<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368</id><updated>2011-08-01T11:36:06.364-07:00</updated><category term='senai demirci yazıları'/><category term='yenişafak gazetesi'/><category term='doncu chp'/><category term='itfaiyecilik'/><category term='jakobenizm'/><category term='senai demirci kitabı'/><category term='chp ve çarşaf'/><category term='gazze'/><category term='add'/><category term='türkiye'/><category term='don açılımı'/><category term='nasıl itfaiyesi olunur'/><category term='ulusalcılık'/><category term='chp'/><category term='hakan albayrak'/><category term='Söz Yangını*'/><category term='ihh'/><category term='düşünememe problemi'/><category term='saçma sapan işlerle uğraşan kişiler'/><category term='dünya fethi'/><category term='anneler günü tarihi'/><category term='abdesti bozan şeyler'/><category term='don konusu'/><category term='zulüm'/><category term='islam kardeşliği'/><category term='itfaiyeci olma'/><category term='ulusalcılar'/><category term='jakobenlik'/><category term='atatürkçü düşünce derneği'/><category term='ulusaizm'/><category term='chp ve don'/><category term='abdest videosu'/><category term='ambargo'/><category term='çeviri üzerine düşünceler'/><category term='müslümanlar kardeştir'/><category term='anneler günü nereden çıktı'/><category term='itfaiye seçimleri'/><category term='fakir ülkeler'/><category term='filistin zulmü'/><category term='anneler günü tarihçesi'/><title type='text'>Altı Çizili Satırlar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-9071617985431319210</id><published>2009-06-14T02:56:00.001-07:00</published><updated>2009-06-14T02:56:32.743-07:00</updated><title type='text'>Muhammed İqbalden güzel bir söz</title><content type='html'>Allah’ın bize verdiği tek isimden,İslam Milleti isminden türk, kürd, arab, fars, peştun vs.diye,yüzlerce millet icad ettik..Halbuki, bizler tevhîd gülistanı’nda,çeşitli renklerde açan güller ve aynı şarkıyı çeşitli dillerde şakıyan bülbüller olmalıydık..’&lt;br /&gt;-Muhammed İqbal-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-9071617985431319210?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/9071617985431319210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=9071617985431319210' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9071617985431319210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9071617985431319210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/06/muhammed-iqbalden-guzel-bir-soz.html' title='Muhammed İqbalden güzel bir söz'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4739224520523524161</id><published>2009-05-11T09:02:00.001-07:00</published><updated>2009-05-11T09:03:49.530-07:00</updated><title type='text'>Saadetten ilginç röportaj</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://resim.samanyoluhaber.com/resim/kurtul.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 445px; height: 665px;" src="http://resim.samanyoluhaber.com/resim/kurtul.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet'ten &lt;b&gt;büyük sürpriz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet'ten büyük sürpriz&lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesi bir zamanlar savaş açtığı Milli Görüş'e Numan Kurtulmuş sonrası kuçak açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE CUMHURİYET'TEKİ O HABER VE O SAYFANIN ORJİNALİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bu atmosfer korku cumhuriyetine götürür’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, kendi telefonlarının, bulunduğu ortamların dinlendiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, kendi telefonlarının da dinlendiğini tahmin ettiğini belirterek “Biliyorum, bütün telefonlarımın, bulunduğum ortamların dinlenmiş olması ne yazık ki artık sıradan olay haline gelmiştir” dedi. Hükümette “kabine depremi” olduğunu, Başbakan’ın “as oyuncularını” sahaya sürdüğünü dile getiren Kurtulmuş, hükümet için “maçın kritik dakikalarının” başladığını söyledi. Hükümetin dış politikada “sıfır sonuç” elde ettiğini anlatan Kurtulmuş, ekonomide de “Türkiye’de tezgâhın dağıldığını” vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SP Genel Başkanı Kurtulmuş’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yerel seçimlerde önemli bir çıkış yakaladınız. Bu sonucu neye bağlıyorsunuz? Hangi partilerden oy aldınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- SP 26 Ekim 2008’de bir kongre yaptı. O kongreyle birlikte ben göreve geldim. Hemen arkasından bizim SP’nin yeni yönetimiyle, izlediğimiz yeni siyaset anlayışı, kullandığımız üslup, içerik ve kampanya sırasında ortaya koyduğumuz “Fark var” sloganıyla siyasi duruş ve muhteva çok geniş kesimlerin ilgisini çekmeye başladı. Belki 40 yıllık Milli Görüş hareketi içerisinde ilk sefer toplumun geniş kesimleri önyargısız bir şekilde bizi dinledi. Tahmin ediyorum bu siyaset yapma tarzı üslubu da milletimiz tarafından benimsendi. Millet bir işaret fişeği attı. Bu seçimde tohum ektik, ben önümüzdeki seçimde hasadı toplayacağımızı düşünüyorum. SP son yerel seçimde 5.2 oranında oy aldı. Ben bütün partilerden oy aldığımızı düşünüyorum. Hatta siyasete ilgisiz olan kesimlerden de oy aldığımızı düşünüyorum. Zaten ciddi kamuoyu şirketlerinin yaptığı seçim sonrası analizlerinde de SP’ye oy verenlerin yüzde 70’i hayatlarında ilk kez SP’ye oy veriyorlar. Oyumuzu 820 binden 2 milyon 61 bine çıkarmışız. Demek ki 1.5 milyon kişi ilk sefer bize oy veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Adalet Bakanı’nın demeci talihsizliktir’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son dönemde gündemde olan bir konu da telefon dinlemeleri. Siz de telefonlarınızın dinlendiği konusunda bir endişe duyuyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiçbir endişe duymuyorum. Biliyorum, bütün telefonlarımın, bulunduğum ortamların dinlenmiş olması ne yazık ki artık sıradan olay haline gelmiştir. Böyle bir şey olabilir. Yani bunu normal karşılıyorum manasında söylemiyorum, yani böyle olmuş olmasını tahmin ediyorum. Ama tabii esas üzerinde konuşulması gereken, nasıl faili meçhul bir insanlık suçuysa, bir insanın mahremine girerek onun telefonunu, evini, arabasını dinlemek de insanlık suçudur. Bu millet hiçbir kamu görevlisine, hiç kimsenin evini, arabasını, işyerini, çalışma ofisini, efendim telefonlarını dinleme hakkını vermiyor. Varsa ihtiyacın, gidersin mahkemeden alırsın dinleme yetkisini ve insanları yasal kayıtlar altına alarak dinlersin. Bu bir antidemokratik yapılanmanın tezahürüdür. Böyle bir devlet yapısı, bir polis devleti yapılanmasının sonucudur. Böyle bir atmosfer insanları ancak bir korku cumhuriyeti içerisine götürür. Ama çok ilginci bu işlerle ilgili sorumlu mevkide bulunan insanların, örneğin eski Adalet Bakanı’nın “Evet Türkiye’de 70 küsur bin kişi dinleniyor” gibi bir demeç vermesini de gerçekten Türkiye siyaseti adına çok büyük bir talihsizlik olarak karşıladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan son kozunu oynuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin yanlış ekonomi politikaları izlediğini söyleyen Kurtulmuş, bunun Türkiye’ye pahalıya malolduğunu belirtti. Kurtulmuş, aktif dış politikaya karşın sonucun ‘sıfır’ olduğunu ifade etti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hükümet için ‘maçın kritik dakikaları başladı’ dediniz. Biraz açar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir tanesi Türkiye’nin ekonomi politikalarında izlediği yoldur. Yani son 7 yıldır iktidarda bulunan AKP kendisine Kemal Derviş tarafından miras bırakılan, dışa bağımlı, Türkiye’yi tamamen neoliberal politikalar çerçevesinde, küresel finans kapitalizminin üzerinde işlem yaptığı bir ülke haline getiren yanlış ekonomi politikalarını izledi. Bunun sonucu olarak Türkiye’de bugün tezgâh dağıldı, toplumun bütün kesimleri üretim kabiliyetlerini kaybetti, alım güçleri azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan Türkiye’nin özelleştirme adı altında bütün kamusal kaynakları yok pahasına elden çıkarıldı, bankacılık sektörü yabancılaştırıldı. Türkiye’de herkes borçlu hale getirildi. Şimdi bu ekonomik yapı sürdürülemez bir ekonomik yapıdır ve bu hükümetin karnesindeki en önemli, bizim açımızdan ve millet açısından, kırık not da budur. Biz Anadolu’yu karış karış dolaştık. Şu soruyu her mitingde sordum: “5 sene öncesine göre, 7 sene öncesine göre daha iyi noktadayım diyen bir arkadaşımız varsa buyursun mikrofonu veriyorum ve ben konuşmadan inerek gideceğim yere geri dönüyorum.” Toplumun çok az bir kesimi dışında hiç kimse Türkiye’nin ekonomik gidişatından memnun değildir... Krize karşı hükümetin algısı fevkalade eksik ve zikzaklı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli alan dış politikayla ilgili alandır. Dış politikayla ilgili hükümetin aktif bir dış politika izlemekte olduğunu biliyorum ve bunu takdir ediyorum. Ama bu aktifliğin sonucunun ne olduğunu da soruyoruz. Bizim yetkililerimiz gidiyor; Başbakanımız, dışişleri bakanlarımız, efendim Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlarımız her gün, her hafta Ankara’da birkaç tane yabancı heyeti misafir ediyoruz. Bunlar çok güzel şeyler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç? Sonuç elde var sıfır. Aktif politika, ama sonuç almayan bir politika. Dış politikadaki önemli sıkıntılarından birisi de “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi”. Biz yıllardır söylüyoruz, bu projenin özeti Fas’tan Endonezya’ya kadar olan coğrafyayı etnik, mezhebi, dini çatışmalarla boğuşturup tamamıyla kendi kontrolü altına almak ve bu bölgede kendisine alternatif bir siyasetin oluşmasını engellemek. Bu bölgenin doğal kaynaklarına da el koymak. Ne yazık ki bu bölgeyi bölmek, parçalamak stratejisi üzerine kurulu bu Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını yapmak gibi bir talihsizlikle 5-6 yıllık süre geçirilmiştir. Bu kabul edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet o kadar çok Amerikan yanlısı bir politika izlemiştir ki Sayın Milli Savunma Bakanı bir muhalefet milletvekilinin soru önergesine verdiği cevapta diyor ki: “Amerikalılar Türkiye’deki üsleri kullanarak 131 bin tane uçuş yaptılar.” “Bu uçuşlardan” diyor “6 bin tanesi de içinde ne olduğu, ne taşıdığı, kimi taşıdığı ve nereye gittiği belli olmayan uçuşlardır” diyor. Resmi cevap bu. Şimdi milletin size vermediği bu hakkı, siz hangi hakla Amerikalılara kullanması için verirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİYASETÇİLER AĞZINI KAPATSIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ergenekon davası konusundaki görüşünüz nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ergenekon davası magazinleştirilerek tartışılamaz. Burada dört tane temel şartımız var. Bunlardan bir tanesi Ergenekon davasında hiçbir siyasetçi kendisini savcı ya da avukat rolüne koymasın. Ağzımızı bir kapatalım. Siyasetçiler ağzını kapatsın, bir. İkincisi, bu davanın bir soruşturma kısmı var, bir mahkeme kısmı var. Soruşturma ve mahkeme kısmı uluslararası hukuka uygun, insan haklarına uygun, açık ve şeffaf bir şekilde yürütülsün... Üçüncüsü, bu mahkemede iş nereye kadar gidiyorsa hiçbir önyargı içerisinde olmadan tamamen mahkemenin prensipleri içerisinde, hukukun üstünlüğü prensipleri içerisinde sorumlular kimlerse oraya kadar gitsin. Dördüncüsü, bu mahkeme vesile edilerek Türkiye’de denetlenemeyen kurum-kuruluşlar, yapılar varsa bunların milletin denetimine açılabileceği yasal ve anayasal değişiklikler yapılsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AS OYUNCULARI SAHADA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kabine değişikliğinde sizin bu yükselişinizin de etkisi olduğu söyleniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seçim sonrasında hükümetin bir kabine değişikliğine gideceğini tahmin ediyorduk. Çünkü birçok şey yanlış gidiyordu, birçok şey artık sürdürülemez noktaya gelmişti. Bunu biliyorduk, ama bir kabine değişikliği değil, bir kabine depremi oldu. Bu kabine değişikliği aslında Sayın Başbakan’ın as kadrosunu sahaya sürmesidir, futbol terimiyle konuşmak gerekirse as oyuncularını sahaya sürmüştür. Bu aslında şu demektir: Bir teknik direktör as oyuncularını maçın kritik dakikalarında oyuna sokar. Ben hükümet için maçın kritik dakikalarının başladığını görüyorum. Yine seçimden hemen sonra yaptığım değerlendirmede: “Bu seçim AKP’nin kolay son seçimidir, SP’nin zor son seçimidir” demiştim. Seçim sonrasındaki gelişmeler de bunu ciddi şekilde ortaya koyuyor. Bu anlamda SP’nin yükselişinin hükümetin yeniden yapılandırılmasında etkili olduğu yönünde birçok tahlil var, siyasi analizler bunu söylüyor, ben de bu görüşlere katılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.Mayıs.2009 13:51:21&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4739224520523524161?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4739224520523524161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4739224520523524161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4739224520523524161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4739224520523524161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/05/saadetten-ilginc-roportaj.html' title='Saadetten ilginç röportaj'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4997944043776041600</id><published>2009-05-10T03:38:00.000-07:00</published><updated>2009-05-10T03:41:29.283-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anneler günü tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anneler günü tarihçesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anneler günü nereden çıktı'/><title type='text'>anneler gününüze lanet olsun</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Anneler Günü kendini 1600'lü yıllarda İngilizler'in "Mothering Sunday" (Anneler Pazarı) kutlamalarında gösterdi. Hıristiyanlığın Avrupa'ya yayılmasından sonra "Anneler Pazarı" kutlamaları ruhani bir güç sayılan "Anneler Kilisesi" ni onurlandırmak amacıyla düzenlenmeye başlandı, doğurganlık ve inanç yine bir araya geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulundukları dönemde zor koşullar altında yaşayan ve çoğu zaman çalıştıkları yerlerde barınan İngilizler bu özel günde izinli sayılırlar ve tüm günlerini evlerinde anneleri ile geçirirlerdi. Hatta biraz da hıristiyan aleminin yortu geleneğinin etkisiyle olsa gerek "mothering cake" adını verdikleri bir tür pasta götürme adeti yerleşmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanlığın Avrupa'da yaygınlaşmasından sonra bu kutlama, onlara hayat veren ve kötülüklerden koruyan ruhani bir güç sayılan "Anneler Kilisesi" ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali Anneler pazarı kutlamaları ile birleşerek, beraber kutlanmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler Günü resmi olarak ise ilk kez Amerika Birleşik Devletleri'nde 1872 yılında kutlandı. Şair Julia Ward Howe bundan böyle her Paskalya Yortusu'nun dördüncü Pazarı'na denk gelen tarihin kendi şehrinde Anneler Günü olarak kutlanacağını ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Philedelphia'da yaşayan Ana Jarvis adındaki genç kız, annesinin ölüm yıldönümü olan Mayıs ayının ikinci Pazar'ının tüm eyalette "Anneler Günü" olarak kutlanmasını istedi. Politikacılara, bakanlara ve iş adamlarına kendisine yardımcı olmaları için mektup yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jarvis'in gösterdiği gayret 1911 yılında semeresini verdi ve her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar gününün Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm eyaletlerinde "Anneler Günü" kutlanması hükümet kararıyla kesinleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının binlerce yıl önce başlattığı gelenek 20. yüzyılın başından itibaren dünya çapında kabul görmüş oldu.&lt;br /&gt;Ülkemizde ise 1955 yılından beri mayıs ayının ikinci pazar gününde anneler günü kutlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Avustralya ve Belçika'da da aynı tarih kabul edilmesine rağmen İngiltere'de ve diğer birçok ülkede Anneler Günü ulusça belirlenen değişik tarihlerde kutlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.milliyet.com.tr/ozel/annelergunu/tarihce.asp&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4997944043776041600?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4997944043776041600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4997944043776041600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4997944043776041600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4997944043776041600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/05/anneler-gununuze-lanet-olsun.html' title='anneler gününüze lanet olsun'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8182611096888256633</id><published>2009-05-05T07:15:00.000-07:00</published><updated>2009-05-05T07:16:12.331-07:00</updated><title type='text'>Laik Rejim Ve İslami Kimlik    Ahmet Turgut Ulucak</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklikle ilgili yapılan tanımlamalara baktığımızda, bu kavram ya da düşünce biçiminin, gereği gibi ne Laikler ne de Müslümanlar tarafından doğru anlaşılamadığını görüyoruz. Laikliğin ortaya çıktığı süreçte, Fransa’da kiliseye karşı başkaldırı olarak gördüğümüz bu seküler düşünce biçiminin, bir anlamda Hıristiyan dünyasında zaten bozulmuş ve tahrif edilmiş Allah anlayışını ve Allah’ın koyduğu hükümleri tamamen ortadan kaldırmayı ve hayattan devre dışı bırakmayı hedeflediğini ve bunu başardığını görürüz. Özellikle Batı dünyasında Allah’ı hayata müdahil kılmama anlayışının, halkı Müslüman olan toplumlarda dayatılmaya çalışılan ve bir türlü yerleştirilemeyen bir baskıcı düşünce biçimi olduğunu açıklıkla söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler anlayış, dini devletten, devleti dinden, hatta müslümanı hayatın içindeki baskıcı unsurlar vasıtasıyla, kendi iman ve kulluk bağından koparmaya çalışan bir ideoloji biçimi halinde Müslüman bireyleri ve toplumları etkisizleştirirken; hayatın içinde Allah ve hükümleri ile bağlarını koparıp mevcut bulunan laik ideoloji ile şekillendirilmeye çalışılan totaliter bir baskıya dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Laiklerin kendi tanımlamaları içinde devlet ya da bundan sorumlu kurumlar, laikliği bireyin hayatına müdahale olarak algılamıyor. Bu düşünce kendi içerisinde tutarlı değildir. Müslüman bir şahsiyetin Allah ile yaptığı sözleşme gereği İslamın haricinde bir ideolojiyi (İslam ideoloji değildir) benimsemesi, kabul etmesi veya onu yaşamında bir değer haline dönüştürmesi kabul edilemez. Bu durumda Allah ile yapmış olduğu sözleşmeyi bozarak iman etmiş olduğu Kuran’a muhalif olmuş ve İslam ile bağlarını koparmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.” (4/Nisa Suresi 60)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler anlayışın, kendi prototipinde insan yetiştirme düşüncesi tarih boyu süregelmiştir. Allah’ı bir kabul etmekle beraber yeryüzüne müdahale etmesini kabul etmeyen bir inanca sahiptir.  Allah’ın yasalarına muhalif olan insanların ürettiği düşünce ve yaşam biçimi, içinde Müslümanların çıkmaz içerisinde bırakılması yönünde bir çabadır. Halkı Müslüman olan toplumlarda  laik sistemi kabul edip onu yaşamın temel düşüncesi haline getirmeye çalışan elit zümre, Müslüman bireylerin olduğu mekanlarda ve zeminde sürekli kendilerinin de Müslüman olduğuna vurgu yapmaktadır. Hatta İslam’ın bunu istediğini ve asıl Müslüman olanların kendileri olduğu tezi ile kendilerini meşrulaştırma düşüncesi ve dayatması içine girdiklerine de tanık oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarih incelendiğinde, istiklal mahkemelerinde laiklik ve düşünce biçimlerini kabul etmeyen birçok müslümanın darağacında asıldığını ve hala gereği gibi bunların gün yüzüne çıkarılamadığını görürüz. Bu gerçek, büyük bir zulüm ve jakoben dayatmanın Müslüman toplumda neler yaşattığına tanıklık etme açısından bilinmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın istediği dini ve düşünceyi seçme özgürlüğü vardır. Allah kullarının üzerinde zorlayıcı değildir. Bu konuda Bakara Suresinde Rabbimiz söyle beyan eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırt edilmiştir.” Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.” (2/Bakara 256) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan Allah’ı tanımaya ve onun hükümlerine boyun eğmeye uygun yaratılan insanın, yaşadığı süreç içinde baskıcı dayatmalar ve entrikalar ile hayat bağlarının koparılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Kendi hegomanyalarını kurabilmek ve sürdürebilmek adına despot düşünceye sahip olanlar tarafından, sürekli baskı ve  dejenere ile İslami kimliğinden koparılmaya gayret edilmektedir. Buna tabi olmayanlara karşı ise tecrit, hapis ve tehdit gibi birçok baskıcı müdahalelerde bulunulmaktadır.  Hayatını erdemli yaşamaya çalışan insanlara engel olmak istenmektedir.  Allah dahi kulunun üstünde baskıcı değilken, bugün varlıklarını sürdürme ve dayatma adına gayrı İslami oluşumların -özelde laik düşüncenin- baskıcı olmaya çalışması Müslümanları hatta insanları tek tipleştirmesi kabul edilebilecek bir durum değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle İslami hareket iddiasını taşıyanların, yeryüzünde nesli ve ekini fesada uğratmaya çalışanlara karşı çıkmaları sadece toplumsal insani bir görev değildir. Bunun ötesinde Müslüman olanlara Allahın yüklediği bir sorumluluktur. Müslüman birey ve toplumların bu anlamda sorumluluklarını kuşanmaları ve mevcut statükoya karşı İslami duruşlarını hiçbir baskıya ve çözülmeye meydan vermeden sürdürmeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Laik sistemlerin en belirgin özelliklerinden birisi, kendilerinden olmayanlar üzerinde baskı oluşturup yıldırma çabaları olduğu gib, sakin kişiliği, duruşu ve düşünceyi bozmak da vardır. Hatta toplumsal bir yozlaştırma süreci içinde sahip oldukları değerleri ve düşünceleri terk etmeye ya da farklılaştırmaya yönelik bazı imkanlar sunması, Müslüman şahsiyetin ve toplumun üzerinde çok hassas olarak dikkat etmesi gereken bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam toplumu beklentilerini, düşüncelerini ve eylem planını, konjonktüre göre belirlememeli, Allah’a karşı sorumluluk bilincinden almalıdır. Özellikle son yüz yıllık süreç içerisindeki İslam toplumunun bu konuda yaşamış olduğu ve hala doğru tahlil etmekten mahrumiyet yaşadığı bir zaman dilimi içerisindeyiz. Erdemli Müslüman kimliğin inşası ve takva toplumundaki var olma mücadelesinde, ideolojiler, resmi kurumlar ya da sistemin stratejisi gereği takdim ettiği geçici ikramlar belirleyici olamaz. Müslümanların kendi değerlerini mutlak bir ölçü olarak belirlemesi asla tehir edilemez. Varlık mücadelesini Allah’ın kelamından ve Resulün örnekliğinden oluşturması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kendini Müslüman olarak tanımlamasına rağmen birçok sözde İslami kuruluş ve şahsın geldiği noktaya baktığımızda, laik sistemin fazla rahatsız olmadığı bir tablo karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik düzenin istediği insan modelinin, Allah’tan kopuk, seküler mantık içinde ihtiraslarını öne çıkaran, kendi varlığını devam ettirme adına her türlü sapmayı normal göstererek buhran içinde yetişen bir birey oluşturmak olduğunu görüyoruz. Yaşadığımız coğrafyanın hangi şartlarında ve zemininde olursak olalım, Müslümanca yaşayabilmek ve izzetli bir yaşamı Allah’a kavuşacağımız günün hesabı içinde anlamak ve buna göre yaşamımızı tayin etmek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik rejimin düzene tabi olmuş kimlik oluşturma çabasının arka planlarını iyi görebilmeliyiz. Sistemle yüzleşmek, laik rejimin bunca yıldır Müslümanlara neler çektirdiğini hesaba katmak durumundayız. Bu hesap sonucunda, gücü ellerinde bulunduranların, bu gücü kaybetmemek için baskıcı güçlerini her durumda göstermek ve bunu sürdürebilmek adına, süreç içerisinde Müslümanlara karşı çeşitli planlar yaptıklarını net görebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laik sistemler belki batı dünyasının bir tercihi olabilir, lakin Müslüman toplumun kabul edeceği bir durum asla olamaz. Bunu sloganik bir reddiyeden ziyade, Allah’a karşı kulluğumuzun bir gerekliliği olarak bilmeli ve buna göre tavır geliştirmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yaşadığımız coğrafyada tanık olduğumuz bir başka durum ise, zamanla sistemin tıkanan damarlarının bir kısım Müslümanlar tarafından açıldığıdır. Toplumu dönüştürme ve kendi mecrasına yöneltme konusunda iddia taşıyan birçok kurum ve örgütlenmelerin sistemle yüzleşme yerine payanda görevi içinde bulunması gerçekten çok düşündürücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Laik sistemin kendisini rahatsız etmeyecek oluşumlara, planın bir parçası olarak destek vermekten geri kalmadığını anlamakta güçlük çekmiyoruz aslında. Mevcut beşeri sistemleri memnun etmek ya da ondan pay elde edebilmek adına değerlerinden ödün verenler tarih karşısında unutulmayacaktır. Ayrıca hesabın zor olduğu ahiret gününde hüsrana uğrayacakları bir yola da girmişlerdir. Bu hatırlatma, üzerimize düşen bir sorumluluktur. Geçmişte bize düzgün miras bırakmayanları sorgularken, bizimde gelecek nesillere hayırlı bir miras bırakmamız gerektiğinin kaçınılmazlığı da akla gelmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle toplum önünde kanaat önderliği yapanların ve toplumsal görev yüklenme iddiası taşıyanların sorumluluklarının daha fazla olduğunu hatırlatmamız kulluk vazifemizdir. Halkı Müslüman olan toplumlarda, insanların kendi çıkarları gereği oluşturdukları düşünce biçimleriyle (ideolojiler, dinler…), hassaten İslami kimliği yok sayma, bunun etkisiz bırakılma ve hayattan tecrit edilme planını uygulamadan geri durmayan laik sistemle Müslümanların ciddi anlamda yüzleşmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik, içtimai, siyasal, kültürel ve her alanda laiklerin kendi inanç ve düşünce alanındaki oluşturmak istediği karakter anlayışına dikkat edilmesi ve bu yöndeki yozlaşmanın her çeşidine basiret içinde karşı koyabilmeliyiz. İman etme iddiasında bulunduğumuz İslam dini ve bununla şeref bulduğumuz Müslümanlığımız, bize hayatın her alanında Allah’ın koyduğu yasalar ve Rasulullah’ın örnekliği ile yaşam sunmaktadır.  Hayata müdahil olmayan İslam, Allah’ın dini olmaktan çıkıp insanların ya da kurumların oluşturduğu din olur. Biz Allah’ın dininin haricindeki tüm dinlerden beri olduğumuzu söylemeyi imanımızın bir gerekliliği olarak görüyoruz. Sahip olduğumuz bu değerler ile bizi tanımlayan Allah olduğuna göre, bunun haricinde bir tanımlamayı -velev ki İslam adına olsa bile- kulluğa müdahale olarak görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Fussilet Suresinin 33. ayetindeki tanımlama bize yeten bir tanımlamadır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” (41/Fussilet 33)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar sadece hesabını Allah’a vereceği bir güne hazırlanmalı, kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağı o günde Rabbinin rızasını gözetenlerden olmayı tercih etmelidir. Hayatı beşeri ideolojilere göre değil de Allah’a teslim kılma ve her türlü imtihana rağmen eğilmeden bükülmeden hakkı ikame edenlerden olma sorumluluğunu alarak yaşamı tanzim etmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankebut Suresinin verdiği mesajı algılayarak hayatı imtihan bilincinde yasamalıyız: “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?  Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacak.” (29/Ankebut 2-3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.vuslatdergisi.com/?vuslat=yazi&amp;id=2522&amp;k=94&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8182611096888256633?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8182611096888256633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8182611096888256633' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8182611096888256633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8182611096888256633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/05/laik-rejim-ve-islami-kimlik-ahmet.html' title='Laik Rejim Ve İslami Kimlik    Ahmet Turgut Ulucak'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8092369344687601401</id><published>2009-05-04T13:14:00.001-07:00</published><updated>2009-05-04T13:14:52.561-07:00</updated><title type='text'>İmam Humeyni'nin İslam İnkılabının 3 ncü yıldönümü münasebetiyle 11.02.1982 tarihinde İran'a davet edilen yabancı konuklara hitaben yaptığı konuşma</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bismillahirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen ve iran’ın durumunu yakından müşahade ederek, İslam Cumhuriyeti’nin dünyada mazlum olduğunu anlayan sizlere teşekkür ederim. Özellikle Lübnan’dan gelen bu küçük, aziz çocuklara, Lübnan şehidlerinin bu varislerine teşekkürlerimi bildirir, hepinizin sıhhat ve saadetinizi Allahu Tebarek ve Tealadan niyaz ederim. İran’da gerçekleşen bu İslam cumhuriyetinin tüm İslam topraklarında da gerçekleşmesini dilerim. Benim bütün gruplara teker teker teşekkür etmeye gücüm yoktur, fakat burada teşekkür etmem gereken temsilciler bulunmakta ve yine teşekkür etmem gereken şehid velileri de bulunmaktadır. Kısacası hepinize teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bugün İslam topraklarından veya gayri İslami ülkelerden gelerek saygıdeğer temsilcilerin huzurunda bazı konuları anlatmam gerekiyor. Peygamberi Ekrem (S.A.V) den rivayet olunmuştur ki: "İslam ilk dönemlerde mazlum idi ve daha sonraları da mazlum olacaktır." Ben de işte bugün islamın mazlumluğunu sizlere arzetmek istiyorum. Kur’an-ı Kerim:”Doğrusu milletim bu Kur’an-ı terk etmişti”(25/30) buyuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur’an-ın kendi kavmi ve ümmeti içerisinde örtülü kalmasını Allahu Tebarek ve Tealaya şikayet etmiştir. Ben bugün bu çaresizliğin yüklediği vesayet altına alınmışlığı ve mazlumluğu sizlere bildirerek, diyorum ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bakınız, İslam ve müslümanlar ne haldedir? Kur’an ve İslam bugün vesayet altına alınmış vaziyettedir ve mazlumdur. Çünkü, Kur’anın ve İslamın üzerine vesayet konulması, Kur’anın ve İslamın çok önemli meselelerinin ya tamamen vesayet altına alınmasından veya birçok İslami devlet iddiası taşıyan devletlerin, İslam’a, Kur’an’a aykırı yönde hareket etmeleri yüzündendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur’anın önemli meselelerinden biri ümmeti vahdete davet etmek ve anlaşmazlıktan men etmektir. Kur’anı Kerim de çeşitli tabirlerle Müslümanlar ve Müslümanların başında bulunanlar arasındaki çekişmeler men edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     “Ayrılığa düşmeyin, yoksa korkar, başarısızlığa düşersiniz. Ve kuvvetiniz gider”(8/46)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İslam’ın iki önemli siyasi esası olan bu iki noktayı incelemeli ve Müslümanların onlara nasıl bağlı kaldıklarını görmeliyiz. Acaba Müslümanlar İslam’ın bu iki esasına itina gösterdiler mi? Acaba o iki esasa uydular mı? Eğer bu esaslara itaat edecek olurlarsa müslümanların bütün mesele ve zorlukları halledilmiş olur ve eğer itaat etmeyecek olurlarsa parçalanarak, özelliklerini kaybederler. Müslümanlar iki grupturlar: Birincisi, Müslüman halklar ve halk kitleleri, ikincisi ise bu halk kitlelerine hükümet edenler, ülkelerin yöneticileri, İslamlık iddiasında bulunan, Allah’ın kitabına uymak iddiasında bulunan ve her biri bir ülkeyi idare eden bu devletlerin ve yöneticilerin durumlarına bir göz atarak, onların, Allah’ın kitabının önemli esaslarına uyup uymadıklarını görelim. Öte yandan, İslam’ın diğer bir önemli esası da bulunmaktadır ki, Müslümanlara kafirlerin sultası altına girmemelerini emretmektedir. Allahu Tebareke ve Teala hiçbir kafirin sultasının kabulünu Müslümanlara emretmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Müslümanlar da kafirlerin sultasını kabul etmemelidirler. Bu, Kur’anı Kerim in Müslümanlara farz kıldığı önemli bir siyasi esastır. İslami ülkelerde Müslümanlara hükümet edenler, yöneticiler, acaba idareleri altındaki halkla çatışma halinde midirler? Birbirleriyle siyasi ve propaganda yönünden mücadelede bulunuyorlar mı? Yoksa, birbirleriyle anlaşma ve dayanışma içerisinde midirler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bugün halkı Müslüman olan ülkeler arasında birlik olmadığı gibi, ayrıca çatışma olduğunu da görmekteyiz, hatta bazen silahlı çatışmalar genellikle de propaganda mücadelesi veya siyasi çatışmalar bulunmaktadır. Gerçekte onlar bu gibi çatışmalar neticesinde parçalanmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur'anı Kerim bildirmektedir ki, eğer birbirinizle çatışacak olursanız, parçalanırsınız. Siz bugün parçalanmış olmanın etkilerini Müslümanlarda görmektesiniz. Parçalanmanın etkilerini arap ülkelerinde görüyorsunuz. İslam toprakları siyasi, askeri ve tabii kaynaklar açısından bu kadar büyük bir güce sahip olmalarına rağmen, İsrail’in karşısında bir şey yapamamaktadırlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Siz yenilmeyi ne zannediyorsunuz? Bu bir devletin veya milletin kendi düzeninin korunması için yapması gereken bir işi yapamaması değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Düşman, İslam’a Müslümanların vatanına saldırmış ve hergün genişlemektedir ve tek bir ülke ile de yetinmemektedir. Müslümanlar onun karşısında yenilmişlerdir. Lübnan dan gelen ve şehitlerin varisleri olan bu çocuklara bakınız, bunlara nasıl bir cevap verebiliriz? Küçük kalpleri ile buraya gelmiş olan, İslamın kendilerini himaye etmesini isteyen ve her gün kendi topraklarında İsrail tarafından zulüm ve işkenceye tabi tutulan bu çocuklara vicdanı olan Müslümanlar nasıl cevap verebilirler?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Resulü Ekrem (S.A.V) den rivayet olunmaktadır ki: “Eğer bir Müslüman EY MÜSLÜMANLAR diye feryad eder de Müslümanlar ona cevap vermezlerse, Müslüman değildirler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ben buradan, “Ey Müslümanlar, Ey dünya müslümanları, Ey İslamlık iddiasında bulunan devletler, Ey dünyanın Müslüman halkları” diye feryad ediyorum ki; İslam’ın yardımına koşunuz. Süper güçlerin baskısı altında bulunanların, mazlumların, zulme uğramışların yardımına koşunuz.. Süper güçler tarafından saldırıya uğrayan İslam toprakalrının yardımına koşunuz. Kendi yardımınıza koşunuz. Kendi halkınızın yardımına koşunuz. Ey dünya Müslümanları, süper güçler, Çeşitli hile ve komplolarla ve kendilerine bağlı uşaklarıyla, İslam topraklarında, İslam’ın her şeyini sultaları altına almışlardır, İslam’ın yardımına koşunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ey dünya Müslümanları ve ey birçok ülkeden İran’a gelerek İran’ın durumunu, Amerikan uşağı Saddam’ın cinayetlerini yakından gören sizler, gördüklerinizi dünyaya duyurunuz. Eğer Afganistan’dan haberiniz yoksa, Afganistan alimleri ve bir çok müçtehidler burada bulunmaktadır. Afganistan’da neler olduğunu onlardan öğreniniz. Ey müslümanlar, İslamın yardımına koşunuz. Süper güçler İslam’a muhaliftirler. Süper güçler İslam’ı istemiyorlar çünkü, eğer bir milyar Müslüman İslam bayrağı altında bir araya gelecek olursa, artık dünyada kendilerinin yaşamasının zor olacağını cinayet işlemek için meydanların kendilerine kalmayacağını bilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Müslümanlara ne olmuştur, müslümanalrın yöneticilerine ne olmuştur ki bütün şeref ve haysiyetlerini Amerika uğruna harcamışlardır?Mazlum ve yalınayak halkların malı olan İslam topraklarının zenginliklerini Amerika’ya sunanlara ne oluyor? Bu zenginlikler yalınayak ve mazlum halkların malıdır. Amerika, kendisine sunulan bu zenginliklere rağmen İsrail’i desteklemekte, İsrail’i bu zenginliklere karşılık bırakmayacağını bildirirken Müslümanlara ne oluyor? Müslümanlar niçin bu duruma gelsinler? Müslümanların propağanda araçları için yabancı sulta altından veya uluslar arası hırsızların elinden kendini kurtarmak isteyen bir grup Müslüman aleyhinde, propaganda yapıyor? Niçin İran’a cephe alıyorlar? İran ne yaptı?... Saraya bağlı bazı müftüler niçin İran’ı tekfir ediyorlar? Kur’anı Kerim eğer bir kimse İslamlık iddiasında bulunuyorsa o müslümandır, onun Müslümanlığını kabul ediniz ve onu reddetmeyiniz buyurmuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bunlar İslam hakkında ne biliyorlar? Biz feryad ediyoruz. Biz müslümanız. Kur’an-ı Kerim’in ve Resulü Ekrem’in emirlerini bu ülkede uygulamak istiyoruz. Biz yirmi yıldan fazla bir zamandan beri İsrail ve Amerika’ya muhalif olduğumuzu bildirdiğimiz halde yine de bazı yazarlar, gazeteciler ve radyo yöneticileri bizim İsrail’le dost olduğumuz suçlamasını getiriyorlar. Biz mi İsrail’le dostuz, yoksa, İsrail’in Müslümanlara neler yaptığını görüp de sessiz kalanlar mı? İsrail Lübnan’ı ne hale getirdi? İsrail Suriye’ye karşı neler yapmaktadır? Golan Tepeleri ni ilhak etmiştir ve daha birçok cinayetler işlemiş bulunmaktadır. Bütün bunlara rağmen yine de bizim İsrail’i resmen tanıyacağımızı söylüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Yirmi yıldan daha fazla bir süre boyunca bu kanser tümörünün müslümanalrın arasından atılmasını, Beytül Mukaddes’in geri alınmasını İslami ülkelerin bu kanser tümöründen kurtarılmasını feryad eden biz mi İsrail ile dostuz? Yoksa çeşitli oyunlarla İsrail’i resmileştirmek isteyen tüm dünya halklarınca cinayet ve zulümleri bilinen bir rejimi destekleyen siz mi? Siz Allah’ın karşısında cephe almış, Allah ve Müslümanlık düşmanlarını işbaşına getirmek, onu huzura kavuşturmak ve resmileştirmek istiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Siz İsrail’i resmen tanımak istiyorsunuz fakat o sizi tanımamakta.. Allah göstermesin, İsrail’in sizlere hükümet etmesini önlemek için herhangi bir harekette bulunmamakta, bomboş oturmaktasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ey Müslüman halklar, ey İslami ülkelerin mazlum halkları, zenginlikleri Amerika ve uşakları tarafından yağma edilen ve kendileri zillet altında yaşayan ey aziz halklar. Uyanınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ayağa kalkınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ey dünya mustazafları kalkınız ve süper güçlerin karşısında kıyam ediniz. Eğer onların karşısında direnirseniz, onlar hiçbir şey yapamazlar. Gördünüz ki, Müslüman iran halkı, birleşerek hep birlikte kıyam ettiler. Silahsız ve yalın elle o büyük şeytani güç Muhammed Rıza ve birbirini destekleyen süper güçlerin karşısında kıyam ederek, onları ve fasit saltanat rejimini iman gücü ve Allahu Ekber feryatları ile sahneden dışarı attılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Onları cehenneme gönderdiler, o rejimin yerine şimdi İran’da gördüğünüz İslami rejimi kurdular.