13 Mart 2009 Cuma

süper videolar




8 Mart 2009 Pazar

CHP yine başörtü dağıtıp oy istedi


Mahalli seçimler yaklaşırken başörtüsü düşmanı Kemalist CHP, yine pragmatik yaklaşımıyla Pendik’te başörtüsü dağıttı





İstanbul'da dün 22 Temmuz seçimleri öncesine benzer bir tablo yaşandı. Pendik Belediye başkan adayı Mehmet Salih Usta ve CHP'li kadınlar sokak sokak dolaşarak başörtüsü dağıttı. Usta, eşarpları 'başörtülü bayanlar ile örtüşmek' için dağıttıklarını söyledi.

Başörtüsüne karşı olmadıklarını, inanç özgürlüğünü sonuna kadar savunduklarını kaydeden Usta, 50 bin başörtüsü dağıtmayı hedeflediklerini ifade etti.

CHP'li grup sabah erken saatlerden itibaren ev ve işyerlerine ziyarette bulundu. CHP'liler vatandaşlara gül, başörtüsü, fular ve oyuncak dağıttı. Başörtüsü bazı vatandaşları memnun ederken bir kısmı CHP'nin daha önce başörtüsüne karşı tavır takındığına dikkat çekti. Pendik Belediye başkan adayı Usta ise başörtüsünü halkla kaynaşmak amacıyla dağıttıklarını belirtti. Usta, "Pendik'te 370 bin seçmen var. Burada 81 ilden insan yaşıyor. Pendik mini bir Türkiye'dir. Biz insanlarla örtüşmeye ve yüzleşmeye çalışıyoruz. Başörtüsü bizim bir gerçeğimizdir. İnanarak örtünen kardeşlerimize başörtüsü hediye ediyoruz. CHP inançların teminatıdır. Olumlu tepkiler alıyoruz, başörtüsüne karşı olmadık, tam tersine onların inanç özgürlüğünü sonuna kadar savunduk. Bacılarımızla örtüşmek için başörtüsü dağıtıyoruz. Oy avcılığı adına bunu yapmadık. Pendik'in gerçeğidir bu." şeklinde konuşurken yalan üstüne yalanlar sıraladı.

22 Temmuz'da Yozgat ve Trabzon'da da dağıtılmıştı

CHP, 22 Temmuz seçimleri öncesinde de benzer bir girişimde bulunmuştu. Partinin kadın kolları Yozgat ve Trabzon'da başörtüsü dağıtmıştı. Ayrıca Sakarya'da başörtüsü seçim otobüsünde kullanılmıştı. Yerel seçim öncesinde "çarşaf açılımı" yapan ve her mahalleye Kur'an kursu vaadinde bulunan CHP; farklı bir olayla da gündeme gelmişti. Çarşaf açılımının samimi olmadığını ileri süren çarşaflı bir kadın parti otobüsünde tartaklanmıştı.

Haksoz haksöz

Mustafa Balbay’dan Mossad'a İran Servisi!

“Ergenekon Terör Örgütü” soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay hakkında şok belgeler ortaya çıktı. Balbay, TSK’nın İran ile ilgili istihbarat bilgilerini elde ederek bunları İsrail’deki bir e-posta adresine göndermekle suçlanıyor.

Tutuklu sanık Mustafa Balbay'ın, TSK'ya ait gizli bilgileri İsrail gizli servisi MOSSAD'a gönderdiği iddia ediliyor...

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin ve MİT'in, Mustafa Balbay'ın İsrail bağlantısını araştırdığı öğrenildi. Mustafa Balbay'ın bilgisayarından sildiği, fakat İstanbul Emniyeti uzmanları tarafından kurtarılan belgelerde TSK'nın hazırladığı İran, Irak ve Suriye'nin askeri ve beşeri yapısına ilişkin belgeler bulunduğu iddia edildi. E-posta ayrıntılarında ise Balbay'ın kaynağı İsrail'e uzanan bir e-posta adresine TSK, İran, Irak ve çevre ülkelerin askeri bilgilerini, demografik yapılarını aktardığı ileri sürüldü.

