer ve istikrarsız, Afganistan'da ise Taliban'ın kontrolü ele alma potansiyeli var." derken bölgede 'Bin Ladin ruhunun' harekete geçebileceği uyarısını yaptı. Lieberman, Pakistan ve Afganistan'ın tüm küresel düzene tehdit oluşturduğunu da iddia etti. İsrail'in şahin görüşleriyle bilinen Dışişleri Bakanı, Irak'ı ise tehdit algılamasında üçüncü sıraya yerleştirdi. Lieberman, karşı olduğu bilinen Filistin devletinin kuruluşuyla ilgili de yine olumsuz konuştu. İki devlet çözümünün hoş bir slogan olduğunu ancak özünde eksiklik bulunduğunu savundu.

Bu arada, İsrail ordusu, Gazze saldırılarıyla ilgili soruşturma raporunda, 'uluslararası hukuk kurallarına göre hareket ettiğini' ileri sürdü. Raporda, 'bazı yanlışlıklar sonucu' talihsiz sivil kayıplar yaşandığı ifade edildi. DIŞ HABERLER SERVİSİ

Arap Barış Planı'nı da sildi: İsrail'in imhası için reçete

Avigdor Lieberman, Arap Barış Planı'nı "İsrail'in imhası için bir reçete" olarak tanımladı. İsrail ordu radyosu, önceki gece dışişleri bakanlığında düzenlenen bir toplantıda Lieberman'ın, "Bu, tehlikeli bir öneri ve İsrail'in imhası için bir reçete." dediğini duyurdu. Lieberman, bu sözleriyle 'Arap barış inisiyatifini' temel alarak İsrail'in kendi bölgesel barış planını hazırlamasını isteyen Savunma Bakanı Ehud Barak'ın açıklamasıyla da çelişkiye düşmüş oldu. Radyoya göre Lieberman, söz konusu inisiyatifin en sorunlu bölümünün Filistinli mültecilerin geri dönüş haklarını içermesi olduğunu belirtti.

Birey, cemaat, devlet

Dürüstçe söylemem gerekiyor ki kim danışmanlık yapıyorsa Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'a yanlış bilgi veriyor. O kadar çok hata yapılıyor ki! Tespit yanlış, teşhis yanlış, terkip yanlış. Mesela zannediliyor ki köyden şehre gelmiş fakir çocukları, barınacak mekân bulamayınca 'bazı cemaatler' onlara imkân sağlıyor ve onlar da bilmecburiye bu yapıların sunduğu imkânlara boyun eğiyor.

Yanlış. Belki on beş-yirmi sene önce bir doğruluk payı vardı bunun; ama şimdi bu varsayım kocaman bir şehir efsanesi. Çünkü cemaat dediğiniz yapı zaruretlerden çok, iradi bir tercih konusu haline gelmiştir. Yani, insanlar kendi kültür ve kimliklerinden kopmamak için sivil bir tercih kullanıyor. O yüzden bünyede çok sayıda zengin çocukları da bulunuyor. Cemaat irtibatı iddialarıyla gündeme gelen özel kolejlere ve üniversitelere, dershanelere gösterilen olağanüstü ilgiyi fakirlikle nasıl izah edebilirsiniz mesela? Zaten konu sadece öğrenci değil ki! Esnaf, işadamı, sanayici, sanatçı, sporcu, mimar, doktor...

Şu gerçeği kabul etmezseniz ilk düğmeyi yanlış iliklemiş olursunuz: İnsanlar kendi iradeleriyle bir tercih kullanıyor, zorlamalar ya da zaruretler ile değil. Kim kime nasıl baskı yapacak ki bu insanlar kendini bir cemaat üyesi görmeye mecbur hissetsin? Meseleyi 'sosyal devletin boşluğuna' dayamak, sosyal bir gerçeğe gözlerimizi kapamaktır. Mesele gayet açık: Karşımızda gönüllü hareketler var; illegal yapılar değil. Katılmak isteyen dilekçe verme zarureti olmadan gelip katılıyor; ayrılmak isteyen de istifa dilekçesi verme ihtiyacı hissetmeden 'hadi bana eyvallah' deyip çekip gidiyor. İşte buna modern toplumlarda sivil toplum kuruluşları deniyor. Güdümsüz, bağımsız, sivil...

Tam bu aşamada karşımıza yeniden 'tek tip insan' korkusu çıkıyor. Güya 'din eksenli cemaatler' tek tip insan yetiştiriyormuş. Mümkün mü? Hayır. Her şeyden önce bireyi yok edecek bir telkin İslam'ın ruhuna uygun değil; çünkü o din her bireyi doğrudan Allah ile muhatap ediyor. Kaldı ki bu çağda ne birey körü körüne buyurgan bir yapıya boyun eğer ne toplum. Kim razı olur tek bir kalıba girmeye?

İnsanların bir kalıba sokulamadığı, zan altında bırakılan kişilerin her dinden, her dilden, her görüşten insanla rahat diyalog kurmasından belli. Bu topluluğun içinde her etnik gruptan, her mezhepten, her düşüncede insan bulunmaktadır. Toplumsal ayrışmalarda birleştirici ve barışçı bir dil kullanan ve gördüğü ilgi ile samimiyet testinden defalarca geçmiş kitlelerin insanları tek bir şablona zorladığını iddia etmek gerçeklerle ters düşmek anlamına gelir.