İslam devleti dünyadaki zayıfları ve mustazafları destekleyen bir devlettir. Bunların ne mali, ne bedeni ve ne de askeri güçleri vardı, yalnızca iman güçleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     “Allah’a yardım ederseniz, o da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar”(47/73)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Sizler zalimler karşısısnda kıyam ederek, mazlumların hakkını isteyiniz. Sizlere hükümet etmek isteyen süper güçlerin karşısında kıyam ediniz. Öte yandan dünyanın her yerinden bizlere hükümet etmek istiyorlar. Bizleri ve sizleri ve herkesi kendi egemenlikleri altına almaya ve bizim kaynaklarımızı yağma etmeye çalışıyorlar. Maalesef devletler de onlarla muvafıktır. Hatta bazıları onlardan daha ileri gidiyorlar. İslam dini bugun mazlumdur. Kur’an vesayet altına alınmıştır. Ezan okuyor ve namaz kılıyorsunuz fakat, İslam’ın siyasi hükümlerinin çoğuna ilgi göstermiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kur’an-ı vesayet altında bulunmaktan kurtarmıyorsunuz...Tabii Kur’an okumak ve Kur’an-ı hayatın bazı alanlarında uygulamak gerekmektedir,ama yeterli değildir.Kur’an hayatın her kesimine hakim olmalıdır.-Kur’an;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "Topluca Allah’ınipine sarılın ve ayrılmayın buyurluyor..(3/103)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bu gibi gelişmiş,mükemmel siyasi hükümler uygulanırsa dünyaya hakim olabilirsiniz.Kur’an-ı vesayet altına aldık,sınırladık,örttük,bu meselelere itina göstermedik.Halbuki Kur’an-ı her işimizde örnek almalıyız.Her işte Kur’an-ın okunmasına riayet edilmelidir. İnsanların her işinde Kur'an rehber olmalıdır. Kur'anı bazı hallerde uygulayıp, bazı hallerde uygulamamak diye bir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur'an siyasi hükümlerde, müslümanlara karşı koyanlar için "Ölüm emri" veriyor. Bugün İsrail müslümanların karşısına dikilmiş ve onlara karşı koyuyor. Amerika da bunu yapıyor. Saddam da müslümanların karşısındadır ve onlar aleyhinde cinayetler işliyor. Allah, "Müslümanların aleyhinde ve müslümanların bir gurubu aleyhinde kıyam eden kimselere karşı koyulmasını emretmişitr."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Saddam bir yandan barışsever olduğunu iddia ediyor, öte yandan da Güney'den Batı'ya uzanan toprakalrımızı gaspediyor. (Bunlara rağmen yine de barışçı olduğunu ileri sürüyor) Eğer böyle barışseverlik olursa, İsrail'de barışseverdir. O da Golan tepelerini işgal ediyor ve müslümanların bir bölümüne saldırıyor ve sonra da hem o, hem Amerika ve diğer süper-güçler de barışsever olduklarını söylüyorlar. Biz, barışın bütün dünyada sağlanmasını istiyoruz. Lakin bütün savaşların asıl sebepleri bizzat kendileridir. Saddam da barışçıdır ama müslüman bir ülkeye tecavüzde bulunmuştur. Bu soysuzun İslami bir ülkeye ne yaptığını görünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Yalnız İran söz konusu değildir, bütün dünya söz konusudur. Söz konusu olan dünya müslümanlarıdır. Eğer hepimiz yokolsak bile islam kalmalıdır. Allah'ın peygamberleride canlarını islam için feda ettiler, İslam Peygamberide, İslam için herkesten daha fazla çaba harcadı ve acı çekti. Bzi ise yüce peygamberimizin acılarını hiçe sayıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Muhtelif memleketlerden buraya gelen siz beylerin, bu halkın mazlum sesini her yere ulaştırmanızı bekliyorum. Sizler, dünya halklarına İran'ın Amerika ve siyonismin yaptığı propagandalarda gösterdikleri gibi korkunç bir ülke olmadığını anlatınız. Bu kısıtlı zamanda ve her taraftan çembere alındığımız bir halde, hükümetin bu mustazaf halka yaptığı hizmetler, Amerika'nın elli yıllık sultası altında yapılmamıştır. Bu halka sağlanan içme suyu, dağıtılan toprak, halkın yararı için çekilen boru hatları ve yapılan asfaltları onlar 50 yıl boyunca yapmamışlardır ve maalesef onlar hükümeti bir iş yapmamakla ve ülkeyi çökertmekle suçluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İnşaallah, yurtlarınıza sağ salim döndüğünüz zaman İslamın meselelerini süper güçlerin engellemelerine rağmen diğerlerine anlatacağınızı ümit ediyorum. Onlara İran'ın barışsever olduğunu bildirin. İran yine de Saddam'ın toprakalrımızı terketmesi halinde uluslararası bir teşkilatın İran'a gelerek, yapılan cinayetlerin incelenmesini istediğini söylüyor. Irak Devleti bize saldırdı, fakat ona karşı koyuldu ve hamdolsun ki dünyada da yenik düştü. Irak devleti Ürdün, Fas ve Amerika'nın desteği ile uğradığı yenilgisini gideremez. Allahu Tebarek ve Tealadan bütün müslümanların, İslam'ın kudret ve saadetini ve siz dost ve aziz kardeşlerimin sağlığını ve insanı müteessir eden mazlum çocukların sağlığını ve mutluluğunu istiyorum. Yüce Allah'dan hepinizin verdiğiniz şehidlere rahmet etmesini ve onların asr-ı saadet şehidlerine kavuşmalarını niyaz ederim.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ( İmam Humeyni'nin İslam İnkılabının 3 ncü yıldönümü münasebetiyle 11.02.1982 tarihinde İran'a davet edilen yabancı konuklara hitaben yaptığı konuşmanın &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.islamiyonelis.com/haber_detay.php?haber_id=29418&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8092369344687601401?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8092369344687601401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8092369344687601401' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8092369344687601401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8092369344687601401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/05/imam-humeyninin-islam-inklabnn-3-ncu.html' title='İmam Humeyni&apos;nin İslam İnkılabının 3 ncü yıldönümü münasebetiyle 11.02.1982 tarihinde İran&apos;a davet edilen yabancı konuklara hitaben yaptığı konuşma'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3639862241707747703</id><published>2009-04-22T17:33:00.000-07:00</published><updated>2009-04-22T17:47:57.561-07:00</updated><title type='text'>ÇYDD'den kendi kızlarına burs</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;ÇYDD'den kendi kızlarına burs&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon Operasyonu'nun 12. dalgası kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) şubelerinde yapılan aramalarda bulunan belgelerle dernek üyesi ve yöneticilerinin çocuklarına da burs verildiği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğuna burs verilenler arasında ÇYDD Niğde Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı da bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan belgelere göre ÇYDD Trabzon Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri N.H., kızı Ö.H'ye, Amasya Şubesi Denetim Kurulu Başkanı G.Ç., kızı H.Ç'ye, İstanbul Bakırköy Şubesi Denetim Kurulu Başkanı N.E., kızı E.E'ye, İstanbul Tuzla Şubesi Üyesi A.K., oğlu İ.K.'ye, Isparta Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İ.B., kızı Ö.B.'ye, Körfez Şubesi Üyesi E.K., kızı E.K.'ye, Isparta Şubesi Üyesi N.A., kızı H.K.'ye, Isparta Şubesi Üyesi M.K., oğlu Ö.K.'ye, Isparta Şubesi Yönetim Kurulu Yedek Üyesi R.D., kızı S.D.'ye, Niğde Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İ.B. ve Yönetim Kurulu Üyesi F.B., çocukları A.B.'ye burs vermiş.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3639862241707747703?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3639862241707747703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3639862241707747703' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3639862241707747703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3639862241707747703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/cyddden-kendi-kzlarna-burs.html' title='ÇYDD&apos;den kendi kızlarına burs'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4441061206229322097</id><published>2009-04-22T17:32:00.000-07:00</published><updated>2009-04-22T17:33:36.634-07:00</updated><title type='text'>KIŞLA DÜZENİ VE ASKERî KOMUTLAR AYNEN DEVAM EDİYOR</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Millî Eğitim Bakanlığı, 1965 tarihli ''Okulların Merasim Geçişi Yönetmeliği''ni kaldırıp, yerine ''Milî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi'' ismiyle yeni bir yönerge hazırladı. Yapılan değişiklik, eski yönetmelikte yer alan manga, komutan gibi tabirlerin kaldırılmasıyla sınırlı tutulurken, geçit töreni yürüyüşlerinin kışla düzeninde yine askerî komutlarla yaptırılmasını öngören düzenlemeler büyük ölçüde aynen muhafaza edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROTOKOLE TEKMİL: “GRUPLAR TÖRENE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAZIRDIR, ARZ EDERİM”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protokol mensupları yaklaşınca, tören yöneticisi ''Hazır ol, Dikkat, Sağa/Sola Bak'' komutunu verip ''Sayın valim/kaymakamım, gruplar törene hazırdır. Arz ederim'' şeklinde takdimini yapacak. Öğrenciler, protokol mensuplarını karşılarına gelinceye kadar hazır ol duruşta başları ile takip edip; vali/kaymakamın ''Bayramınız kutlu olsun'' sözüne hep birlikte ve yüksek sesle ''Sağol'' diye karşılık verecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kafayla nereye marş marş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLLî Eğitim Bakanlığı (MEB), yürürlükten kaldırılan 1965 tarihli ‘’Okulların Merasim Geçişi Yönetmeliği’’nin yerine ‘’Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi’’ ismiyle yeni bir yönerge hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan bilgiye göre, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konan yönerge, MEB’e bağlı her derece ve türdeki resmi/özel örgün ve yaygın eğitim okul/kurumlarının Ulusal Bayram, resmi bayramlar (Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile Zafer Bayramı), Atatürk’ün il, ilçe ve diğer yerleşim birimlerine yaptığı ziyaret ve gezi tarihlerinin yıl dönümü olan günleri ve mahalli kurtuluş günlerindeki geçit töreni uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenliyor. Yönergeye göre, koordinasyonu MEB’de olan bayram kutlamalarının, programa göre akışını sağlamak üzere il/ilçe eğitim müdürlüklerince önerilen, mülki idare amiri tarafından onaylanan teknik komitede görevli bir beden eğitimi öğretmeni tören yöneticisi olacak. Tören yöneticisi, bayramın başlama saatinden bitiş saatine kadar kutlama komitesince kesinleşen program akışını takip edecek. Törene katılan okulları, Bayrak, flama, boru trampet takımları ile diğer kurum ve kuruluşları tören alanında programa göre düzenleyecek ve tören alanında gerekli ilk yardım tedbirlerinin alınmasını sağlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÖREN DÜZENİ NASIL OLACAK?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Törene katılacak okullar, tören alanının konumuna göre tören düzeni alacaklar. Okullar, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramında teknik komite tarafından belirlenen esaslara göre tören alanında yerlerini alacak. Okullar arasında üç adım aralık bulunacak. Bayram kutlaması için protokol mensupları öğrenci grubuna yaklaşınca, tören yöneticisi ‘’Hazır ol, Dikkat, Sağa/Sola Bak’’ komutunu verdikten sonra ‘’Sayın valim-kaymakamım gruplar törene hazırdır. Arz ederim’’ şeklinde takdimini yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciler, bayramı kutlayan protokol mensuplarını karşılarına gelinceye kadar hazır ol duruşta başları ile takip edecekler ve vali/kaymakamın ‘’...Bayramınız kutlu olsun’’ seslenişine hep birlikte ve yüksek sesle ‘’Sağ ol’’ şeklinde karşılık verecekler. Tören yöneticisi, kutlamanın bitmesi ve protokol mensuplarının şeref tribününde yerini almasından sonra ‘’İstiklal Marşı. Hazır ol. Dikkat!’’ komutunu verecek. İstiklal Marşı’nın bitimini takiben ‘’Rahat’’ komutu ile öğrenciler rahat duruşa geçecek. Bu komutla seyyar bayrak direği ve seyyar flama direğini tutan öğrenciler direkleri taşıma askısından çıkararak, alt uçları yere değecek şekilde sağ elle tutacak. Tören duruşu, İstiklal Marşı, geçit töreni ve çelenk sunma törenlerinde seyyar bayrak direği ile seyyar flama direkleri taşıma askısında takılı bulundurulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEÇİT TÖRENİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koordİnasyonun MEB’e verildiği bayramlarda, geçiş töreninde, tören yöneticisi, bayrak grubu, flama grubu, teknik komite, izci grubu, gösteri grupları, halk oyunları grubu, ilköğretim ve ortaöğretim okulları; kuruluş tarihine, aynı olması durumunda ise alfabetik sıraya göre, askeri lise ve polis koleji grubu, üniversiteler; kuruluş tarihine, tarihlerin aynı olması durumunda ise alfabetik sıraya göre, kutlama komitesince törene katılması uygun bulunan diğer kamu kurum ve kuruluşlar şeklinde sıralanacak. Tören yöneticisi, ‘’Geçit töreni. Hazır ol. Yerinde say. Marş!’’ komutunu verecek ve bu komutla bayrak, flama ve öğrenci grupları ile boru trampet takımının tertip almasından sonra ‘’İleri marş’’ komutunu vererek, bayrak grubunun önünde geçit töreni gerçekleştirecek. Geçit töreninde gruplar arasında altı adım aralık bulunacak. Grup sorumluları, arkasındaki grubunun ön sırasında üç adım önünde yürüyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SELÂMLAMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçİt töreninde selâmlama, protokol mensuplarının yer aldığı şeref tribünü önündeki yürüyüş güzergahının kırmızı işaret levhalarıyla başlangıç ve bitimi belirlenen şekilde gerçekleştirilecek. Yönergeyle, tören yöneticisinin, bayrak grubunun, flama grubunun, teknik komite üyeleri ve diğer görevli öğretmelerin, grup sorumlusu izci liderinin, kız ve erkek öğrenci gruplarının selamlama şekilleri ayrı ayrı düzenlendi. Kız öğrenci grupları, kırmızı işaret levhaları arasındaki yürüyüş güzergahında ayak parmakları önce, taban sonra yere değecek şekilde kolları sallayarak, erkek öğrenci grupları ise aynı güzergahta diz çekip, kolları sallayarak uygun adımla yürürken sıraların sağ başındakiler ileri bakarak, diğerleri ise şeref tribününde geçit törenini ayakta kabul eden protokol mensuplarını başlarıyla ve bakışıyla takip ederek selamlayacak. Okul trampet takımlarının, garnizon komutanlığı veya belediye bandosu eşliğinde geçiş yapması durumunda davul çalınmadan geçilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÖREN KIYAFETLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Törene katılan öğretmen ve öğrencilerin kıyafetleri mevzuata uygun olacak. Buna göre, öğretmen ve öğrencilerin kıyafetleri, ‘’Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’’ ile ‘’Milli Eğitim Bakanlığı ile Diğer Bakanlıklara Bağlı Okullardaki Görevlilerle Öğrencilerin Kılık Kıyafetlerine İlişkİn Yönetmelik’’te belirtilen hükümlere, üniversitelerde görevli öğretim elemanı ve öğrencilerin ise geçit törenine katılmaları halinde kıyafetleri yine bu yönetmelik hükümlerine uygun olacak. Bayram kutlamalarında gösterilere katılan öğretmen ve öğrenciler, hareket ve mevsim özellikleri dikkate alınarak, teknik komite tarafından belirlenen ve kutlama komitesi tarafından kabul edilen kıyafetleri giyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4441061206229322097?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4441061206229322097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4441061206229322097' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4441061206229322097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4441061206229322097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/kisla-duzeni-ve-askeri-komutlar-aynen.html' title='KIŞLA DÜZENİ VE ASKERî KOMUTLAR AYNEN DEVAM EDİYOR'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6603545692610204281</id><published>2009-04-22T17:29:00.000-07:00</published><updated>2009-04-22T17:31:33.409-07:00</updated><title type='text'>Lieberman'dan Obama'ya mesaj: Amerika, biz ne dersek onu yapar</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail'in aşırı sağcı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Avigdor Lieberman, ABD Başkanı Barack Obama'ya Ortadoğu sorununun çözümünde İsrail'e uymak zorunda oldukları mesajı verdi. İki hafta önce bir Rus gazetesine verdiği demeç dün İsrail basınında bir kez daha yayımlanan Lieberman, Obama yönetiminin sadece İsrail isterse yeni barış girişimlerinde bulunacağını ifade ederek, "İnanın bana, Amerika bizim bütün kararlarımızı kabul eder." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail basınının Lieberman'ın röportajını, Barack Obama'nın İsrail ve Filistinlileri barış yolunda somut adım atmaya çağırdığı önceki günkü açıklamasından sonra yayımlaması dikkat çekti. Obama, "Ebediyyen konuşup duramayız." demişti. Obama'nın ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Mısır lideri Hüsnü Mübarek ile ayrı ayrı Washington'da görüşeceği duyurulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EN BÜYÜK TEHDİT İRAN DEĞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistinli yetkililer, dün Abbas'ın 28 Mayıs'ta Beyaz Saray'da olacağını açıkladı. Diğer görüşmelerin 6 Haziran'a kadar yapılması bekleniyor. Rus göçmeni Lieberman, Moskova'nın Ortadoğu sorununun çözümünde hak ettiği rolü almadığını ifade ederken, İran ile ilgili de ilginç açıklamalar yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar Tahran'ı İsrail için en büyük tehdit olarak gören Avigdor Lieberman, bu kez İran'ı ikinci sıraya alarak, kendileri için en büyük stratejik tehdidin Afganistan ve Pakistan olduğunu dile getirdi. "Pakistan nükleer ve istikrarsız, Afganistan'da ise Taliban'ın kontrolü ele alma potansiyeli var." derken bölgede 'Bin Ladin ruhunun' harekete geçebileceği uyarısını yaptı. Lieberman, Pakistan ve Afganistan'ın tüm küresel düzene tehdit oluşturduğunu da iddia etti. İsrail'in şahin görüşleriyle bilinen Dışişleri Bakanı, Irak'ı ise tehdit algılamasında üçüncü sıraya yerleştirdi. Lieberman, karşı olduğu bilinen Filistin devletinin kuruluşuyla ilgili de yine olumsuz konuştu. İki devlet çözümünün hoş bir slogan olduğunu ancak özünde eksiklik bulunduğunu savundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, İsrail ordusu, Gazze saldırılarıyla ilgili soruşturma raporunda, 'uluslararası hukuk kurallarına göre hareket ettiğini' ileri sürdü. Raporda, 'bazı yanlışlıklar sonucu' talihsiz sivil kayıplar yaşandığı ifade edildi. DIŞ HABERLER SERVİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Barış Planı'nı da sildi: İsrail'in imhası için reçete&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avigdor Lieberman, Arap Barış Planı'nı "İsrail'in imhası için bir reçete" olarak tanımladı. İsrail ordu radyosu, önceki gece dışişleri bakanlığında düzenlenen bir toplantıda Lieberman'ın, "Bu, tehlikeli bir öneri ve İsrail'in imhası için bir reçete." dediğini duyurdu. Lieberman, bu sözleriyle 'Arap barış inisiyatifini' temel alarak İsrail'in kendi bölgesel barış planını hazırlamasını isteyen Savunma Bakanı Ehud Barak'ın açıklamasıyla da çelişkiye düşmüş oldu. Radyoya göre Lieberman, söz konusu inisiyatifin en sorunlu bölümünün Filistinli mültecilerin geri dönüş haklarını içermesi olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6603545692610204281?