Sorgu sırasında Mustafa Balbay'ı 'Bilgisayarımdan silmiştim, nasıl ulaştınız' diye panikleten Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait gizli belgeler, dudak uçuklatan detayları ile dikkat çekiyor. Adeta bir istihbarat görevlisi gibi çalıştığı ortaya çıkan Balbay'ın elde ettiği ve TSK'nın askeri planlamalarda kullanmak üzere arşivlediği gizli belgelerin, Türkiye'yi, ilişkilerini yeni yeni düzeltmeye başladığı komşu ülkeler nazarında zor durumda bırakacağı kaydediliyor.

TSK'NIN İRAN, IRAK VE SURİYE'YE İLİŞKİN ASKERİ VE BEŞERİ HER TÜRLÜ TESPİT VE İSTİHBARATI BALBAY'DA

Mustafa Balbay'ın el konulan bilgisayarında bulunan ve silindiği anlaşılıp uzmanlar tarafından kurtarılan şifreli belgeler arasında çıkan 74–75 ve 82 numaralı klasörlerde çok gizli belgeler yer alıyor.

Balbay'ın bilgisayarında ele geçirilen şifrelenmiş klasörlerde çıkan belgelerin bir kısmı ise şöyle:

74 numaralı klasörde Genelkurmay Başkanlığı 2. Başkanı Orgeneral Ergun Saygun'a ait ve 'sağ yarısı' isimli 23 Kasım 2006 tarihli doküman.

75 numaralı klasörde Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığı'ndan çıktığı anlaşılan belgeler. Yine aynı klasörde gizli ibareli, "Türkiye Cumhuriyetinin İç Güvenliğinin Tesis Edilmesi ve İç Güvenlik Konsepti" içerikli döküman. TSK'ya ait askeri terimler içeren gizli ibareli ve İran'la ilgili gizli askeri değerlendirme raporu.

TSK'ya ait psikolojik harekât ile ilgili döküman.

Komşu ülke (İran) kara kuvvetlerine ilişkin silah araç ve gereçlerinin belirtildiği döküman. "Türkiye'ye komşu ülkelerin davranış ilkeleri" isimli, Silahlı Kuvvetler tarafından hazırlanmış rapor. 82 numaralı klasörde, TSK tarafından hazırlanıldığı belirtilen Türkiye'ye komşu ülkeler İran, Irak, Suriye'nin askeri durumu, mevcut silah kapasitelerine ilişkin önemli bilgilerin yer aldığı döküman, Türkiye'ye komşu ülkelerin etnik ve dini yapısına ilişkin döküman.

Yine Genelkurmay Başkanlığı'nın çok gizli ibareli komşu bir ülkeye ilişkin stratejik istihbarat kitabı ve bu kitabın ekindeki gizli ibareli bölümler.

Üzerinde gizli kaşeli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nce hazırlanmış, komşu bir ülkenin (Suriye) istihbarat silahlı kuvvetlerine ilişkin istihbarat raporu ve bu raporun ekindeki aynı ülkeye ait sivil savunma teşkilatı, askeri okullar ve bu ülkenin istihbarat teşkilatına ilişkin dökümanlar, aynı ülkenin bakım onarım tesisleri ve bu ülkenin kara kuvvetlerinin konuşlanması, birliklerinin konumlarına ilişkin ayrıntılı dökümanlar, çok sayıda gizli ibareli rapor.

STRATEJİK BELGELERİ KİTAP YAZMAK İÇİN TEMİN ETMİŞ

Sorgu sırasında Mustafa Balbay'a, TSK tarafından hazırlanan komşu ülkelerin silahlı kuvvetlerine ilişkin 'gizli' ibareli istihbarat raporlarının kendisinde ne aradığının sorulduğu, Balbay'ın ise savcı Zekeriya Öz'e, belgelerin gazetecilik mesleğinden dolayı kendisine ulaştığını savunduğu belirtildi. Balbay'ın "Bu belgeler bana gazetecilik mesleğinden dolayı ulaşmış belgelerdir. Ben bunları kitabımda kullanırım düşüncesiyle aldım" dediği aktarıldı.