Cumhuriyetimizin kazanımları açısından çok önemli bir nokta daha var: Dindar kitleler demokrasiyi içine sindirmiş durumda. O kadar ki 'Keşke modernleşmeyi kimseye kaptırmayan kitleler de demokrasiyi bu kadar sindirebilseydi!' demek zorunda kalıyorsunuz. Soran, sorgulayan, eleştiren, istişarenin hakkını veren, özgür düşüncenin bütün renklerine kanat çırpan kitleler 'tek tip insan' suçlamasıyla karşı karşıya getiriliyor. Olacak şey değil. Ülkeyi içine kapamak ve anti demokratik yollardan aristokratik düzenin devamını isteyenler özgürlükçü sayılıyor. Bir tuhaflık yok mu bunda?

'Bazı cemaatler' dünyanın dört bir yanında kozmopolitan kültürlerle ufuk turu yaparken ufuk körlüğüne yakalanmış bazı kitleler de ülkeyi bir çeşit faşizme sürüklüyor adeta. Kimin ufku ne kadar genişse özgürlük boyutu da o kadar engindir. Kim ne kadar geniş kitlelerle kucaklaşıyorsa o kadar çoğulcu ve katılımcı demokrasiden nasibini almıştır ve her kim 'herkes benim gibi düşünecek' emriyle hareket ediyorsa, o da kendini toplum karşısında o kadar sevimsiz hale getirir ve kendini geniş kitlelerden tecrit eder. Açık söylüyorum: Bir gün cemaatler insanlara 'tek tip olun' dese içeride çatlamalar olur; tıpkı devletlerin toplumlara 'tek tip olun' buyruğunu dayatmasıyla çatlamalar olduğu gibi... e.dumanli@zaman.com.tr

20 Nisan 2009 Pazartesi

Zariften Şiir

Bir ilk kurşun
Bir çıra gibi yanan ülke
Ekinler ağıllar alev alev
Sakallarından tutuşturulup yakıldı
Dedeler her köyde
Ak saçlı
İpince yürekli
Nenelerin ve çocukların gözleri önünde

(Ve dolar sığmıyor evlere
çarşafların içi makyaj ve leke)

birkaç kurşun daha
birkaç kırbaç daha
ufak bir meclis ve derken
gür sesli gür bir meclis
kavi bir halka
kalbler bir mesaj kavşağı
kan barajı*

Akşamlar nasıl ağır.
Sabahlar nasıl zinde*.

Zarif şiirler

ACZ'i kurcaladım yüreğimi yontarak
hani senin gezdiğin
otostop caddelerinden geçtim
hani şu yalnızlığın caddelerinden...

az gittim uz gittim cadde boyu düz gittim
hani ben de seccademe davranıp
şöyle serip en kalabalığına kaldırımın
belki de dört rekât aydınlık dağıtmak için
açtım seccademi
kaldırımın alnıma en müsait yerine

hani kalabalığın uzletine
zarif bir dua üflemek gibi
nazire olsun diye adına
hani sana yakışanından olsun diye belki de
belki de adını gülümsemek için
kalabalık bir koroyla

çok sesli bir dua adadım
kırk yedi kere
adına...
cahıt zarıfoglu

? Soru İşaretlerinden Biri

? Soru İşaretlerinden Biri


Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş

Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke

Dikilsen dağların ötesini tutar elin

Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde

Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun

Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde

O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer

Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde

Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni

Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse

Bir deli akıl çırpınıyor aramızda

Rızık korkusu can korkusu baş mesele

Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden

O büyülü çiçekleri yol arın bir kere

Başını eğmiş zalimleri dinlersin

Dersin 'lokmam ellerinde'

Filistin bir sınav kağıdı

Her mü'min kulun önünde

De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır

De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine



Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu şiirleri

Yanakları, saçları, gözleri yanmış,
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları,
Yahudi doğramış analarını,
Binlerce çocuk topların, betonların altında.


Beyrut'un gözyaşları şimdi,
Kudüs'ün yanıbaşında,
Müslümanlarsa uzakta,
Sanki başka,
Gelinmez bir dünyada.

Acın, bir vadi,
Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.

Gözüm baksın sadece,
Ayrıntıları,
Kıvrılıp kırılmış bilekleri,
Kemikten yakılmış etleri,
Kuma serilmiş cesetleri,
Büyük ajansların yaydığı resimleri,
Bir seyirci gibi görsün dursun,
Bir kadın gibi ağlasın..

Beyrut yengeç kıskacında,
Çoğu müslüman kafir yanında,
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.

Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar, bir şamar olsun.

Filistin, sen işine bak, kar toprağını,
Yoğur gazabını Yaradanın..

Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?
Çam ormanlarının salınışında,
Kuşların cıvıldayışında,
Otların serin tenlerinde.
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini,
Bir ateş bulutu var en bildik yerde,
En emin yerde.

Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar
Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.

Farzet körsün, olabilir,
Elele tut,
Taş al ve at,
Kafiri bulur.

Hani ceylanların,
Hani cihat marşın?

Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?
En arka safta bile kalmadın,
Cengi attın, dünyaya daldın,
Tezeğe konan sinekler gibi.

Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.


Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...

* * *

Cahit Zarifoğlu (1940 - 1987)

analitik