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6603545692610204281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6603545692610204281' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6603545692610204281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6603545692610204281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/liebermandan-obamaya-mesaj-amerika-biz.html' title='Lieberman&apos;dan Obama&apos;ya mesaj: Amerika, biz ne dersek onu yapar'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-498839285170930400</id><published>2009-04-22T17:24:00.000-07:00</published><updated>2009-04-22T17:27:11.811-07:00</updated><title type='text'>Birey, cemaat, devlet</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Dürüstçe söylemem gerekiyor ki kim danışmanlık yapıyorsa Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'a yanlış bilgi veriyor. O kadar çok hata yapılıyor ki! Tespit yanlış, teşhis yanlış, terkip yanlış. Mesela zannediliyor ki köyden şehre gelmiş fakir çocukları, barınacak mekân bulamayınca 'bazı cemaatler' onlara imkân sağlıyor ve onlar da bilmecburiye bu yapıların sunduğu imkânlara boyun eğiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış. Belki on beş-yirmi sene önce bir doğruluk payı vardı bunun; ama şimdi bu varsayım kocaman bir şehir efsanesi. Çünkü cemaat dediğiniz yapı zaruretlerden çok, iradi bir tercih konusu haline gelmiştir. Yani, insanlar kendi kültür ve kimliklerinden kopmamak için sivil bir tercih kullanıyor. O yüzden bünyede çok sayıda zengin çocukları da bulunuyor. Cemaat irtibatı iddialarıyla gündeme gelen özel kolejlere ve üniversitelere, dershanelere gösterilen olağanüstü ilgiyi fakirlikle nasıl izah edebilirsiniz mesela? Zaten konu sadece öğrenci değil ki! Esnaf, işadamı, sanayici, sanatçı, sporcu, mimar, doktor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu gerçeği kabul etmezseniz ilk düğmeyi yanlış iliklemiş olursunuz: İnsanlar kendi iradeleriyle bir tercih kullanıyor, zorlamalar ya da zaruretler ile değil. Kim kime nasıl baskı yapacak ki bu insanlar kendini bir cemaat üyesi görmeye mecbur hissetsin? Meseleyi 'sosyal devletin boşluğuna' dayamak, sosyal bir gerçeğe gözlerimizi kapamaktır. Mesele gayet açık: Karşımızda gönüllü hareketler var; illegal yapılar değil. Katılmak isteyen dilekçe verme zarureti olmadan gelip katılıyor; ayrılmak isteyen de istifa dilekçesi verme ihtiyacı hissetmeden 'hadi bana eyvallah' deyip çekip gidiyor. İşte buna modern toplumlarda sivil toplum kuruluşları deniyor. Güdümsüz, bağımsız, sivil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu aşamada karşımıza yeniden 'tek tip insan' korkusu çıkıyor. Güya 'din eksenli cemaatler' tek tip insan yetiştiriyormuş. Mümkün mü? Hayır. Her şeyden önce bireyi yok edecek bir telkin İslam'ın ruhuna uygun değil; çünkü o din her bireyi doğrudan Allah ile muhatap ediyor. Kaldı ki bu çağda ne birey körü körüne buyurgan bir yapıya boyun eğer ne toplum. Kim razı olur tek bir kalıba girmeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bir kalıba sokulamadığı, zan altında bırakılan kişilerin her dinden, her dilden, her görüşten insanla rahat diyalog kurmasından belli. Bu topluluğun içinde her etnik gruptan, her mezhepten, her düşüncede insan bulunmaktadır. Toplumsal ayrışmalarda birleştirici ve barışçı bir dil kullanan ve gördüğü ilgi ile samimiyet testinden defalarca geçmiş kitlelerin insanları tek bir şablona zorladığını iddia etmek gerçeklerle ters düşmek anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetimizin kazanımları açısından çok önemli bir nokta daha var: Dindar kitleler demokrasiyi içine sindirmiş durumda. O kadar ki 'Keşke modernleşmeyi kimseye kaptırmayan kitleler de demokrasiyi bu kadar sindirebilseydi!' demek zorunda kalıyorsunuz. Soran, sorgulayan, eleştiren, istişarenin hakkını veren, özgür düşüncenin bütün renklerine kanat çırpan kitleler 'tek tip insan' suçlamasıyla karşı karşıya getiriliyor. Olacak şey değil. Ülkeyi içine kapamak ve anti demokratik yollardan aristokratik düzenin devamını isteyenler özgürlükçü sayılıyor. Bir tuhaflık yok mu bunda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bazı cemaatler' dünyanın dört bir yanında kozmopolitan kültürlerle ufuk turu yaparken ufuk körlüğüne yakalanmış bazı kitleler de ülkeyi bir çeşit faşizme sürüklüyor adeta. Kimin ufku ne kadar genişse özgürlük boyutu da o kadar engindir. Kim ne kadar geniş kitlelerle kucaklaşıyorsa o kadar çoğulcu ve katılımcı demokrasiden nasibini almıştır ve her kim 'herkes benim gibi düşünecek' emriyle hareket ediyorsa, o da kendini toplum karşısında o kadar sevimsiz hale getirir ve kendini geniş kitlelerden tecrit eder. Açık söylüyorum: Bir gün cemaatler insanlara 'tek tip olun' dese içeride çatlamalar olur; tıpkı devletlerin toplumlara 'tek tip olun' buyruğunu dayatmasıyla çatlamalar olduğu gibi... e.dumanli@zaman.com.tr &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-498839285170930400?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/498839285170930400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=498839285170930400' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/498839285170930400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/498839285170930400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/birey-cemaat-devlet.html' title='Birey, cemaat, devlet'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-2310003979042568539</id><published>2009-04-20T11:24:00.000-07:00</published><updated>2009-04-20T11:25:06.390-07:00</updated><title type='text'>Zariften Şiir</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bir ilk kurşun&lt;br /&gt;Bir çıra gibi yanan ülke&lt;br /&gt;Ekinler ağıllar alev alev&lt;br /&gt;Sakallarından tutuşturulup yakıldı&lt;br /&gt;Dedeler her köyde&lt;br /&gt;Ak saçlı&lt;br /&gt;İpince yürekli&lt;br /&gt;Nenelerin ve çocukların gözleri önünde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ve dolar sığmıyor evlere&lt;br /&gt;çarşafların içi makyaj ve leke)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç kurşun daha&lt;br /&gt;birkaç kırbaç daha&lt;br /&gt;ufak bir meclis ve derken&lt;br /&gt;gür sesli gür bir meclis&lt;br /&gt;kavi bir halka&lt;br /&gt;kalbler bir mesaj kavşağı&lt;br /&gt;kan barajı*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamlar nasıl ağır.&lt;br /&gt;Sabahlar nasıl zinde*.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-2310003979042568539?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/2310003979042568539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=2310003979042568539' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2310003979042568539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2310003979042568539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/zariften-siir.html' title='Zariften Şiir'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4007510731579191501</id><published>2009-04-20T11:23:00.002-07:00</published><updated>2009-04-20T11:24:37.037-07:00</updated><title type='text'>Zarif şiirler</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;ACZ'i kurcaladım yüreğimi yontarak&lt;br /&gt;hani senin gezdiğin&lt;br /&gt;otostop caddelerinden geçtim&lt;br /&gt;hani şu yalnızlığın caddelerinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;az gittim uz gittim cadde boyu düz gittim&lt;br /&gt;hani ben de seccademe davranıp&lt;br /&gt;şöyle serip en kalabalığına kaldırımın&lt;br /&gt;belki de dört rekât aydınlık dağıtmak için&lt;br /&gt;açtım seccademi&lt;br /&gt;kaldırımın alnıma en müsait yerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani kalabalığın uzletine&lt;br /&gt;zarif bir dua üflemek gibi&lt;br /&gt;nazire olsun diye adına&lt;br /&gt;hani sana yakışanından olsun diye belki de&lt;br /&gt;belki de adını gülümsemek için&lt;br /&gt;kalabalık bir koroyla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok sesli bir dua adadım&lt;br /&gt;kırk yedi kere&lt;br /&gt;adına...&lt;br /&gt;cahıt zarıfoglu&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4007510731579191501?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4007510731579191501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4007510731579191501' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4007510731579191501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4007510731579191501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/zarif-siirler.html' title='Zarif şiirler'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3177753285573975238</id><published>2009-04-20T11:23:00.001-07:00</published><updated>2009-04-20T11:23:23.303-07:00</updated><title type='text'>? Soru İşaretlerinden Biri</title><content type='html'>? Soru İşaretlerinden Biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikilsen dağların ötesini tutar elin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir deli akıl çırpınıyor aramızda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rızık korkusu can korkusu baş mesele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O büyülü çiçekleri yol arın bir kere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başını eğmiş zalimleri dinlersin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersin 'lokmam ellerinde'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin bir sınav kağıdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mü'min kulun önünde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit Zarifoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3177753285573975238?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3177753285573975238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3177753285573975238' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3177753285573975238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3177753285573975238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/soru-isaretlerinden-biri.html' title='? Soru İşaretlerinden Biri'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-2504180392870555352</id><published>2009-04-20T11:12:00.000-07:00</published><updated>2009-04-20T11:13:49.509-07:00</updated><title type='text'>Cahit Zarifoğlu şiirleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yanakları, saçları, gözleri yanmış,&lt;br /&gt;Zehirli gaz bombaları&lt;br /&gt;Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini&lt;br /&gt;Ağızları, küçücük dilleri yanmış&lt;br /&gt;Bütün Beyrut sapsarı kalmış&lt;br /&gt;Sanki ağlamak imkansız&lt;br /&gt;Başları&lt;br /&gt;Paletlerle ezilmiş babaları,&lt;br /&gt;Yahudi doğramış analarını,&lt;br /&gt;Binlerce çocuk topların, betonların altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyrut'un gözyaşları şimdi,&lt;br /&gt;Kudüs'ün yanıbaşında,&lt;br /&gt;Müslümanlarsa uzakta,&lt;br /&gt;Sanki başka,&lt;br /&gt;Gelinmez bir dünyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acın, bir vadi,&lt;br /&gt;Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüm baksın sadece,&lt;br /&gt;Ayrıntıları,&lt;br /&gt;Kıvrılıp kırılmış bilekleri,&lt;br /&gt;Kemikten yakılmış etleri,&lt;br /&gt;Kuma serilmiş cesetleri,&lt;br /&gt;Büyük ajansların yaydığı resimleri,&lt;br /&gt;Bir seyirci gibi görsün dursun,&lt;br /&gt;Bir kadın gibi ağlasın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyrut yengeç kıskacında,&lt;br /&gt;Çoğu müslüman kafir yanında,&lt;br /&gt;Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,&lt;br /&gt;Şairler eğer ahın varken&lt;br /&gt;Uzanırlarsa tomurcuklara güllere&lt;br /&gt;Herbiri kanlı bir ateş gibi korku&lt;br /&gt;Bir azar, bir şamar olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin, sen işine bak, kar toprağını,&lt;br /&gt;Yoğur gazabını Yaradanın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?&lt;br /&gt;Çam ormanlarının salınışında,&lt;br /&gt;Kuşların cıvıldayışında,&lt;br /&gt;Otların serin tenlerinde.&lt;br /&gt;Eğer varsan bakıp görmeye&lt;br /&gt;Şeffaf perdenin az ötesini,&lt;br /&gt;Bir ateş bulutu var en bildik yerde,&lt;br /&gt;En emin yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar&lt;br /&gt;Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,&lt;br /&gt;Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farzet körsün, olabilir,&lt;br /&gt;Elele tut,&lt;br /&gt;Taş al ve at,&lt;br /&gt;Kafiri bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani ceylanların,&lt;br /&gt;Hani cihat marşın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?&lt;br /&gt;En arka safta bile kalmadın,&lt;br /&gt;Cengi attın, dünyaya daldın,&lt;br /&gt;Tezeğe konan sinekler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüyor burgaç,&lt;br /&gt;Dünya üstten, yanlardan daralıyor.&lt;br /&gt;Ovalardan,&lt;br /&gt;Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,&lt;br /&gt;Bir gün ister istemez,&lt;br /&gt;Karşısında olacaksın kaçtıklarının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua et,&lt;br /&gt;O gün henüz mahşer olmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit Zarifoğlu (1940 - 1987)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-2504180392870555352?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/2504180392870555352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=2504180392870555352' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2504180392870555352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2504180392870555352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/cahit-zarifoglu-siirleri.html' title='Cahit Zarifoğlu şiirleri'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8026662124669390069</id><published>2009-04-17T09:43:00.000-07:00</published><updated>2009-04-17T09:44:48.652-07:00</updated><title type='text'>çydd add çev laikçi örgütler</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İşte bir öğrencinin ağzından ÇYDD&lt;br /&gt;Bu aslında ilk ve tek değil. Ergenekon operasyonlarının ardından ÇYDD'nin ismi de gündeme gelince, geçmiş dönemde dernekten burs alan ve bugün pişman olan çok sayıda öğrenci maillerle ÇYDD'nin gerçek yüzünü gözler önüne sermeye çalışıyor. O maillerden bir tanesini yayınlıyoruz. İşte ÇYDD'den burs almış bir öğrencinin ağzından şok eden gerçekler....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Merhaba ben KH.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik nedeniyle soyadımı, oturduğum ili ve okuduğum üniversite hakkında bilgi vermek istemiyorum ama memleketim Van'dır. Üniversite son sınıfta okuyorum. 2 gün önce medyadan ÇYDD'ye karşı Ergenekon operasyonun yapıldığını öğrendim. ÇYDD ile ilgili bir kısım medyada eğitim gönüllüleri oldukları ve öğrencilere burs sağladıkları, özellikle kız çocuklarının eğitimi için çaba harcadıkları yazıyordu. Bir kısmında da ÇYDD'nin misyonerlik faaliyetlerinin MİT ve Genelkurmay raporlarıyla sabit olduğu haberleri vardı. Ben de bir ara ÇYDD'den burs almış birisi olarak bu ÇYDD'nin gerçek yüzünün ortaya çıkması için bilgi verme ihtiyacı hissettim ve bu maili göndermeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Van'da liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazanıp geldiğim de maddi durumumuz kötü olduğu için çok zorluk çekiyordum. Aynı sınıfta okuduğumuz bir arkadaşım vardı. O ÇYDD'den burs alıyordu bende onun gibi alabilir miyim diye onunla konuştum. O da bana sen doğulusun sana kesin verirler diyerek cesaretlendirdi. Ben de onların bulunduğumuz yerdeki şubelerine gidip görüşmeye karar verdim. Hakikaten beni çok sıcak karşıladılar. Sen merak etme sana her türlü yardımı yapacağız, para, kalma konusunda bize güven dediler. Bir süre sonra bana bir ev gösterdiler burada kalabilirsin dediler ve burs da bağladılar. Evde kızlarla erkekler beraber kalıyorlardı hatta odalar da bile karma şekildeydi. Evde 5 kişi kalıyordu. Evin 3 odası vardı, 2 oda da kızlı erkekli kalınıyor diğer kalan küçük odada da bir kız yalnız kalıyordu ancak zaman zaman eve farklı erkeklerle geliyor ve beraber kalıyorlardı. Çok gece onların kahkahalarından ve gürültülerinden uyuyamadığımı bilirim. Evde temizlik anlayışı pek yoktu. Zaten herkes kafasına göre takılıyor istediği zaman girip çıkıyordu. Ben de bir kızla aynı odada kalmaya başladım. O da doğuluydu. Onu iki yıl öncesi alıp oraya getirmişler ve burs vermeye başlamışlar. Yani iki yıldır onlarla berabermiş. Kız bana hiç aklından bir şey geçirme benim gözüm dışarıda dedi. Tabi bu durumlar benim aile yapıma tersti. Verdikleri bursun bir kısmını sosyal etkinlik için kesiyorlar ve katılmak zorundasın diyorlardı. Parti gibi yapılan ve kırmızı şarap içilen bu etkinliklerde, sohbet grupları kuruluyordu. Bu gruplarda konuşmalara geçilmeden önce, Filipeliler, Markos diye biten ve numaraların okunduğu metinler okunuyordu. Sanki böyle din dersi gibi sohbetler oluyordu ama ben ilk zamanlar onları pek anlamıyordum. Taki 5. Toplantıda bunların İncil'in bölümleri olduğunu ve oradan bir şeyler anlattıklarını anladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bazen memleketten kalma alışkanlık cumalara giderdim. Cumaya gittiğimi fark eden kız arkadaşım yani oda arkadaşım benden bir süre sonra rahatsız olmaya başladı ve galiba başkalarına söyledi. Daha sonra baskılar başladı ve bunu bırakmamı aksi takdirde bursu keseceklerini ve evden çıkaracaklarını söylediler. Ben maddi olarak çok zor durumda olduğumu benim kimseye bir zararımın olmadığını neden böyle davrandıklarını anlayamadığımı söyledim ancak onlar kararlılardı. Çok zor durumda olduğum için tamam dedim ve bundan sonra cumaya filan gitmeyeceğimi söyledim. Ben böyle söz verdikten sonra bursu kesmediler ancak tam güvenemedikleri için bazen cuma zamanlarında beni çağırıyorlar, görüşmek istiyorlar, böylece beni kontrol etmiş oluyorlardı. O sene böyle gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sene yine evde kalmaya devam ettim ve bursumda devam ediyordu. Gittiğim ilk sene ramazan geçtiği için oruçla ilgili bir sorun olmamıştı ama ikinci sene ramazan geldiğinde yine bursu kesecekler korkusuyla oruç tutmayı aklımdan bile geçiremedim. Maddi olarak onlara ihtiyacım olduğu için onların her dediğine evet demek durumunda kalıyordum. Ben böyle davranırken bir gün Van'dan teyzem enişteyle beraber tedavi için buraya geleceklerini ve benim eve de uğrayacaklarını söylediler. Ben direk yok diyemedim ama kabulde edemiyordum. Gelmemeleri için çarem yoktu, engelleyemedim. Teyzemler gelip onlarda teyzemleri gördüklerinde şok oldular, buz kesildiler. Teyzem bizim oralardaki normal kadınlar gibi kapalıydı. Ancak bundan onlar hiç hoşlanmadılar ve iki gün sonra senin bize faydan olmaz, sen bize uygun değilsin diye beni evden çıkardılar ve bursumu da kestiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ÇYDD'nin gerçek yüzü budur. Ne eğitim meraklısı ne de yardımseverdirler. Kendi amaçları için insanların zaaflarından faydalanarak kendi amaç ve hedeflerine ulaşmaya çalışan bir dernektir. Bunu da şundan biliyorum. Hemen hemen ayda bir okuduğumuz okuldaki hocalar ve öğrenciler ile ilgili tüm bilgiler bütün teferruatıyla yazılırdı. Bunlar odasında tek başına kalan o kız arkadaşımız organize ederdi. Bu kız hiçbir kural tanımazdı, hatta ben cumaları bıraktıktan sonra ödül olarak olduğunu anladım, benimle …. Cumhuriyet yürüyüşlerine gitme işini de o ayarlıyordu. Şehir dışına giderken otobüs bileti için falan biz para vermiyordu. Zaten böyle harcayacak kadar durumumda iyi değildi. Ayrıldığım sene o mezun olmuştu, o … sonra ben ona ilgi gösterince bana, orada kal ben kaymakam karısı olacağım dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendimden utanıyorum. Ama o zaman maddi olarak çok zor durumdaydım. Mecburdum. Ben kimsenin kötülüğünü istemedim. Onlardan korkmuyorum. Çünkü korkak olduklarını biliyorum. İsmimi yazmıyorum çünkü bu defterin kapanmasını istiyorum. Ama bunların çirkin yüzünü herkes bilmesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mailimi yayınlarsanız, halka yarar sağlamış olursunuz. Gençler içinde bulundukları zor durumlardan dolayı tuzağa düşürülmesinler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENELKURMAY VE MİT RAPORU: ÇYDD MİSYONERLİK YAPIYOR&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8026662124669390069?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8026662124669390069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8026662124669390069' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8026662124669390069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8026662124669390069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/cydd-add-cev-laikci-orgutler.html' title='çydd add çev laikçi örgütler'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-5886238514862337567</id><published>2009-04-16T12:44:00.001-07:00</published><updated>2009-04-16T12:44:38.474-07:00</updated><title type='text'>CENAZE TÖRENİNDE VİZE, YEMİN TÖRENİNDE YASAK</title><content type='html'>Başörtüsüne asker yasağı şehit cenazelerinde uygulanmazken, geçtiğimiz aylarda Manisa’daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığında düzenlenen yemin törenine 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmayıp, töreni tel örgülerin arkasından izlemek mecburiyetinde bırakılmaları, izahı zor yeni bir çelişki örneği oluşturuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-5886238514862337567?