7 Mart 2009 Cumartesi

Saadet, Doğan Grubu ve CHP ahmet taşgetiren

Saadet Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu, pazar akşamı, Piyer Loti'deki Turkuaz Otel'de, medyadaki dost çevre ile birlikte oldu.

Değerlendirmelerde iki konu öne çıktı:

-Oy bölünmesinin CHP'nin işine yarayabileceği görüşü.

-Doğan Grubu ile ilişkinin pozitif – negatif tarafları.

Oy bölünmesinin CHP'ye yarayabileceği görüşü, öteden beri sağ – muhafazakar camiada önemsenen bir konudur. Bu seçimde de gündeme gelmesi tabiidir. Bu, bugün olduğu gibi sadece Saadet için değil, zaman zaman BBP için, MHP için de söz konusu olmuştur. Şimdilerde İstanbul'da Ak Parti – CHP mesafesi çok açık durumda ve şu anda bunu riske atacak bir bölünme ihtimali gözükmüyor. Ama Ankara'da durum, bu açıdan ciddidir. Gökçek'le Karayalçın'ın oyları başababaş durumda gözüküyor ve MHP adayı Mansur Yavaş, yüzde 15'lerde oy alıyor. MHP oylarının Gökçek'ten alındığı farzedildiğinde “Sağ oylar”ın dağılması ve Karayalçın'ın ipi göğüslemesi ihtimali ortaya çıkıyor.

Bu değrelendirmelerin asıl şoku, seçimden sonra yaşanır ve “Oylar bölündü, ve kimsenin istemediği falanca kazandı” denir.

Saadet de şu anda, bir çok yerde böyle bir söylemi göğüslemek durumunda. Muhtemel ki Saadet seçmeni de “Biz gelemeyeceksek, isterse CHP gelsin” demiyordur ve bölünme kaygısı asıl burada etkili oluyordur. Adayların çevresinde zaman zaman öfkeyle oluşan “İsterse CHP gelsin” söylemi dikkate alınır mı, doğrusu ben tavsiye etmem.

Şu anda bir başka önemli sorun, Doğan Medya Grubu ile ilişkiler noktasında ortaya çıkıyor.

Doğan Grubunda yer alan yazılı-görüntülü medya organlarının seçim sath-ı mailinde Saadet sözcülerine yer açmakta özel bir çaba gösterdikleri gözlerden kaçmıyor.

Bu, bir noktadan bakıldığında “Düğün değil, bayram değil...” cinsinden bir ilişkiyi andırıyor.

Doğan Grubunun niyeti anlaşılabilir: Ak Parti iktidarına karşı, adeta can düşmanı seviyesinde en büyük muhalefeti onlar yapıyor. Ve onlar için, Ak Parti iktidarına vuran herkesin sesine sahip çıkmak, şu anın yayın politikası durumunda.

Bu amaçla, Saadet'i de, ortak muhalefet cephesine katmak, yabana atılır bir hamle sayılmaz.

Hatta, Saadet'in vuruşu, içerden bir vuruş niteliği ile, CHP'nin vuruşundan bile daha etkili olabilir.

Onun için davet edin Saadet liderini, Ak parti'ye ver yansın etsin. davet edin, bir tanınmış büyük şehir adayını, ver yansın etsin....

Bu amaçla, “islami kesim”de etkili olan yazarların çıkışları da “vurucu” bir misyon üstlenebilir.

Yeter ki, Ak Parti'ye vurulsun.

Bu arada CHP'ye yönelik güzellemeler olursa tadından yenmez.

Çünkü amaç, ne Ak Parti yerine Saadet'in gelmesi ne de “islamcı yazar”ın idealleri yönünde bir adım atılmasıdır.

Doğan Grubu ile bu ilişkilerdeki sorunlu taraf, bu grubun üstlendiği misyonun sadece gazetecilik olmamasında yatıyor.

Bu grubun bir misyonu var ve o misyon çerçevesinde sizi bir yere oturtuyor. Yani o yere uygun olduğunuz ölçüde yer bulabiliyorsunuz bu medya grubunda.

O yüzden, Doğan Medya Grubunda varolmak, gerçekte size mi bir şey kazandırıyor, yoksa bir başka politikaya mı?