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/5886238514862337567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=5886238514862337567' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/5886238514862337567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/5886238514862337567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/cenaze-toreninde-vize-yemin-toreninde.html' title='CENAZE TÖRENİNDE VİZE, YEMİN TÖRENİNDE YASAK'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3831632264182641116</id><published>2009-04-16T12:41:00.000-07:00</published><updated>2009-04-16T12:44:06.478-07:00</updated><title type='text'>Ordu Peygamber ocağı ise başörtülüler niye dışlanıyor?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; MAZLUMDER Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un önceki gün yaptığı konuşmadaki sözlerini eleştirerek, “Dine karşı olunmayacaksa, dinin açık bir emri olan başörtüsüne olan bu alerji neden? Peygamber ocağı olan bir yere başörtülü bayanların girememesi ne ile izah edilebilecek? O halde eşi başörtülü olduğu, namaz kıldığı için ordudan atılan muvazzaflarla ilgili nasıl bir izah getireceksiniz?” diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.omerfarukgergerlioglu.blogcu.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkan İlker Başbuğ’un Harp Akademilerindeki konuşmasından alıntılar yaparak ona bazı soru ve tavsiyelerde bulunacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Alınan tedbirleri bir asimilasyon politikası olarak değerlendiremeyiz. Bu tedbirler ulus devlet inşası sürecinde gerekli görülen birtakım uygulamalardır. Fakat bu yapılanmalarda homojen, etnik bir yapı inşa etmek amaçlanmamıştır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor, ama Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman, Miliyet gazetesine verdiği bir röportajda, “Bu açıdan baktığımızda, o aşamada sorunun ‘kendini ifade’ olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa, bizler o dönemde, ‘Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz ‘yıkıcı faaliyetler’ kapsamında görüyoruz.” Genelkurmay başkanının sözlerine bir başka emekli orgeneralin cevabı da bu işte. Artık bize bir şey söylemek düşmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(Kürt sorununun olmadığı yönündeki görüşüne dayanak olarak) 1938 ile 84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor, ama 1984’den beri durdurulamayan huzursuzluk ortamının niçin bitirilemediğini izah edemiyor. Ülkede önemli bir sorun vardı. Etnik ayrımcılık vardı ve bu büyük bir rahatsızlık olarak yaşanıyordu ve silâhlı çatışmaya dönebileceği sinyalleri veriyordu. Aslında PKK öncesi dönemde de bir çok sol Marksist örgüt Güneydoğu’da aynı sorunu gündeme getiriyor ve geniş bir taban bulabiliyorlardı. 1938 ve 1984 arası ne zaman huzur ve barış ortamı oldu ki? Açık oy, gizli sayım yapılan seçimleri, 1960 darbesini, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül öncesi olayları ve darbesini hatırlıyoruz ve ülkedeki sorunların çözülme safhasında değil, katmerleşme safhasında olduğunu iyi biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Kim ne derse desin, Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir’’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde başörtülü analar niye oğullarının yemin törenine alınmıyor, 2008 yılı içinde olduğu gibi tel örgüler arkasından törenlerini izleyebiliyorlar? Ayvalık’ta atletizm yarışmasında 2. olmuş başörtülü kıza ödül vermeyi reddeden Garnizon komutanı albayı ne yapacağız? Bu albay hakkında yapılan şikâyetler için herhangi bir idarî işlem yapmadığınıza göre, bu sözler de neyin nesi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Demokratlık kisvesi altında TSK’yı yıpratmak amacıyla TSK’ya karşı sistematik muhalefet yapılması her şeyden önce demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu, çoğulculukla ifade edilebilecek ya da açıklanabilecek bir husus değildir. Silâhlı kuvvetleri demokrasinin gelişmesinde, çoğulculuğun toplumsal boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek de yanlıştır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, olur olmaz her konuda ya adı verilmeden medyaya yansıyan üst düzey bir komutanın siyasete müdahale niyetindeki ifadelerini ne yapacağız? TSK demokrasinin gelişmesinde engelleyici bir kurum olmayacaksa, o halde 657’ye tabi olduğunu unutmamasını temenni ediyor ve bunun takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Günümüzdeki sorunların yalnız, tek başına askerî güçle tam olarak ortadan kaldırılamayacağını anlamalısınız.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, siyasete karışmayın da aslî vazifenizi yapınız. Askerî güç gerektiği zaman onu da hukuk içinde kullanmak gerektiğini de hiç kimse unutmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Yapılanmalar ve kuruluşlarda ayrışma yaşandığını öne sürmek de büyük bir haksızlık. Ne Osmanlı döneminde, ne Cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik temelde yapılandırılmamıştır. Keşke bunu iddia edenler örnek gösterse...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce örnek gösterilebilir. Değiştirilmesinin insan hakları sorunlarının çözümüne hizmet edeceğine büyük bir kesim tarafından inanılan anayasanın başlangıç ifadelerinde “hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin,..” diye ifade edilerek başlanması kurulmak istenen binanın etnik temelli olduğunu gösterir. Kürtçe müziğin yasak olduğu ve ancak 1990’larda serbest kalabildiği ve Kürt ırkının bir Türk boyu olduğu efsanesinin resmî ders kitaplarında okutulduğu yıllar, şimdi terk edilse de çok uzak değildir. TRT Şeş’i kuran devletin, Kürtçe broşür, yazışma v.b. belgelere vebalı muamelesi yapması halen devam eden örneklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Sivil örgütler ise, giriş ve çıkışın özgür iradeye bağlı olduğu, gönüllülük temelinde işleyen açık örgütlerdir. Dinsel cemaatler ise kapalı ve içe dönüktür. Cemaate giriş ve çıkış çok farklı dinamiklere bağlıdır. Bu koşullar altında, dinsel cemaatlerin, hele çıkar çevresinde örgütlenmişse, sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmek çok güçtür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinî cemaatlerden bu rahatsızlık niye? Bu ülkede isteseniz de, istemeseniz de cemaatler vardır. Kimi Sünnî, kimi Alevî cemaatleşmeler olmuştur ve son derece doğaldır. Doğallığı kendinize rakip olarak görürseniz işiniz zordur ve önlenemez bir yönelişle çaresiz mücadele içinde kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ayrıca, halkımızın arasında ordunun en yaygın adlarından birinin de ‘Peygamber Ocağı’ olduğunu bilmekteyiz. Açıkça söyleyebiliriz ki, Silâhlı Kuvvetler hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır. Bizim karşı olduğumuz husus siyasi ve kişisel amaç ve çıkarlar için dinin ve dinî duyguların alet edilmesidir, araç olarak kullanılmasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dine karşı olunmayacaksa, dinin açık bir emri olan başörtüsüne olan bu alerji neden? Peygamber ocağı olan bir yere başörtülü bayanların girememesi ne ile izah edilebilecek? O halde eşi başörtülü olduğu için, namaz kıldığı için ordudan atılan muvazzaflar için nasıl bir izah getireceksiniz? Birçok ilde resmî bayramlarda protokolde başörtülü bayan oturuyor diye töreni protesto eden askerî erkân hakkında herhangi bir işlem yapıp yapmadığınızı soruyoruz? Emekli orgeneral Kenan Evren’in “Allah kadınların saçının görünmesini istemeseydi onları kel yaratırdı” gibi fantastik ifadeleri sizce nasıl değerlendirilmeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Zaten bu maddeye (Anayasa-24) rağmen, bu konularda hürriyetlerin tahdit edildiğini ileri süren iddiaları da anlamak mümkün değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyetler tahdit edilmiyorsa bu ülkede yıllardır niye büyük insan hakları ihlalleri olduğunu yerli ve yabancı tüm insan hakları kuruluşları iddia ediyor? Türkiye niye büyük karışıklıklar yaşıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“‘Askerler konuyla ilgili tekliflerini yaparlar ve görevleri burada biter.’ Bu görüş pek doğru değildir. 2003’teki İkinci Irak Savaşı süresince ABD’de yaşanan sivil-asker ilişkileri bu konuda son derece öğreticidir. Askerlerin profesyonel öneri ve kaygılarının sivil otorite tarafından dikkate alınmaması halinde yaşanabilecek olumsuzluklar Irak Savaşı ve sonrasında görülmüştür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya askerî tedbirlerle Kürt sorununun çözümünün sağlanamayacağı ve temel hak ve özgürlüklerin genişlemesi ile bu sorunun çözülebileceğini reddedenlere ne diyeceksiniz? 1984 sonrası süreç içinde kirli ve karanlık ilişkilerin, çeteleşmelerin ortaya çıkmasına neden olanlardan ve asit kuyularına insan atanlar ile ilgili işlem yapılması önerilerini yıllardır sümenaltı yapanlara ne diyeceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Genelkurmay Başkanının, üç temel sorumluluğunu yerine getirmesini ve sivil-asker ilişkilerini yürütmesini, politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. Tersine bu bir zorunluluktur ve işin özüne tartışmasız bir biçimde de uygundur. Bu faaliyetler bütün ülkelerdeki en üst askerî makamlar tarafından da yapıla gelmektedir. Genelkurmay Başkanı bu görev ve sorumluluğunu, ilgili makamlara yapacağı görüşmeler ve toplantılar vasıtasıyla yerine getirir. Gerekli hallerde de silâhlı kuvvetlerin görüşlerini de kamuoyu ile paylaşır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklama 27 Nisan muhtırası için de geçerli midir? Bu muhtıranın politik ve siyasal bir müdahale olmadığını mı söylüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yapılanmalarda ve kuruluşlarda ayrımcılık yapıldığını ileri sürmek de yine büyük bir haksızlık olur. Ne Osmanlı İmparatorluğu döneminde, ne de Cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik temelde yapılandırılmamıştır.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C. tarihinde dinî ve etnik ayrımcılık had safhadadır. Bu birçok bilimsel araştırma ile ortaya konmuştur. O halde son yıllarda etnik ayrımcılık alanında bazı şekli değişiklikler yapılma ihtiyacı neden duyulmuştur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Atatürk’ün, Türk milletini ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir’ şeklinde tanımlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir? Cevap, Türkiye halkıdır. Görüldüğü gibi, buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada-ki burası Türkiye’dir-yaşayan halkın bütününü, yani hiçbir dinî ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir. Aynı ülkü etrafında toplanmış ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Türkiye halkının, siyasal ve sosyolojik bir olgu etrafında kendi rızası ile birleşmesiyle bir milletin oluşacağı ve bu millete ise Türk milleti denileceği, Atatürk’ün ’Türk milleti’ tanımında açıkça yer almaktadır”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye bu kıvranma? Hani ayrımcılık yoktu? Madem Türkiye halkı tabiri kullanılması uygundu? O halde niye hep Türk milleti ifadesi kullanıldı? Türkiye halkı tabiri kullanılmasının daha uygun olacağını mahçup bir ifade ile dillendirmeye mi çalışıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Toplumun inanan-inanmayan, dindar-dindar olmayan ayrımı yapanlara soruyorum; inanan-inanmayan, dindar-dindar olmayan ayrımını yaparken insanların iman ve dinî inançlarını siz hangi hakla değerlendiriyorsunuz? Bu hakkı size kimse vermiyor ki, Allah ile kul arasındaki bir konuyu siz nasıl değerlendirerek bu kişiyi inanan-inanmayan diye ayırabilirsiniz? Bu aslında dininize karşı en büyük saldırıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumda dindar ve inanmayan kesimlerin olması son derece doğaldır. İsteyen istediği inancı ile yaşasın. Bu normaldir. Normal olmayan farklı dinî grupları tektipci bir anlayışla dizayn etmeye çalışmaktır. Dindara dini eksik ve biçimlendirilmiş bir halde ve dine inanmayana veya farklı dine inanana zorlama ile dinî eğitim vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3831632264182641116?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3831632264182641116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3831632264182641116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3831632264182641116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3831632264182641116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/ordu-peygamber-ocag-ise-basortululer.html' title='Ordu Peygamber ocağı ise başörtülüler niye dışlanıyor?'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8662978726034790663</id><published>2009-04-08T11:58:00.000-07:00</published><updated>2009-04-08T11:59:35.481-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çeviri üzerine düşünceler'/><title type='text'>Halman ve Çeviri (1)</title><content type='html'>Hilmi Yavuz/Zaman &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Talat Halman, Metis Çeviri Dergisi'nde (16,1991 Yaz), 'çeviri anlayışı'nı ya da 'yaklaşımı'nı soran Suat Karantay'a şunları söylüyordu: 'Benim çeviri konusunda günahım çok büyük, çünkü çevirmenler genellikle başka dillerden kendi dillerine çeviri yapıyorlar, oysa ben büyük bir küstahlıkla ana dilim olmayan İngilizce'ye de çeviri yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bunun yarattığı türlü zorluklar var tabii. İnsan ne kadar içine sindirmeye çalışsa da, o dilin kültür ortamında ne denli uzun süre yaşamış olsa da, bazı nüansları kaçırabiliyor. Çeviri öyle nankör bir iş ki, hiçbir basit formülü yok. Onun ayrı bir kimyası var, ayrı bir dehası var. Ne denli uğraşılsa hatalar yapılıyor, pürüzlü oluyor. Çeviri evlilik gibi. Beklenmedik izdivaçlar büyük mutluluklar getirebiliyor. Tersi de mümkün doğallıkla. İdeal bir evlilik düşünülemeyeceği gibi, ideal bir çeviri formülü de yok elbette. Bu nedenle çeviriyi genellemelerden soyutlayıp, nihai bir ürün, yaratıcı bir çaba olarak değerlendirmek gerekir.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamlı bir saptama: Nedense, 'çeviri' denince 'Evlilik' bağlamı ve 'Evlilik' bağlamında 'Sadakat' ve 'İhanet' ile (ya da, Sadakat/İhanet sorunsalı ile) kurulan mecazi ilişkiler sözkonusu olagelmiştir. Halman'ın, 'çeviri' ile 'evlilik' arasında kurduğu bu mecazi ilişki, 'çeviri kadın gibidir: sadık olan güzel değildir; güzeliyse sadık olmaz' özdeyişi ile, ya da 'traduttore tradittore' ('çevirmen, ihanet edendir') ile birlikte düşünüldüğünde, daha kuşatıcı bir anlam kazanıyor. Nitekim Halman'ın kendisi de söylüyor bunu. Bundan 40 yıl kadar önce, Orhan Kemal'in 'Doğum' adlı bir öyküsünü İngilizce'ye çevirdiğini; öykünün bir Kürt köyünde geçtiğini ve 'Kürt şivesi' kullanıldığını; bu şiveyi İngilizce'de nasıl dile getirebileceği konusunda düşünürken, 'zenci şivesi'nde karar kıldığını belirtiyor ve ekliyor: 'Bazı öğrencilerim bu konuda beni eleştirdiler, öyküye ihanet ettiğimi söylediler. Düşündüm, doğru ama ne yapsanız ihanet edeceksiniz...' Peki ama, 'ne kadar ihanet?' Metis Çeviri'de yapılan o söyleşide, Halman, Suat Karantay'ın bu sorusuna şu yanıtı veriyor: 'Sadık bir koca kadar!..'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de, çevirmenin kendisini kaçınılmaz olarak, karşı karşıya bulduğu bir dilemmadır bu! Gelgelelim, hem 'güzel' hem de aslına 'sadık' çeviri olanaksız gibi görünse de, arasıra, Halman'ın dediği gibi, 'beklenmedik izdivaçlar, büyük mutluluklar ' getirebiliyor. Bu mutluluğun kökeninde de, 'ihanet' yatıyor hiç kuşkusuz: Traduttore, tradittore! (Halman, çevirinin ve antolojinin 'ihanetsiz' olamayacağını, 'Eski Anadolu ve Ortadoğu'dan Şiirler'e yazdığı 'önsöz'de de yineliyor.) Gelgelelim, 'sadık bir kocanınki kadar' olsa bile, her 'ihanet'in mutluluk getireceği konusunda bir zorunluluk yok elbette. Kısaca, mutlu bir evliliğin reçetesi olmadığı gibi 'ideal bir çeviri formülü de yok!'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talat Halman, özellikle, şiir alanında, hem Türkçe'den İngilizce'ye hem de İngilizce'den Türkçe'ye yaptığı çevirilerle de tanınıyor. Ama bu, onun sadece şiir çevirileri yaptığı anlamına gelmiyor. Halman da belirtiyor ya, Orhan Kemal'den yaptığı 'Doğuş' öyküsü çevirisi gibi, düzyazı çevirileri de var ve bence bunların başında, onun William Faulkner'den 'Duman' ('Knight's Gambit') çevirisi geliyor. (Varlık Yayınları, Nisan 1963). 'Duman'a yazdığı 'Çevirinin Önsözü'nde Halman, Faulkner'in metnini Türkçeye çevirirken, onun üslubunu gözönünde tuttuğunu, çünkü bu üslubun gelişigüzel olmadığını, aslında 'Faulkner'in sanatında girift üslub(un), insan ruhunun gerçeklerindeki kargaşalığın ifadesi olarak, maksatlı ve kesin bir rol' oynadığını bildirdikten sonra şöyle diyordu: 'Bunu gözönünde tutarak çeviride üslup değişiklikleri yapmak yoluna gitmedim. Bir cüret olurdu bu (...) Türkçenin hakkını yemeden, yabancı ve zoraki bir üsluptan kaçınarak, Faulkner'in kendi öz söyleyişini en yakın şekliyle vermeye çalıştım. Bu yüzden bazı cümleler, kolayca bölünebilecekken, upuzun bırakılmıştır.'&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talat Halman, 1963 yılında öne sürdüğü bu görüşlerden, daha sonra vazgeçmiş görünüyor. Nitekim, 1991 yılında, Suat Karantay'la yaptığı o söyleşide, yazar üslubunun çeviriyi belirlememesi gerektiğini savunmakta ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü İngilizce'ye çeviren Ender Gürol'u, Tanpınar'a 'biraz fazla sadık kaldığı' için eleştirmektedir: 'Uzun cümlelerin hiçbirini bölmeyi göze almamış. Halbuki biraz daha cesur olmak lazım, çünkü o kitapta çok çetrefil cümleler var...' Halman'ın çeviri siyasasında radikal bir değişimdir bu: 1963'te, Faulkner'in uzun cümlelerini bozmayı 'cüret' sayarken, 1991'de, Ender Gürol'u Tanpınar'ın uzun cümlelerini bozma 'cüret'ini göstermediği gerekçesiyle eleştirmek! Halman haklı: 'Çevirinin hiçbir basit formülü yok!'&lt;br /&gt;08 Nisan 2009, Çarşamba&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8662978726034790663?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8662978726034790663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8662978726034790663' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8662978726034790663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8662978726034790663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/04/halman-ve-ceviri-1.html' title='Halman ve Çeviri (1)'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6733284480924885672</id><published>2009-03-30T09:27:00.001-07:00</published><updated>2009-03-30T09:27:43.774-07:00</updated><title type='text'>vatanı kurtardı halifeyi kovdu daha ne ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Birinci Dünya Savaşı’nda saldırgan tarafta yer aldı. Tarihin en büyük askeri hezimetlerinden birine uğrayıp dağıldı. Savaştan sonra burada galiplerin işine gelen bir rejim kurulması gerekiyordu. O rejim 1923’te aynen istedikleri gibi kuruldu. Hepsi budur. Seven Nişanyan'ın yorumu:&lt;br /&gt;29.03.2009 19:10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanı kurtardı, halifeyi kovdu, daha ne?