Saadet'e muhabbetle bakan toplum kesimleri, böyle bir sorgulamayı yapıyor.

Çünkü bu camia, Doğan Medya Grubunun, siyasi – ideolojik anlamda, Saadet'in, üzerinde yapılandığı değerlerle barışık değil. Yayın politikaları, tam da Saadet'in oturduğu zemini yok etme amacına yönelik.

Hatta, aynı toplum kesimleri, şu anda iktidarda Saadet olsa, (Refah döneminde olduğu gibi) Doğan Grubunun bundan daha çetin bir mücadeleyi onlara karşı göstermekten geri kalmayacağını tecrübe ile bilmektedirler.

Doğan Grubuna bağlı falanca tv kanalında veya falanca gazetede bir SP'li önder tarafından Ak Parti iktidarına karşı yapılacak bir suçlama, SP'ye bir şey getirir mi?

Asıl soru budur.

Bu seçim, Saadet'in Numan Kurtulmuş'un elinde yeniden koza örme dönemine denk gelmiş bulunuyor. Henüz şu soru tam cevaplanmış değil: “Saadet aslında ne oldu?”

Bana göre Saadet'in önü açık. O yapı, siyaset yapabilme potansiyeline sahip. Ama belki bu koza örme sürecinin hiç olmazsa bir ölçüde tamamlanmasından sonra... Ben Numan Kurtulmuş'un bu yapıya vereceği emeği önemsiyorum. Bu seçimde puan yükselmezse, bunun asla Numan Kurtulmuş'a veya başkan adaylarına fatura edilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum.
Numan Kurtulmuş'un sorumluluk üstlendiği Saadet, Ak Parti'den epeyce farklıdır. Ama ben düşünüyorum ki, Refah'tan, Fazilet'ten de bir ölçüde farklı olacaktır. İşte asıl bu ara frekansı biçimlendirmek önem taşıyor.

Ek belgeleri görünce şaşırdı: Ben bunları bilgisayarımdan silmiştim

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile adı 'Karargâh Evleri'yle gündeme gelen Neriman Aydın, cezaevine gönderildi. İkilinin 8 ay önce gözaltına alındığında el konulan bilgisayarında çıkan belgeler sebebiyle yeniden gözaltına alındığı öğrenildi.

Balbay ve Aydın dün hakim karşısına çıktı. Mahkeme, şüphelileri 'cebir ve şiddet kullanarak TC hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüsten' tutukladı. Balbay Metris'e, Aydın ise kadın tutukevine nakledildi. Balbay, 10 saatlik sorgusunda 95 sayfa ifade verdi. Yeniden gözaltı süreci şöyle yaşandı: Balbay'ın el konulan bilgisayarında daha önce silinen bazı belgelerin olduğu belirlendi. Uzmanlar silinen dosya, belge ve yazışmaları kurtarmayı başardı. Bu evraklar savcılığa gönderildi. Belgelerde, darbe içerikli konuşmaların ve Ergenekon'dan tutuklanan bazı kişilerle yapılan konuşmaların bulunduğu iddia edildi. Sorguda, belgelerin kendi bilgisayarından çıktığının söylenmesi üzerine Balbay'ın şaşırdığı ve "Bu dosyaları silmiştim." dediği iddia edildi.

Mustafa Balbay ve Neriman Aydın, Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Balbay'ın yaklaşık 10 saat süren sorgusunda 95 sayfa ifade verdiği öğrenildi. Alınan bilgilere göre, Balbay'ın bilgisayarından daha önce sildiği dosyalar bilgisayar uzmanları tarafından kurtarıldı. Belgeler savcıya gönderildi. Darbe içerikli konuşmaların yer aldığı belgelerde, soruşturma kapsamında tutuklanan bazı kişilerle yapılan konuşmalar ve hükümete yönelik bazı eylem planlarının bulunduğu iddia edildi. Balbay, bilgisayarından çıkan belgeler hakkındaki sorulara cevap vermedi. Kendisine yöneltilen soruların bilgisayarından çıktığının söylenmesi üzerine, "Ben bu dosyaları silmiştim." ifadesini kullandı.

Balbay ve Neriman Aydın, savcılıktaki sorgularının ardından tutuklanmaları istemiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkeme, Balbay'a, 'TSK tarafından hazırlanan komşu bir ülkenin silahlı kuvvetlerine ilişkin 'gizli' ibareli istihbarat raporlarının kendisinde ne aradığını sordu. Balbay, belgelerin gazetecilik mesleğinden dolayı kendisine ulaştığını savundu. Sorguda, Balbay'ın Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'le ilişkisi de gündeme geldi. Mahkeme heyeti, yaklaşık 6 saat süren sorgulamanın ardından Balbay ve Aydın'ın tutuklanmasına karar verdi. Balbay Metris Cezaevi'ne, Aydın Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne gönderildi. Söz konusu şahıslar, daha sonra Ergenekon davasının görüldüğü Silivri'ye nakledilecek. Şüphelilerin tutuklanma gerekçelerinin 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek' olduğu öğrenildi. Türk Ceza Kanunu'nun 'hükümete karşı suç' başlığı altındaki 312/1. maddesini kapsayan bu suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını öngörüyor.

'Genç subaylar tedirgin' haberini Ersöz'le görüştüm

Mustafa Balbay ve Neriman Aydın, Ergenekon soruşturması kapsamında ilk olarak 1 Temmuz 2008'de gözaltına alınmıştı. İki isim, mahkeme tarafından 5 Temmuz'da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Balbay'ın, aynı davanın tutuklu şüphelilerinden emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'le Jandarma İstihbarat Dairesi başkanı olduğu dönemde makamında görüştüğü ve Ersöz'ün bu görüşmeyi kayda aldığı ortaya çıkmıştı. Balbay, 'Genç subaylar tedirgin' haberiyle ilgili Ersöz'le görüştüklerini anlatmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, söz konusu manşet sebebiyle gazeteyi lanetlediğini söylemişti.

Bedelli askerliği kim engelliyor, çıksa ne olur?

'Bedelli askerliğe kim karar verecek?' yazısıyla Oral Çalışlar Radikal'de bedelli askerliği tartışmaya açtı. İşte yazısı:

AKP'li TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu günlerdir kamuoyunu meşgul eden bedelli askerlik tartışması için şunları söyledi: "Genç nüfus çok fazla, bedelli çıkarsa iyi olur."

Konuya olumlu bakan çevreler, şu anda doktora, yüksek lisans yapan, işini gücünü kurmuş birçok genç insanın askerlik nedeniyle sıkıntı içinde olduklarını ifade ettiler. Bedelli askerlik fikrine olumlu bakanların sayısında artış var. Bazı ekonomistler, bu sayede birkaç milyar dolarlık gelir elde edilebileceğine dikkat çekiyorlar. Bedelli askerliğe alternatif olarak düşünülen fikirlerden biri de, askerlik süresinin kısaltılması.

CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ise "Bedelli askerlik teknik bir konu... Benim bu konudaki yorumum bedelli askerlikle ilgili Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın öneri ve kararlarını dikkate almaktır" dedi.

Bedelli askerlik konusu CHP milletvekilinin iddia ettiği gibi teknik bir konu mudur? Bedelli askerliği, teknik bir konu olarak görenlerin düşünce tekniklerinde bir çarpıklık yok mudur? Bir insanın beş ya da 15 ay süreliğine işinin başından alınıp hayattan soyutlanması, basit bir teknik mesele midir? Bir ülkenin nasıl bir savunma stratejisi izleyeceği kararını kim verir? Siyasi irade mi, askeri bürokrasi mi? Bu sorulara verilecek cevaplar, bir ülkenin siyasi yapısı, demokratik olgunluğu gibi konular açısından gösterge niteliği taşırlar.

Bir demokratik ülkenin savunma siyasetini siyasi irade kararlaştırır. Asker, seçilmiş iradenin saptadığı doğrultuda ülkenin savunmasını üstlenir. Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı dahil ordunun üst yönetimini siyasi irade belirler. Birkaç yıl önce İsveç Savunma Bakanı'yla yaptığım söyleşide, bakan, bana albay dahil bütün üst kademe subayların terfilerini bizzat kendi bakanlığının belirlediğini anlatmıştı.