&lt;br /&gt;Seven NİŞANYAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Birinci Dünya Savaşı'nda saldırgan tarafta yer aldı. Tarihin en büyük askeri hezimetlerinden birine uğrayıp dağıldı. Savaştan sonra burada galiplerin işine gelen bir rejim kurulması gerekiyordu. O rejim 1923'te aynen istedikleri gibi kuruldu. Hepsi budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türker Alkan emekli kahvelerinin vazgeçilmez klasiklerini bir kez daha özetlemiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Atatürk'ü başımıza gelen ve gelecek olan her türlü belâdan sorumlu bir felâket tanrısı gibi görenlerin neye itiraz ettiklerini anlamakta da zorlanıyorum doğrusu. Neye itiraz ediyorlar? Kurtuluş Savaşı'na mı? Saltanatın ve halifeliğin kaldırılmasına mı? Cumhuriyetin kurulmasına mı? Kadınlara eşit haklar tanıyan Medeni Yasa'nın kabulüne mi? Şeriatın işlemez kılınmasına mı? Çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına mı? Laikliğin benimsenmesine mi? Son bir soru: Bu reformlar olmadan demokrasi kurulabilir miydi?" (Radikal, 22 Mart Pazar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bkz: Hitler otoban yaptı o yüzden sevmiyorlar," veya "Bkz: Stalin zamanında hırsızlık yoktu," deyip geçmek mümkün. Ama biz öyle yapmayalım, etraflıca cevap verelim. Belki itirazları anlamakta zorlananlara faydamız dokunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruları geldiği sırayla cevaplayalım isterseniz. Sonra da sözü edilmeyen bir-iki taneyi ekleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● "Kurtuluş Savaşı" adıyla anlatılan yalanlar manzumesine, evet, itiraz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Birinci Dünya Savaşında saldırgan tarafta yer aldı. Tarihin en büyük askeri hezimetlerinden birine uğrayıp dağıldı. Savaştan sonra burada galiplerin işine gelen bir rejim kurulması gerekiyordu. O rejim 1923'te aynen istedikleri gibi kuruldu. Hepsi budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha erken kurulabilirdi. Daha kolay ve daha kansız olurdu, memleket o kadar harap olmazdı. Belki Tek Adam diktatörlüğüne de o kadar kolay teslim olmazdı. Ama 1918'de İngilizler bir hata yaptılar, barış şartı olarak İttihat ve Terakki kadrolarının tasfiyesini talep ettiler. Bunun üzerine birileri vatanmillet diye haykırarak ayağa kalktı. Altı sene savaştan bitmiş bir ülkeyi gözünü kırpmadan tekrar kana ve ateşe sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizler kızıp tehditler savurdular, asarız keseriz böleriz Sevr yaparız diye gözdağı verdiler, etkili olsun diye Yunanlıları sahaya saldılar. Üç sene daha manasız bir katliam oldu. Sonra gene İngilizlerin dediği oldu. Tek farkla: İttihatçı kadrodan ayıkladıkları yirmi otuz kişi hariç, gerisi vatan kurtaran kahraman kontenjanından memleketin tepesinde oturmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı kime neden minnet duyulacak, ben "anlamakta zorlanıyorum doğrusu".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● Padişahlığın kaldırılıp BU cumhuriyetin kurulmasına itiraz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faraza İngiltere monarşisi kaldırılıp Fransa cumhuriyeti, yahut İsveç krallığı yerine Finlandiya cumhuriyeti kurulsaydı itiraz etmezdik belki. Ya da ederdik, kime ne? İngitere'nin Fransa'dan kötü bir yer olduğunu kim söylüyor? İsveç kralının Finlandiya cumhurbaşkanından daha yaramaz bir adam olduğu ne belli? Asya farklıdır Avrupaya benzemez diyorsanız buyurun, Tayland krallık, Kamboçya cumhuriyet: hangisi daha iyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Savaşı öncesi Türkiye'de aksırıp tıksırsa da işleyen bir Yasama Meclisi vardı. Serbest veya serbestimsi seçimler yapılıyordu. Çatır çatır çatışan siyasi partiler ve her yıl bir yazar vurulsa da canlı kalan bir basın vardı. 1923'te bunun yerine tüm üyeleri şahsen Reisicumhur tarafından belirlenip seçilen ve Reisicumhurun canı istediğinde ıskat edilen bir hık deyiciler kurulu geldi, iyi mi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1839'dan 1913'e dek Osmanlı devletinde siyasi nedenlerle tek kişi idam edilmedi. 1923'ten sonra yüzlercesi pazar meydanlarına kurulan darağaçlarında asıldı. İstibdat mı dediniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran'da 1978'de şahlık rejimini devirdiler, yerine cumhuriyet kurdular. Bundan dolayı sevinmeli miyiz? Ondan iki sene önce İspanya'da Franco rejimi eceliyle son bulunca yerine krallık kurdular. Bundan ötürü üzülmeli miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem 1920-1923'te bir dizi darbeyle iktidarı ele geçirip "cumhuriyet" kuranların yaptığı, ettiği, düşündüğü ve söylediğiyle, 2002-2008'de bir dizi darbeyle iktidarı ele geçiremeyenlerin yaptığı, ettiği, düşündüğü ve söylediği o kadar farklı mıdır acaba diye bir oturup düşünsek faydalı olur belki. Adamlar Atatürk'ün izindeyiz diyorlar. Belki de haklıdırlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● Kadınlara eşit haklar tanıyan Medeni Yasa'nın kabulüne itiraz etmiyoruz, hatta bunu dayatan Batılı "düşmanlarımıza" teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medeni Kanun'u adamlar Lozan'da dayattılar, çatır çatır kabul ettirdiler. Atatürk değil Hacı Abdülgaffar olsa yapacağı bir şey yoktu, kabul etmeye mecburdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan'dan daha yüz sene önce dayattıkları, berikilerin de pek itiraz etmeden kabul ettiği şuydu: Gayrımüslim tebaaya İslam hukukunu uygulayamazsın. Eğer İslam hukukunu sürdüreceksen gayrımüslimler için ayrı mahkemeler kurmak zorundasın. Bunların adil olacağına güvenmediğimiz için de gayrımüslim tebaan için kapitülasyon adı verilen ek güvenceleri kabul edeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan'ın kilit müzakere konularından biri buydu. Eski hukukunu sürdüreceksen, azınlıklar için eskisinden de beter kapitülasyonları kabul edeceksin, çünkü bu saatten sonra sana artık hiç güvenmeyiz dediler. Ankara da bunun üzerine, ehveni şer deyip, müslim ve gayrımüslime eşit olarak teşmil edilecek "laik" bir medeni hukuku getirmeye razı oldu. Olay budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMELLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki İstanbul Darülfünunu'nun Hukuk Fakültesinde 1880'lerden beri Batı usulü medeni hukuk mecburi dersti. 1910'larda da memleketin en kalburüstü hukuk talebesinden 10-15 kadarı devlet bursuyla Lozan Üniversitesine gidip medeni hukuk tahsil etmişti. Yani memleket ortaçağ karanlığında kıvranıyordu da Atam geldi Medeni Kanun getirdi, yok öyle şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● Çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına itiraz etmiyoruz, aferin Safvet Paşa diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve konunun Atatürk'le alakasını anlamakta güçlük çekiyoruz. Türkiye'de "çağdaş" dedikleri bugünkü sistemin temelleri 1830'larda atıldı, Safvet Paşa'nın 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Kanunuyla pekişti, Abdülhamit devrinde imparatorluğun taşrasına yayıldı. İlkokul-ortaokul-lise sistemi bu dönemin ürünüdür. Galatasaray gibi dünya çapında bir çağdaş lise 1868'de kuruldu. Maarif Vek'letine bağlı ilk kız liseleri 1882'de - yani Fransa ile aynı yıl - kuruldu. İstanbul Üniversitesi Abdülhamit'in fermanıyla 1900'de kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manastır'ın kör taşrasındaki askeri lise öğrencilerine 1890'larda Fransa'nın siyasi akımları ile çağdaş edebiyatı okutuluyordu, Fransızca olarak. Cumhuriyet'in "çağdaş" liselerinde sıkıysa dene, Şırnak'a sürerlerse gene şanslısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1921'de Ankara Meclisi'nin topladığı Maarif Kongresi'nin önde gelen kaygısı "şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliye ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür" oluşturmaktı. O günden beri de değişen bir şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1920-1938 döneminde Türkiye'de her düzeyde eğitimin nasıl yerinde saydığını, hatta gerilediğini, Yanlış Cumhuriyet'in 184-203 sayfalarında sayılarla izah ettim. Burada tekrarlamaya gerek yok. İnsan eski ezberleri tekrarlamadan önce merak eder bir okur demekle yetineyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maamafih buraya kadar saydıklarımın hepsi detaydır, teferruattır. Farzedin ki bunların hepsinde onlar haklı biz haksızız: Vatanı da Atatürk kurtardı, liseleri de O kurdu, kadınları da azat etti, cumhuriyet de illa ki çok iyi bir şeydir. Gene itiraz ederiz. Hem bunların hepsinden daha önemli bir zeminde itiraz ederiz. Çünkü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● Devlet reisinin görüş ve emirlerini reddeden herkesi alçak, soysuz, vatansız ve gizli emel sahibi hain ilan eden zorbalık diline itiraz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dil, bir toplumu kuşaklar boyu düzelmemecesine hasta eder ve çürütür. Düşüncenin ve yaratıcılığın kaynaklarını kurutur, korkuyu ve ikiyüzlülüğü bir hayat tarzı haline getirir, en cahil ve zorba olanın her zaman zeytinyağı gibi üste çıkmasını meşrulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkeyi doksan yıldan beri kafası çalışan ve kahvehane muhabbeti dışında söyleyecek bir sözü olan herkese zindan eden bu dildir. Çağdaş dünyadan kopuk bir gariban gettoya mahkum eden de bu dildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet bu dili kurucusundan öğrendi. Ulu Önder'in 1920-21'den sonraki her demecine, her söylevine, her cümlesine bakın: baştan aşağı tehditnamedir. Büyük Nutk'un her sayfasını, Önder'le öyle ya da böyle görüş ayrılığına düşen kişilere yönelik kan dondurucu küfürler süsler. Herhangi bir konuda Reisicumhur'dan farklı düşünen HERKES satılmıştır, HEPSİ düşman ajanıdır, imha edilmesi gereken zararlı unsurdur; hiç değilse aptal ve zevzektir. Hem dürüst, vatansever ve az çok zek‚ sahibi olacak, hem O'na kayıtsız şartsız itaat etmeyecek? Bu ihtimal, Nutuk sahibinin ve onun kurduğu Cumhuriyetin hayal sınırlarını zorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De ki reisicumhurun her dediği doğruydu (ki değildi), sadece dili bozuktu. O dil gene büyük bir felakettir: kendi kendini çoğaltır, reisicumhur kadar parlak olmayan kişilerin elinde ölümcül bir silah olur. Bu zehirli gübre ile beslenen topraklarda Kılıç Ali'ler, Reşit Galip'ler, Recep Peker'ler yetişir. Çevik Bir'ler, Eruygur'lar, Tolon'lar, Büyükanıt'lar, ve henüz emekli olmamış olan niceleri yetişmeye devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir toplumun başına bundan daha büyük ne felaket gelebilir, bilmiyorum. Bu felaketi tüm anıları ve tüm sonuçlarıyla beraber memleket sathından silmeden hangi demokrasi nasıl kurulabilir, onu da bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet en önemlisi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;● "Vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır" diyen ahlaksızlık ideolojisine itiraz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sayfacı arkadaşlar "yazıyı çok uzatma okumazlar" dediği için onu da bir başka yazıya erteliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARAF&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6733284480924885672?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6733284480924885672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6733284480924885672' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6733284480924885672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6733284480924885672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/vatan-kurtard-halifeyi-kovdu-daha-ne.html' title='vatanı kurtardı halifeyi kovdu daha ne ?'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-5155053007352179177</id><published>2009-03-30T08:52:00.000-07:00</published><updated>2009-03-30T09:02:44.827-07:00</updated><title type='text'>Düzgün insan, zor ölüm</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Keş Dağı eteklerine düşen helikopterde bulunan dört kişi ile birlikte ebedi âleme irtihal etti. Şu satırları yazdığım ana kadar ulaşabildiğim bilgiler bu yönde görünüyor. Yazıcıoğlu’nun bir siyasetçi ve dava adamı olarak Türkiye’de tuttuğu yerin zorluğunu hatırlatan zor bir ölüm oldu, bu. Ölenlerin hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına da sabır diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi insanların değerini ancak yokluklarında biliriz. Yazıcıoğlu iktidara ulaşmak için her yolu deneyen, her kapıyı çalan bir siyasetçi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70’li yıllarda iki kutba ayrılan gençliğin öncülerinden biriydi. Yıllarca Ülkü Ocakları’nın başkanlığını yaptı. Gençler arasındaki kanlı çatışmalar, ülkücüler arasında mesela milliyetçilik konusunda belirginlik kazanan görüş ayrılıklarının tartışılmasının ertelenmesine yol açıyordu. Yazıcıoğlu o yıllarda dahi farklı bir temsili dillendiriyor, “Resmî Ankara” ve “hâlâ uzak ve ihtişamlı İstanbul”a karşı Anadolu’nun yetimliğindeki ve kendi haline bırakılmışlığındaki tuhaflığı sorguluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasında Anadolu’nun bir kısmı da Kürt kökenli olan ülkücü gençleri için kafatası ırkçılığı, şovenizm, dünyayı ve hayatı kavramak için bir çıkış noktası olamazdı. Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü takva ile, yani Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devleti komünizme karşı koruyan ülkücü gençlerle, MİT’in, kontr-gerillanın ve Ülkü Ocakları’nın kapatılmasını talep eden solcu gençler 12 Eylül askerî darbesi ile sürmekte olan büyük oyunun farklı bir sahnesine çekildiler. Senelerce hapiste yatanlar oldu aralarında, kimileri hapiste öldü, kimileri sakat kaldı; psikolojik yaralanmalar cabası. İdam edilenler arasında gencecik çocuklar da eksik değildi. Ülkücü gençlerin kitap okumaya düşkün olanları hapishane yıllarını Medrese-i Yusufiye olarak isimlendirdi ve dört duvar arasını, Hazreti Yusuf’un Mısır zindanlarında yatarken gerçekleştirdiği gibi, olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak değerlendirdi. O gençlerden büyük kısmı hapisten çıktığında kendisini “ülkücü” olarak adlandırmıyordu artık. Ya da şöyle: Onlar artık başka türlü ülkücüydüler. Dünyaya ve hayata Müslümanlığın gerektirdiği gibi daha evrensel bakıyorlardı. Eşit vatandaşlık ilkesini savunuyorlardı. Birilerinin varlığını başka bir kesimin varlığına armağan etmesini tabiileştiren söylemleri sorguluyorlardı. Komünist yayılmacılığa karşı savundukları devlet tarafından cezalandırılmışlardı. Dolayısıyla devleti aşırı ölçüde yücelten sloganlarına da mesafe koymuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gençlerden biri, işte, Kızılöz Yaylası’nda yol arkadaşı beş kişi ile birlikte zor bir ölüm sürecini paylaşan Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Hakan Albayrak önceki gün Yeni Şafak’ta Yazıcıoğlu üzerine şu çarpıcı ayrıntıları yazmış: “Gençliği komünizmle mücadeleye adanmışsa da, Mamak zindanında dünyanın işkencesini görme pahasına mazlum komünistlere sahip çıkmıştı. Hrant Dink’in ardından, ‘Bağrımdaki bütün Mehmetler ağlıyor’ diye şiir yazmıştı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıcıoğlu uzun yıllar ismi derin devletle anılarak suçlamalara da maruz kaldı. Fakat o yaşadıklarından ders almayı bilen öğrenci yanıyla, kitlelere kendini anlatmayı başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Abdullah Çatlı’nın olamadığı kişiydi. Şeffaflığı seçti. Düzgün yaşamayı, düz yürümeyi savundu. Hayatı bütün zorluklarıyla üstlenmiş oldu böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70’li yılların kutuplaşmalarının yol açtığı yitimlerden ve farklı siyasal çizgilerin 80’li yıllarda başlattığı muhasebeye dönük konuşma ve tartışmalardan yeterince ders almış, kalp gözü açık bir siyasetçi olduğunu düşünürdüm, onunla yapılmış röportajları okurken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor bir ölümle son buldu hayatı; üşümenin içinden geçti, donmayı yaşadı. Bana Azeri şair Hüseyin Cavid’in 40’lı yılların başında İrkutsk’da bulunan çalışma kamplarındaki ölümünü hatırlatan bir ölüm bu. Sibirya, rejime muhalif sayısı belirsiz mahkûmun donarak ölümüne zemin olmuş sürgün beldesi. 80’li yıllarda Cavid’in İrkutsk’taki mezarı Haydar Aliyev’in girişimiyle Bakü’ye getirilmek üzere açıldığında, donmuş ayaklarında hâlâ eşi Meşkinaz Hanım’ın ördüğü çorapların bulunduğu görülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibirya’daki ölüm kamplarına ait hikâyeler, Anadolu’nun kahramanlığa gönüllü gençlerini esir milletleri kurtarma yollarına düşüren bir etkiye sahipti, 70’lerde. Bu gençler işte o Sibirya mahkûmları yüzünden her zaman daha fazla üşüdüler, hangi mevsimde, hangi iklimde olurlarsa olsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helikoptere binmeyi sevmezmiş Yazıcıoğlu. Bir önceki seçimlerde Sivas yöresinde at sırtında dolaşmıştı. Kendi yurdunda, bir dağ başında donarak dünyaya gözlerini kapattı. Düzgün insanın zor hayatı, zor bir ölümle noktalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanıyla kahramanlar çağından kalma bir kişiydi ya, sevenleri bir mucize olacağı umuduna kapılmışlardı, son ana kadar. Bir mağarada hayata tutunmaya çalışıyor olabilir miydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride soru işaretleri bırakan bir kaza bu. Aralarında helikopter kazalarının da bulunduğu benzeri hadiseler gibi cevapsız kalmaz akla gelen sorular, ümit ederim. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihan Aktaş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-5155053007352179177?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/5155053007352179177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=5155053007352179177' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/5155053007352179177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/5155053007352179177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/duzgun-insan-zor-olum.html' title='Düzgün insan, zor ölüm'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3609680547295158322</id><published>2009-03-28T13:42:00.000-07:00</published><updated>2009-03-28T13:44:28.145-07:00</updated><title type='text'>Muhsin yazıcıoğlu koca reis</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Şakaklarında birkaç kır tel, alnında birkaç çile kırışığı.Bizim kuşağın en genci, en yakışıklı delikanlısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün perşembe; 26 Mart Perşembe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhsin Yazıcıoğlu'nun bindiği helikopterin enkazına, neredeyse 24 saatten beri ulaşılamadı; modern zamanların en şeddâdî iz ve sinyal takib etme teknikleri bir işe yaramadı. Yüzlerce insan, bilmem kaç helikopter ve uçak seferber... Haber yok! Kulağımızda İHA muhabiri İsmail Güneş'in gittikçe zayıflayan sesi yankılanıp duruyor,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimseden ses gelmiyor, gelmiyor. Eyvah çok kötü!