***

Türk Silahlı Kuvvetleri bir NATO ordusu. NATO ülkeleri içinde ABD'den sonra en çok asker sayısına sahip olan ülke Türkiye. Nüfusumuza ve milli gelirimize göre Batı ülkeleri içinde silahlanmaya en çok para harcayan ülkelerin başında geliyoruz.

Bütün bu tabloyu incelediğimiz zaman görürüz ki, Türkiye'deki 'bedelli askerlik' tartışması, yalnızca bu tartışmayla sınırlı olmayan bir ortama ışık tutuyor. Güneydoğu'da 'faili meçhuller' döneminin 'etkin' askerlerinden emekli albay Erdal Sarızeybek, bakın bu konuda neler söylüyor: "Bizim milletimizde askerliğin yeri ayrı ve kutsaldır. Namus borcu olarak görülen bir görevdir. Böylesine önemli bir kavrama sahip ulusun, para vererek askerlik yapmaması ne kadar doğru?"

Bu türden tutum içinde olan çevreler, bu tartışmanın ülkemizin sivilleşmesiyle ciddi bir ilgisi olduğunu da dolaylı yoldan itiraf etmiş bulunuyorlar.

Bir kesim, bu konuyu 'kutsal'lar arasına koyuyor ve tabu olarak görüyor. Onlar şu anda

işlerini güçlerini bozmamayı, aksatmamayı önemsiyorlar, ülkelerine icra ettikleri meslekle

hizmet ettiklerini düşünüyorlar ve bedelli askerliğin bu açıdan gerekli olduğuna inanıyorlar.

***

Türkiye'de askerlik hizmetinin otoriter niteliği ve baskıcı koşulları da gençlerin askere gitmek istememelerinde önemli rol oynuyor. Koşulların oldukça değiştiğini sandığımız son dönemde bile askere giden yakın çevremizden gençlerin anlattıkları, hâlâ anlamsız baskıcı uygulamaların sürdüğünü gösteriyor. Birçok yakınımızın çocuğu askerlik sonrası rehabilitasyon ihtiyacı hissetti.

Türkiye, kendisini bir Avrupa ülkesi olmaya hazırlıyor. Avrupa'da 'vicdani ret' hakkı olduğu gibi, askerlik yapmak istemeyene kamu hizmeti seçeneği sunuluyor. Ayrıca askerlik hizmeti göreceli olarak çok daha olumlu ve insani koşullar altında gerçekleştiriliyor. Bizdeyse askerlik hizmetinin cep telefonu, internet gibi temel iletişim ve haberleşme olanaklarının yasaklandığı bir ortamda, otoritenin bireyi ezdiği bir 'kurumsal ruh' altında yapılıyor olmasının sorgulanamamasının yanı sıra, hâlâ konunun tek karar vericisi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri görülüyor. Bunlar demokratik bir ülkede düşünülemez. Bedelli askerlik kararını, sivil siyasi iradenin vermesi gerekiyor.

Bu, aynı zamanda, demokrasiye olan namus borcumuzun gereğidir.

NTV, Hillary Clinton'u 'irtica' ile karşıladı

NTV'de objektiflikten uzak, yanlı yayın ve tutumu her geçen gün artıyor. NTV'de ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton, NTV'yi değil de Cumhuriyet gazetesini ziyaret etmişcesine sorularla karşılandı. İşte NTV'den Çiğdem Anad'ın program başlar başlamaz ilk sorusu:
Çiğdem Anad: 10 yıl sonra tekrar buradasınız. First Lady olarak gelmiştiniz, şimdi Dışişleri Bakanı. 7 yıl sonra AKP iktidarıyla Türkiye nasıl değişti, gözleminiz? Özellikle bazı Amerikalı siyasetçilerin düşündüğü gibi; Türkiye ılımlı İslam cumhuriyeti kurulması yolunda mı ilerliyor yoksa başka bir yolda mı?