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 13 sularına geldi; hâlâ bir haber alamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve saatler geçtikçe bir mucize, şaşırtıcı bir "iyi haber" bekliyoruz ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşlarında kocaman çocuklarız. Senelerden 1972. Mevsim güz; içimizde Ankara rüzgârı. Taşralardan Ankara'lara okuyup "büyük adam" olmak için gelip resmî yurtların kasvetli odalarında yalnızlığın çukurlarına düşünce, "anne, anneciğim" diye başımıza yorganı çekip bir güzel ağlamışlığımızın günleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhsin Yazıcıoğlu'nu ilk defa Veteriner Fakültesi'nde görüyorum; adam 18 yaşında bile efsâne; öyle karizmatik. Yıldırım Beyazıt'taki yurt binasının bahçesinde bir duvar önünde sohbet ediliyor. O günlerde bir "başkan"lık vâkıası var; yurt başkanı, fakülte başkanı: Yazıcıoğlu ya yurdun ya Veteriner'in başkanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar vardır; hep böyledir; vasıflarında lider olmak tabiatı ile doğar, öyle yaşarlar. Muhsin Yazıcıoğlu da öyle. Hep yaşından büyük, hep sorumlu, hep ağır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlik hâtıralarımı çağırıyorum; onu hep bulunduğu mekânda, insanların ilgi odağı ve çekim merkezi halinde hatırlıyorum. İnsanlara güven, ümit ve cesaret telkin ediyor. Orada Muhsin Yazıcıoğlu varsa nefislere itimad duygusu gelip yerleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'da Hacettepe sırtlarında bir tarafta fakültelerin, öteki yanda kalabalık yolların bulunduğu meydan gibi bir yerdeyiz. Bin kişi var mıyız? Varız. Hacettepe Tıp Fakültesi'nin olduğunu tahmin ettiğim binaların tepesinden aşağıya doğru silah tarrakaları yankılanıyor. Sene 75, belki 76... Kalabalık dalgalanıyor. Mesele nedir? İşgal, boykot, güç gösterisi? Hatırlamak zor. Heyecan yüksek. Polis panzerleri kalabalığı çevreleyip dağılın ikazları yapıyor megafonla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada yüksekçe bir yerde görüyorum onu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dağılmayın, dik durun; ben söylemedikçe bir yere kımıldamayacaksınız, diyor ve ilâve ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yanınızdaki arkadaşınızı polise bırakmayacaksınız. Nasıl geldiysek öyle gideceğiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine silah sesleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi İstiklâl Marşı'mızı okuyacağız; rahat, hazır oll!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülküdaşım, genel başkanım, hemşehrim, arkadaşım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde patronum da oluyor. Ankara'da yayınlanan Hasret ve Genç Arkadaş dergilerinin yayınlandığı Dörtyol semtindeki apartman dairesine uğruyor ara sıra. Dergi yapıyoruz, mizanpaj yapıyoruz, kapak yapıyoruz, sonu "kahrolsun"larla, "yaşasın"larla biten sert yazılar yazıyoruz, pikaj, montaj işleri, ışıklı masalar... Vaktiyle Nihat diye bir arkadaş vardı; o derginin dizgi işlerini görmekte. Kaç ay sürdü bilmiyorum, talebeyim henüz, biraz alacağım birikmiş. Alacağımı veriyor patronum; kaç lira hatırlamıyorum; o parayla Anafartalar'da bir kuyumcudan bir çift altın küpe alıyorum nişanlım için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O küpeleri her görüşümde yıllardan beri o günleri, onu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat onbeşe geliyor; bakanlar açıklama üstüne açıklama yapıyorlar. Helikopter sinyal vermiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler... Ne işe yararsınız siz? Kanat olabilir misiniz kanat? Kar araçlarına takılan demir palet olabilir misiniz icabında? Elinde minicik ilkyardım çantasıyla bir doktor, bir hemşire...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya bir Allah'ın kulu olsun da, sırtından pardesüsünü çıkarıp yirmi dört satten beri kar altında, tipi altında hayatla ölüm arasında gidip gelen kazazedelere ümit versin, su versin, söz olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne işe yarıyor ki kelimeler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde Sivas'tan milletvekili seçiliyor; önceleri, sandık başına bile gitmeyeceğimi işiten eski ülküdaşlarım bana çok şirin bir şaka hazırlıyorlar. Yolda yürürken iki kişi koluma giriyor, bir arabaya bindiriyorlar. Şehir dışında bir yere gidiyoruz, iniyoruz; diyorlar ki, "sen oy vermeyeceğim demişsin; doğru mu?" "Doğru" diyorum, "kimseye oy vermeyeceğim bu seçimde". İçlerinden biri elini beline götürüyor, "Sen yine sözünde durmuş ol; sorarlarsa silah zoruyla oy verdim dersin!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülüyoruz, gülüşüyoruz. İşin ucunda "Muhsin Başkan" var çünkü. O seçimlere koalisyon halinde giriyor sağdaki partiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Meclis'e yakışıyor; Meclis de ona. Sonra partisinden ayrılıp kendi partisini kuruyor. Seçimler, seçimler, seçimler... Karşılaştıkça beni onurlandırmak için "üstad" diye hitab ediyor; ben ona "Başkan".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılaştığımız ilk gün de "başkan"dı; şimdi ve hâlâ yine başkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistiklere bakanlar, Muhsin Yazıcıoğlu'nun partisini tek kişiden ibaret bir küsurat partisi gibi görürler; sayılar böyledir; bu yüzden akıllı adamın biri, "saymalı değil, tartmalı" demiş vaktiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayılacak değil, tartılacak adamdır o; tabii özgül ağırlık denilen şeyin terazisi varsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir bilmem yıllar geçtikçe ikiye bölünen o iki partinin irice olanına değil de ufak ama sevimli olanına ısındı kalbim. Rahmetli anacığımın vefatında bir evvelkiler kapımı çalmazken Muhsin Başkancılar, fakirhanemize gökten indirilmiş paraşütçü birlikleri gibi akın etmişlerdi de nasıl onurlanmıştım, nasıl içim kabarmıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün dedim ki içimden, "ki bunlar kara gün dostlarıdır; salımıza girecek arkadaşlardır; hatırları büyüktür".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 16'ya geliyor. Haber yok; bir nefes de mi yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler, ne işe yararsınız siz; karlı dağların başında bir kibrit kadar olsun ışık olup ısıtmadıktan sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakaklarında birkaç kır tel, alnında birkaç çile kırışığı. Bizim kuşağın en genci, en yakışıklı delikanlısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Turan Alkan,Zaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah bir güvercin / Boynu bükük ve gözü yaşlı / Giden savaşçıların ardından ağladı.Bazı insanlar dava adamı olarak doğarlar. Ve hep öyle kalırlar. Çok genç yaşlardan itibaren hayatın bütün cenderesinden geçip fırtınalı hayatın soğuk rüzgârlarına direnecek yürek geliştirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın problemleri onlar için yaratılmıştır. Hainler, alçaklar, onların yüreklerine derece kazandırmak için vardır. Onlar yorulmaz, korkmaz, endişeye kapılmaz, ölüm kaygısı hiç taşımazlar. Onların özel hayatları olmaz. Hapishaneler, onlar için var olmuştur, itilmişlik, dışlanmışlık onlar içindir. Onlar için han duvarlarında mısralar kazınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlümü çekse de yarin hayali / aşmaya gücüm yetmez cibali / yolcuyum bir kuru yaprak misali / huduttan hududa atılmışım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunlar, onların hiç umurlarında olmaz. Sürekli üzerine benzin dökülen bir milletin selameti için koşturur dururlar. Evlat kokusuna, yâr kucağına ayıracak vakitleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava adamları, hayatı hep uzatmalarda yaşar. Bu Anadolu'nun kavruk delikanlısı, yitik kuşağın en müşahhas temsilcisi de hayatı uzatmalarda yaşıyordu. 12 Eylül öncesi nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla da ölebilirdi ya da Mamak'ta işkence görürken... "Arkadan enseme vuruldu, kafam bir yere çarptı ve alnımdan aşağıya doğru ılık ılık kan aktı. Hakaret ede ede, vura vura götürdüler, ayakkabılarımı, çorabımı çıkarttılar. Bir kalasın üzerine sırtüstü yatırıldım ve iple bağlandım. Kollarım açık olarak, üzerime omuzumdan bir kalas bağladılar, -T- şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken elektrik verdiler. İşkenceden ziyade soyundurulmuş olmaktan etkilendiğim anlaşıldığı için, sonraki sorgulara soyundurularak alındım. Bir ara omuzuma bir ot yastık konuldu. Çok rahatladım. Herhalde birisi bana iyilik yaptı dedim. Ama bir müddet sonra yastık ağırlaştı... Dedim ki; "Şu yastığı öbür tarafa kor musunuz?" "Yasak lan!" dedi. Anladım ki yastık da işkencenin bir parçası. Yemek yok. Su içmek yasak: Bir, psikolojik baskı gerekçesi olarak. Bir de cereyana verildiğimiz için, vücut susuz kalıyor, ani bir su içme halinde iç kanamadan ölümler meydana geliyormuş." Ya da hain bir trafik kazası sonrası da göçebilirdi bu dağdağalı dünyadan. Onun yaşamasından rahatsız olan hainler bir kuytu yer bulurlardı uzatmaları bitirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır / Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum / Gözlerim parke parke taş duvarlarda / Açılıyor hayal pencerelerim / Hafif bir rüzgâr gibi süzülüyorum / Ben sonsuzluğu düşünüyorum / Ey Sonsuzluğun Sahibi, sana ulaşmak istiyorum / Durun kapanmayın pencerelerim / Güneşi kapatmayın / Beton çok soğuk, üşüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyor musun bu millet seni çok sevdi. Senin bilmediğin kadar çok sevdi. Milyonlarca insan gece yarıları kalkıp dua etti. Son dakikaya kadar gittiğine inanmadılar ve umutla bir haber beklediler. Artık ne Mamak var ne işkencecilerin... Çıktığın yolculuk içimizi çok acıttı ama yolun açık olsun. Melekler yoldaşın olsun. İnşallah bir daha hiç üşümezsin.&lt;br /&gt;28 Mart 2009, Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet kamış,Zaman&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3609680547295158322?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3609680547295158322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3609680547295158322' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3609680547295158322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3609680547295158322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/muhsin-yazcoglu-koca-reis.html' title='Muhsin yazıcıoğlu koca reis'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6019647955065719075</id><published>2009-03-24T06:57:00.000-07:00</published><updated>2009-03-24T06:59:07.270-07:00</updated><title type='text'>CNNtürk ve NTV darbe propagandası yaptı</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;CNN Türk Ekranlarında dün akşam 22:00'dan itibaren canlı olarak yayınlanan Ankara Kulisi programında Mustafa Balbay'ın "Darbe Günlükleri" masaya yatırıldı. Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila ve Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in sunuculuğunu yaptığı programa; Cumhuriyet'ten Cüneyt Arcayürek, Hürriyet'ten Mehmet Yılmaz, Zaman'dan Hüseyin Gülerce ve Star'dan Mustafa Karaalioğlu katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça gergin geçen konuşma sırasında Cüneyt Arcayürek'in "darbe" eksenli konuşmaları stüdyoda tansiyonu hayli yükseltti. Son derece sinirli olduğu gözlenen ve zaman zaman rengi kızaran Cüneyt Arcayürek, Mustafa Balbay'ı savunurken, sözkonusu günlükleri kitap yazmak için tuttuğunu savundu. Hatta bunların bir kısmını köşesinde yazdığını iddia etti. Arcayürek'in bu sözlerine ve fikirlerine genel anlamda sunucu Fikret Bila destek verince gerilim iyice yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"DARBENİN BU KADAR ÖVÜLDÜĞÜ PROGRAM GÖRMEDİM"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arcayürek'in "kitap" savunması üzerine; Balbay'ın komutanları kışkırtmak için söylediği sözler ve TSK'nın komuta kademesinde yapılmasını istediği değişiklikler hatırlatılınca Arcayürek, darbe istemenin normal olduğu yönünde konuşmaya başladı. Bu sözlere Mehmet Yılmaz da destek verdi. Fikret Bila'nın da aynı yönde fikir beyan etmesi üzerine Mustafa Karaalioğlu "hayatımda darbenin bu kadar övüldüğü başka program görmedim" diyerek tepki gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEPKİ TELEFONLARI YAĞDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaalioğlu'nun sert tepkisi üzerine Fikret Bila araya girdi ve "reklamlara gidiyoruz" dedi. Darbeye övgü dolu sözlerin CNNTürk'ten yayınlanması üzerine vatandaşlar yoğun biçimde tepki telefonları açmaya başladı. Reklam dönüşünde Fikret Bila, programda darbenin övüldüğü yönünde vatandaşlardan yoğun telefonlar aldıklarını söyleyerek, savunmaya geçti ve programda sadece hukuksal konuşmalar yapıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak gerilim burada bitmedi Cüneyt Arcayürek, Şener Eruygur'la ilgili konuşmaya devam edince bir noktada Murat Yetkin araya girdi. Bunun üzerine Arcayürek, "senin bilip yazamadıklarını söylüyorum" dedi. Murat Yetkin hemen savunmaya geçti ve "Sayın Arcayürek ben bildiklerimi yazıyorum" dedi. (Hatırlanacağı üzere Murat Yetkin, 2003-2004 yıllarında planlanan darbelerle ilgili ayrıntıları bilmek ama yazmamakla eleştiriliyordu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERUYGUR'UN DARBEYE HAKKI VAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt Arcayürek, Şener Eruygur'un TSK iç hizmet kanunun 35. maddesi çerçevesinde darbe yapmaya hakkı olduğunu bunu mahkemede söyleyebileceğini iddia etti. Arcayürek sözkonusu dönemde darbeyi engelleyen Org. Hilmi Özkök'e de sert biçimde yüklendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stüdyoda darbe övücüler ve darbe karşıtları arasındaki çizgi iyice keskinleşince ve yoğun tepki telefonları gelince Fikret Bila programı ilginç biçimde yönetmeye başladı. Programın ilk bölümünde olmadığı kadar kısa aralarla reklam verilmeye başlandı. Neredeyse konuşmacılar konuşturulmadan program yapıldı. Her reklam dönüşünde de Fikret Bila reklam öncesi bölümle ilgili uzun özet yaparak konuşma sürelerini iyice kısalttı. Sık sık reklam arası verilmesine konuşmacılar da tepki gösterdi. Hatta bu durum sorulunca Murat Yetkin de "anlamadım" şeklinde omuzlarını silkti. Reklam kuşağında ise geniş biçimde CNNTürk'ün program tanıtımları verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NTV'de geçen hafta darbe çığırtkanlığı içeren sözlere yer verilmiş ve NTV yoğun tepki almıştı. Savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu gibi RTÜK de harekete geçmiş, kamuoyundan yoğun tepki yükselmişti. Geri adım atan NTV özür dilemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CNNTürk vatandaşlardan yoğun tepkiler üzerine aynı durumda kalmamak için programı reklamlarla paramparça etti. Sunucu Fikret Bila ise programın konusu "darbe günlükleri" olmasına rağmen konuyu Doğan Grubu'na kesilen vergi cezasına çekti ve programı bu vergi cezasının haksız olduğunu içeren yorumlarla bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEPKİLERİNİZİ BİLDİRMEK İÇİN&lt;br /&gt;RTÜK İletişim Merkezi&lt;br /&gt;444 1 178&lt;br /&gt;Şikayetlerinizi internet yoluyla RTÜK'e bildirmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6019647955065719075?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6019647955065719075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6019647955065719075' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6019647955065719075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6019647955065719075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/cnnturk-ve-ntv-darbe-propagandas-yapt.html' title='CNNtürk ve NTV darbe propagandası yaptı'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1920233336860508314</id><published>2009-03-19T10:15:00.000-07:00</published><updated>2009-03-19T10:16:35.614-07:00</updated><title type='text'>SİYASETİN ÇİRKİN YÜZÜ, yâhût AK VE SAÂDET KAVGASI...</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;SİYASETİN ÇİRKİN YÜZÜ, yâhût AK VE SAÂDET KAVGASI...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Yılmaz  Yazara Mesaj Gönder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNANDIKLARIMI SÖYLEME ihtiyacı, zihnimi muhasaraya teşebbüs eden evhâm bulutlarını kuvvetli çöl rüzgârları gibi, def’aten dağıtıyor. Aksi takdirde yazı yazmak, düşündüklerimi ifâde etme imkânı kalmaz... Zirâ, okuyucu, en ufak vesileleri de büyük bahanelere çevirmek ve taarruza geçmek için, elde yalın kılıç hazır bekliyor, çoğu zaman. Maksadı, yanlışınızı tashhih değil, kellenizi gövdenizden ayırmak. Umûmiyetle bu temiz ölüme râzısınız ama, onunla da iktifâ etmiyor; hıncını yatıştırmak için kellenizi mızrağa geçirip teşhir ederken, leşinizi de itlerin önüne atıyor. Arkanızda sahnelenen, her ölünün hakkı olan dinî bir merasim değil, denîce bir tertib...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapalım, irfân kıtlığının zelil ettiği insanımıza yine de hitab etmeye, el uzatmaya mecburuz. Yazarın kaderi, çoğu zaman, muassırlarınca anlaşılmamak; sadece yazarın değil, düşünen herkesin... Kardeşlerimizden düşünce tashihi ve yol gösterme maksadı taşıyan irfân dolu yorumlar yerine, niyet okuyan, mahkûm ve tahkir eden yorum ismi takınmış tükürükler geliyor diye, susalım mı? Hayır!.. Susmayacağız, susamayız... Bir kaç adım önde yürümek, Mûsa olmak demektir... Arz’ı Mev’ud’a götürmek istediklerinizin her türlü naz ve niyâzı gibi, tahkir ve itirazlarını da göğüslemeye mecbursunuz; mecburuz... Son nefesimize kadar, hak ve hakikat taharrisi için yürümekte devam edeceğiz; durmak, düşmek demektir. Düşmemek için de yürüyeceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu girizgâhın sesebi, kalemin ucundan dökülmeyi bekleyen satırlara bir hüsn-ü kabûl hazırlamaktı... Mümkün mü, bilemem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahallî seçimlere on gün kala siyâsî arenâ tam bir mezbeleliğe dönmüş vaziyette... Haysiyet ve şerefini düşünen, urbasında mukaddesâttan nişân taşıyanların bu arenâda yeri yok, olmamalı. Haber saatlerinde ekranlardan odalarımıza, oradan da zihin ve gönlümüze kerâhet selleri boşanıyor... Küfür ve hakâretlerin gırla gittiği, ahlâksızlığın bütün ar damarlarını çatlattığı bir cedelleşme bu. Ne oluyoruz? Meğerse beyler, milletin teveccühüne liyakatlerini isbat için boğazlaşıp küfrediyorlarmış... Bediüzzaman’dan bir kaç hakikat zihnimi şimşek parıltılarıyla aydınlatıp geçiyor: “Menfaat üzerine dönen siyâset canavardır.” (Mektubat; 456 ) “Siyâset, efkârın âleminde bir şeytandır; istiâze edilmeli...” (Sözler; 658)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arenâdaki boğuşmaların en elimi, AK Parti ile Saâdet Partisi arasında cereyan edeni... Bir babanın çocukları gibi, uzun yıllar aynı sofradan beslenip, aynı kaynaktan hararetini gideren kardeşler arası küçük bir niza değil bu; ölüm kalım savaşı... Âdem’in çocukları bir daha birbirilerinin varlıklarından rahatsızlar, Habil ile Kabil’in kavgası ibret dersi telkin etmemiş, adetâ menfiyi teşvik eden bir rehber olmuş... Niçin? Değer mi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu denî dünya, bu kadar haysiyetsizliğe değer mi; üçbeş yıllık dünyevî saltanat için bunca ahlâksızlık irtikâb edilebilir mi? Maksad, Allâh rızâsı için millete hizmetse, bu kavgada Allah’ın rızâsı yok, olamaz... Maksad, bütünüyle dünyevî bir menfaat ve siyâsî bir hırsın tatminiyse, mukaddesâttan işaret taşıyan urbalarınızı sırtınızdan sıyırıp bu pis arenâya çıplak buyurunuz. O zaman, diğerleri gibi, tam serbest ve hür olursunuz: Bütün işretler serbest, bütün ahlâksızlıklar mübah, bütün küfürler emre hazır nârâ... Keyfinizce boğuşunuz, yahût hayâsızca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çehrenizi, sünnete muvafık bıyıklar süsleyecekse; simânızı, her şeye rağmen bütünüyle terketmeyip zayıf düşmüş uhrevî bir ışıltı aydınlatacaksa, daha müeddeb olmaya mecbursunuz. Sadece ikiz kardeşinize karşı değil, hasımlarınıza karşı da edebinizi muhafaza etmelisiniz... Üstâd haklı, millet bütün sınıf ve şuubatıyla yüzde altmış yetmiş mütedeyyinleşmedikçe, dindar yaftası taşıyanlar, siyâset aranâsına bu kadar fütursuzca atlamamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu yersiz kavgada, amme menfaati de yok... Saâdet Partisi’ni bir çok yerde teşvik eden veya müsamaha ile karşılayan CHP ve MHP’nin müteharriki Saâdet muhabbeti değil, AK Parti adavetidir. Ama Saâdet bunu görmezlikten geliyor... Bu iki parti birbirilerine amansızca kılıç çekip, tâkattan düşürerek hasımlarının ekmeğine yağ süreceklerine, akıl ve insaf düsturları içinde işbirliğine gitmeliler. İkisinin boğuşmaları üçüncüye galibiyet sağlıyorsa, bu vebali taşımamaları iktizâ eder... Ama bunun alâmetleri görünmüyor. Bu zor işi gerçekleştirmek, bütünüyle vatandaşın ferasetine kalmış gibi. Yazık!