Hillary Clinton: Öncelikle çok teşekkür ediyorum beni davet ettiğiniz için; bugün beraber olma fırsatı verdiğiniz için. Tekrar Türkiye'yi ziyaret edebildiğim için çok mutluyum. Daha önceki ziyaretimin mükemmel bir ziyaret olduğunu hatırlıyorum. 1999'da eşimle beraber, depremden hemen sonra ülkenize gelme fırsatı bulmuştum. Ve doğrudan kendi gözlerimle Türk halkının direncini, cesaretini gözlemleme fırsatı bulmuştum. Bence Türkiye daha önce sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanınız ile görüştüğüm gibi, demokrasi, modernite, laiklik ve İslam'ın, hepsinin birden var olabildiğini gösteren, dünya için çok sıra dışı bir örnek. Dolayısıyla ben bu konuda sadece Türkiye'nin geleceğine dair iyimser olmakla kalmıyorum, aynı zamanda ilişkilerimizin ortaklığımızın geleceğine dair de çok olumlu görüşlere sahibim. Bence Türkiye'nin kalkınma, gelişme ve reform yolundaki kendini adamış çabaları önemli; küresel lider olarak oynadığı rol de artıyor.


Pınar Kür: Yani aşk her şeyden önemli. Bundan 50 yıl kadar önce oradaki kadınların seçecekleri meslekler sınırlıydı sizin de demin söylediğiniz gibi. İşte; sekreter, hemşire, manken ve hostes gibi. Ama son 50 yılda büyük bir ilerleme oldu. Şimdi artık Amerika'da kadınlar çok ön plandalar, çok iyi işler yapıyorlar. İşte, az daha başkan olacaktınız... Türkiye'de ise maalesef tam tersi oldu. Son yıllarda kadınların toplum içindeki yeri çok geriledi. Gittikçe geri plana itiliyoruz ve sesimizin kesilmesi isteniyor. Şimdi bu tersine dönmüş duruma bakıp siz kendi tecrübelerinizden yola çıkarak biraz bize önerilerde bulunabilir misiniz?

Hillary Clinton: Ben Türk kadınlarını çok takdir ediyorum. Şu ana kadar tanıdıklarım ve yıllar içinde beraber çalıştığım Türk kadınlarını çok takdir ediyorum. Ve Türk kadınlarının birbirini desteklemesinin, her toplumda olduğu gibi, birbirini desteklemesinin ne kadar önemli olduğunun da bilincindeyim. 21. Yüzyıl'da bizim gibi demokrasilerde yaşayan bir kadın olmak ne kadar önemli... Annemin sahip olmadığı pek çok fırsata sahibiz bugün. Birbirimizi desteklemeliyiz ve bizim için doğru olan seçimleri yapabilmeliyiz. Bunu yapabilmek öylesine önemli ki, demokrasiler bize bir yaşam tarzını seçebilme hakkını veriyor. ABD'de tam zamanlı anne ve tam zamanlı eş olarak çalışanlar var. Ya da tam zamanlı iş kadını olup evlenmeyen ve çocuğu olmayanlar da var. Ama pek çok kadın benim gibi. Eşi, çocuğu ve ailesiyle işini dengeleyip elinden gelenin en iyisini yapabilmeye çalışıyor. Ama önemli olan şey, bu seçimleri yapabilmemiz. İşte biz böyleyiz, hepimiz aynı değiliz. Bize birisi çıkıp da "Sen kadınsın, böyle yapacaksın" dememeli. Hayır, ben kadınım, bir insanım; kadın olmaktan mutluyum ve önümdeki seçenekleri toplum içinde değerlendirerek var olmak istiyorum. Bence bu anlamda iki ülkenin, ABD ya da Türkiye olması arasında bir fark yok. Bu sürekli devam edegelen bir tartışma ve mücadele. Bu mücadele esasında her türlü eski fikirlerin zincirlerini kırmak, engelleri aşmak lazım ki bireyleri Tanrı'nın bahşettiği potansiyellerini kullanabilir hale gelmek yönünde tercihlerini kullansınlar. Bilim zekası olan bir kadın neden bir bilimkadını olmasın? Artık dünyanın önde gelen ülkelerinin hiçbiri nüfuslarının yarısını teşkil eden kadınların katılımlarını engellemiyor. Onların sunacaklarından faydalanmak istiyor. Ve böylelikle durmadan değişiyoruz, ilerliyoruz.

analitik