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bediüzzaman’ın sesi kulaklarımda çınlamaya devam ediyor: “Birbiriyle boğuşanlar, müsbet hareket edemezler...” (Mektubat; 259) Doğrudur Üstâd’ım, üstelik bugün bu derse, herkesten çok, şâkirdlerinin ihtiyacı var... Emvâttan himmet beklenilmez, ama sen ölü değilsin, tasarrufun devam ediyor; müjde sana âit ve himmet bekliyoruz...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1920233336860508314?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1920233336860508314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1920233336860508314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1920233336860508314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1920233336860508314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/siyasetin-cirkin-yuzu-yahut-ak-ve.html' title='SİYASETİN ÇİRKİN YÜZÜ, yâhût AK VE SAÂDET KAVGASI...'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-2754438928072179101</id><published>2009-03-18T11:10:00.000-07:00</published><updated>2009-03-18T11:11:15.353-07:00</updated><title type='text'>Darwin’le Kilise arasındaki savaşta Müslümanların yeri neresi (mi)? -1</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Darwin’le Kilise arasındaki savaşta Müslümanların yeri neresi (mi)? -1&lt;br /&gt;17 Mart 2009 Salı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, önemli bir hatırlatma:  e-mail şifrem ‘hacker’ denilen kişilerce kırıldı.. Bu yolla, ele geçirdikleri adreslere benim adıma bir takım mesajlar veya talebler iletilmiş olabilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart 2009 günü sabah saatlerinden itibaren,  (cakirgil@yahoo.de) adresinden gelen hiçbir şeyin beni bağlamadığını belirtiyor ve bu adresten gelen her türlü mesajı açmadan silip atmalarını hatırlatıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle, benim adıma birileri tarafından rahatsız edilenler olduysa, benim elimde olmayan bu teknolojik tuzak için, üzüntülerimi belirtiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni adresim ‘e-mail’ adresim: (secakirgil@yahoo.com)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz müslümanlar dünyayı, canlı ve cansız âlemleri, mükevvenatı yorumlarken, temel ölçü olarak Kitâbullah’ın, Kur’an’ın bildirdiklerini esas alırız.. Yoksa, bu varlık (ve yokluk) âlemini, bu sonsuzluk âlemini yorumlarken, tıpkı başkaları gibi bocalarız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bocalanılmasın ki, sadece bizim dünyamızın da dahil olduğu Güneş Sistemi,  9  gezegeniyle birlikte,  bu sonsuzluk âleminde sadece küçük bir nokta hükmündedir.. Ve, ‘Galaxie’ denilen ‘Samanyolu’nda milyarlarca güneş sisteminin bulunduğunu bildirmektedir kozmografya ilmi bize..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mükevvenat’ın niçin ve nasıl yaratıldığının aslî ipuçlarını Kitâb’ımızdan öğreniriz ve onların üzerinde tefekkür eder, düşünürüz.. Ve bu âlemler üzerinde, ‘kainat kitabı’nı okuyup anlamak hususunda, Kur’an bizi devamlı tefekküre davet ile, sık sık, ‘Niye tefekkür ve akletmezsiniz?’ diye ihtarlarla ikaz etmektedir.. Yani, hem Kur’an kitabını, hem de kainat kitabını okuyup anlamakta, tefekkür ve temâşa etmekte, alabildiğince özgür bir alana davet ediliriz.. Yani, bu aslî inanç dairesi içinde, hikmet / felsefe ve tecrübî bilimler yoluyla, mükevvenatın esrarını keşfetmek yolunda çaba harcamak, insanlığın hayrına olması şartiyle bir de teşvik edilmiştir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baqara-117’de ‘(Allah) bir şeyi dilediğinde ona sadece ‘Ol!’ der, o da hemen oluverir..’ buyrulur; ama, Kur’an’da, yaratılışın tedricî de olduğu bildirilir.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Biz herşeyi sudan yarattık..’ meâlindeki âyeti düşünelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yaratılışıyla ilgili murâd-ı ilahî’nin açıklanması ve sonrasıyla ilgili âyetlerde ise, ‘Biz insanı ‘tıyn’ ve ‘turab’dan, ‘salsal’dan,  fakhar’dan halkettik..’  meâlinde işaretler vardır.. Bunların herbirisi  ‘toprak, çamur,  yoğrulmuş ve pişirilmiş kerpiç’ gibi mânalara gelmektedir..  ‘O sizi bir tek nefs’ten Yaratan’dır..’  meâlindeki âyetler gelir.. Ve bunu, ‘Biz insanı bir damla sudan ve bir kan pıhtısından halkettik..’ meâlindeki âyetler takib eder..  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Mesnevî’ müellifi ünlü Celâleddin-i Rûmî, 750 yıl öncelerde, bir şiirinde, ‘Akıl hissin 500 yıl arkasından gelir.. Ben parmağımın ucuna baktığım zaman, orada birbirini yutan hayvancıklar görürüm.. Ey akıl sahibi, bunu sen benden ancak 500 sene sonra görürsün..’ der..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söz bugün için hiç de şaşırtıcı değildir.. Çünkü, 130 sene öncelerde, ilk olarak mikrop keşfedileliden beri ve ‘mikro-cosmos’ denilen ve çıplak gözle görülmeyen küçük mükevvenatın, âlemlerin sırları hakkında bugün artık çok şeyler biliyoruz.. O ‘mikro-cosmos’ âleminde de, görünür âlemde olduğu gibi, nice canlılar diğerlerini yutmaktadır.. Ki, kan hücrelerinden akyuvarların ‘leucocyte’lerin,  ‘phagocytose/ hücre yutarlığı’ özelliğiyle mikropları veya marazî olarak da diğer kan hücrelerini yuttuğu bilinmektedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;900- 1000 sene öncelerdeki müslüman bilgelerin kitablarına bakıldığında dünya, ay, güneş ve yıldızların felekler âlemi olarak isimlendirildiğini, bu âlemlerin âlemlerin dönmekte, hareket halinde olduklarını anlatmak için de, çarh ettiklerinden sözedildiğini görürüz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi, 900 sene öncelerde, Muhammed Ebu-r’Reyhan el’Birûnî, Gazne’li Mahmûd’un Hind diyarına yaptığı seferlere katılıp, orada aradığı geometrik şekle sahib bir dağ oluşumunu esas alarak, güneş ışığının yeryüzüne gelişinin muhtelif saatlerindeki kırılma indilerinden hareketle, çeşitli yerlerdeki namaz saatlerini belirlemesi ve bazı mesafeleri ölçmesi ve hattâ, ay ile dünyanın arasındaki mesafeyi bile bugünkü rakamlara yakın bir şekilde hesab edebilmesi ilginçtir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Müslümanlar, mükevvenatın sırrlarını inanç, hikmet ve  tecrübî ilimlerle kavrama cehdine yabancı değilken..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza, bin sene öncelerde yaşayan Ömer Khayyâm’ın bir şair olduğu kadar, çağının en büyük felekiyât (kozmografya)  ve riyaziyât (matematik) bilginlerinden de olduğu bilinmektedir.. Esasen, bu, onun rubaîlerine de yansımıştır.. ‘Kendi çarkını döndürmeye bak, döndükçe dünya..’  diyen ve kendisini ‘Yaratan’ın san’atını anlamak isteyen birisi’  olarak gösteren Khayyâm’ın bu derin ve rindâne bakışı, rubaiyâtının hemen her tarafına serpilmiştir.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bilginler ki, evrenin özetidirler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüncelerinin atı göklerde gezer..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş kavramaya gelince Senin özünü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkınlıktan, felek gibi başları döner..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feleğin çarkı döner,ne tuz bilir, ne ekmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık gibi, çıplak kor gider bizi felek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların  çıplakları giydiren çıkrığı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feleğin çarkından daha hayırlı demek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlünce de dönse, bu dünyanın sonu ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okunup bitse de ömür destanın, sonu ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıl dilediğince yaşadın diyelim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yüzyıl daha yaşasaydın, sonu ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senden-benden önce de vardı bu gün ve bu gece..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felek dönüp durmadaydı, hep bu gördüğünce..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usûlca bas toprağa, çünkü bastığın yer,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir güzelin gözbebeğiydi beş-on yıl önce..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerin dibinden yıldızlara dek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermediğimiz sır kalmadı pek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her düğümü çözmüş insanoğlu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecel düğümünü var mı çözecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepemizde dönüp duran gökler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyücünün fânusu gibidirler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, bu fânus içinde lamba..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de, gelip geçen görüntüler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyükse de isyanım, kötülüklerim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Tanrı’dan umut kesmiş değilim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günahtan sarhoşum, ama, dilekten ayık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umudumu rahmetine bağlamışım ben..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feleği döndürebilir misin murâdınca?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çıkar gök yedi kat değil, sekiz katsa..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergeç toprağa karışıp gidecek gövdeni,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Khayyâm, bak şu mavi gök nasıl kurulmuş;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sâkisi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin Khayyâm kabarcığı belirtip yok etmiş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Ömer Khayyâm’ın bu mısralarında bir kalender, rind ve hattâ dünyaya boşvermiş bir yaklaşım olduğu gibi, o zamana göre, mükevvenata çok derin bir bakış açısı vardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;800 sene öncelerde yaşayan Ferîduddin-i Attâr’ın eserlerinde de sık sık,  çarhetmekte olan bir ‘felekler/ yıldızlar âlemi’nden sözedildiğini görürüz.. Yani, dünyanın veya ‘macro-cosmos’un (büyük mükevvenatın, âlemlerin) gözle görülmesi imkansızlaşan derinlikleri düşünüldüğünde; bunun henüz optik gözlemler olmaksızın da, ‘dönüş’le ifadelendirilmesi ilginçtir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi, Semerqand, Buhârâ, Nişabur, Tûs gibi gibi merkezlerde, dev rasadhanelerin ve teleskop düzenlerinin kurulması daha sonraki dönemlere aid ise de; Avrupalılara göre yine asırlarca öncelerdedir..  O zamanlar, Avrupalılar ise, Kilise’nin bildirimine göre, ‘Dünya düzdür ve Jerusalem / Beyt-ul’Muqaddes (Kudüs) onun ortasındadır ..’ derken; müslüman araştırmacılar  felekiyât ve ilm-i nucûm /yıldızlar ilmi, müneccimlik sahasında dolaşıyorlar ve felekler âleminin hareketlerinden, çarhın dönmesinden sözediyorlardı.. Galile’nin, ‘Dünya dönüyor‘ dediği için, afaroz tehdidiyle  ‘Engizisyon Mahkemesi’ne çekilip, orada 70 yaşlarındayken, ‘söylediklerinin saçma olduğunu’  beyan ederek afaroz edilmekten kurtulması ve amma, mahkemeden çıkarken, ‘Ben ne yapayım, ben dönmüyor desem de o yine de dönüyor..’ deyişi ise, henüz 350 sene öncelerdedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Müslüman bilgeler, yaratılışın mahiyetini anlamaya çalışırken, Avrupa skolastik uykusundaydı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 950 sene öncelerde, İbn Misqaweyh’in, yaratılışın sırrını düşünürken, mükevvenatın varedilişinin tedricî, yani, derece derece/ merhale merhale de olduğuna dair Kur’anî beyanlardan hareketle; yaratılışı ‘cemâdat’ (cansız varlıklar)dan  nebâtat’a (bitkilere), nebâtat’tan hayvânat’a, hayvânat’tan da ‘insanat’a ve basitten girifte doğru bir gelişme içinde olduğunu anlattığını hatırlayalım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mânayı Celaleddin Rûmî de, ‘Mesnevî’sinde şöyle anlatır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ez cemadî mordem’û nâmî şodem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Cansızlar âleminde öldüm, bitki haline geldim..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve’z nemâ mordem, be hayvan serzedem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bitkiler âleminde de öldüm, hayvan  oldum..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mordem ez hayvânî’y-û,  âdem şodem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hayvanlıktan da ölerek, insan oldum..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pes, çi tersem,? Key z’morden, gumşodem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(O halde, niye korkayım? Ölmekle ne zaman kayboldum ki?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamle-i diger, bemirem ez beşer,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir hamle dayaa yapıp, insanlıktan da öleyim..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tâ, ber-arem, ez melaik bâl’u per..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Taa ki, melekler âleminde kanat açayım..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve’z melek hem, bâyedem custen z’cevv,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Meleklikten de sıçrayıp çıkayım..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Küll-i şey’in hâlikun, illâ vechehû ..’ (Qasas-88’den..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(O’nun yüzünden gayri herşey yokolacaktır..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, mükevvenat, yaratılış ve Yaratan konusundaki benzer izah çabalarını, (miladî -1100 -1180 arasında yaşamış olan) Endülüs’lü büyük bilge İbn Tufeyl’in ‘Hayy bin Yekzan’ isimli romanında da görmek mümkündür.. Ki, onun da, kendisinden 100 yıl kadar öncemlerde yaşamış olan İbn Sinâ’nın aynı isimli eserinden ilham alarak o ilginç eserini yazdığı tahmin edilmektedir.  Hayy, bir adada dünyaya gelir ve hiçbir dil bilmez ve hiç bir insanla da karşılaşmaz ve buna rağmen,  kendisini, hayatın mânasını, kainatı ve Yaratan’ını tanıma çabası içinde olur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilebilir ki, mükevvenatın anlaşılması yolunda, insanoğlu, hemen daima, derin tecrübî çalışmalara, hikemî /felsefî bakış açılarına yönelmiştir ve bu durum, sadece Doğu dünyasıyla sınırlı olmayıp, bu gibi arayışlar, çabalar ve nitelemeler diğer toplumlarda da benzer şekilde dile getirilmiştir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancaak, asıl görülmesi gereken husus, bu tefekkür çabalarının İslam açısından bir de teşvik ve hattâ emredilmiş olmasıdır.. Ve ayrıca Resul-i Ekrem (S)’in ‘Bana eşyanın sırrını öğret..’ ve ‘Bana te’vil gücü ver..’ diye niyaz ettiğine dair rivayetleri de burada hatırlayalım.. Ne var ki, akıl, hikmet ve inancı birbirinden ayrılmaz bir akıl ve kalb faaliyeti olarak gören müslüman bilgeler, her konuda derinlikli bilgi sahibi kimse manasında ‘allâme’ diye nitelenirken, hele de tecrübî ilimler alanında ihtisaslaşmaya yönelmek gibi bir eğilime fazla itibar etmediler. Bu da,  Şarq /Doğu dünyası (Morgenland) ile Garb/ Batı dünyası ‘Magribzemîn / (Abendland) arasında, son yüzyıllarda bir temel farklılık meydana getirdi. Ve, Garb/ Batı dünyası, ‘niçin’den ‘nasıl’a yöneldi, varlıklar âlemini nasıl olduğunu akıl yoluyla kavramaya çalıştı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Niçin’, daha çok temâşa ve hikmet alanıydı ve hiss’e, ilhama, manevî keşfiyat denilen ârifâne hallere, kalbî duyuşlara ve zihnî tasavvurlara dayanıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Nasıl’ ise, sebeb-sonuç  ilişkisini akıl yoluyla kuruyor ve şübhelerden hareket ederek denemelere girişiyor ve sonuç alamayınca o denemeleri bırakıyor veya erteliyor, netice aldığını gördüğü zaman da onun daha ileri merhalelerine gidiyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, burada, karşısına Kilise çıkıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupalı kafa, bu ‘nasıl’ları,  Kilise’nin karşı çıkmasına rağmen,  son üçyüz içinde düşünmeye başladı.. Belkide, bu tecrübî akıl yolunun açılması, Kilise baskılarının hesabda olmayan ve amma kaçınılmaz bir semeresi olarak ortaya çıktı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, 1543’lerde ölen (Polonyalı) Nicolas  Copernicus’lar ve 356 sene öncelerde ölen Galile’ler ve 120 sene öncelerde ölen Darwin’ler ve daha başkaları böyle zuhûr ettiler.. Ki, Copernic, kendisi de bir kardinal olmasına rağmen, kardinalliğini yaptığı kilisenin kulesinden yaptığı gözlemlerde yaptığı astronomik ve optik gözlemlerin sonuçlarını açıklamaktan ve Kilise’yle karşı karşıya gelmekten kaçındı.. Copernic’e gelinceye kadar, dünya kainatın merkezi ve güneş de dünyanın etrafında dönüyor zannedilirken, Copernicus Güneş Sistemi’nden ve dünyanın ve gezegenlerin Güneş etrafında döndüğünden sözetti ve  Kilise’nin görüşlerine aykırı görüşlerini kaleme aldı, ama, bunlar kendisi hayattayken yazılamadı ve bir etkisi de görülemedi.. Ama, kendisinden çok sonralarda da olsa, Kepler gibi beyinlerin ufkunu açtı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, müslüman dünyasında bu gibi konuları tefekkür etmeye hiçbir engel yoktu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakımdan, denilebilir ki, Kilise’nin insan aklına, düşüncesine zencir vurmaya kalkışması, Avrupa’daki daki aklî faaliyetlerin tetikleyicisi oldu.. Ve, Doğu dünyasında ve müslüman bu arada müslüman coğrafyalarında inanç ile, ya da temâşa ve tasavvurla kavranan veya bilinenler, Avrupa’da aklî temellere dayandırılarak, Kilise’nin tezlerine karşı tez ve görüşler halinde geliştirildi.. Yani, problem, Kilise ile hrıstiyan dünyasındaki o dünyadaki akıl sahiblerinin arasındaki mücadeledir.. Bunu müslüman toplumlara uygularsanız, bizim temel değerlerimize, anlayış ve idrak ölçümüze aykırı bir ucûbe çıkar ortaya..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, müslüman toplumların inanç, akıl ve hikmet ve akıl  alanları arasındaki irtibatını belirlemekte bir problem yoktur, 1400 yıldan beri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’daki, bu Kilise paradigmasına karşı gelişen bu akıl başkaldırısı, ‘eşya’nın, genel olarak o zamana kadar bilinmeyen gizli kanunlarının keşfedilmesi alanında, geniş ufukların açılmasına zemin hazırladı ve sonunda Kilise de eski güç gösterilerinden ve iddialarından büyük çapta geri adım atmak zorunda kaldı ve ‘Büyük Sanayi İnkılabı’ dönemine ve insanın ‘fizikî/ tecrübî ilimler’ eliyle herşeye muktedir olabileceğine ve ‘bilim’in sınırsız bir güç olduğu kanaatini, ‘en hakikî mürşidin, ‘bilim’ler olduğu’ görüşünü bayrak edinen materyalizm, gemlenemez bir gelişme çizgisi göstererek, özellikle miladî-19. asrı baştan başa kapladı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dahası, materyalizm, insanı ve maddî olarak var olan herşeyi denemeyle anlaşılabilir nesneler olarak algıladı.. Bu aklî/ tecrübî ilimler sahasında elbette bir hayli ilginç sonuçlar da elde edildi.. Ama, bu çabalar, insanın ruhî/ manevî dünyasını ve de varlıklar âleminin / mükevvenatın yaradılışın sırrını ve ‘niçin’ini kavramaya yetmiyecekti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Tarihî arka planı ve sosyal şartları görmeden, Darwin’lerin ve  bütünüyle materyalistlerin anlaşılması nasıl olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele, bir takım deneme ve araştırmaların sonucunda, insan’ı havyanla aynîleştirmek gibi, onu sadece sıradan bir canlı yaratık  durumuna indirgemeye varan Darwin Teorisi ortaya çıktı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalım, o dönem, Marx’ın, dünyayı yeniden tanzim etmeye çalışırken, kendi anlayışına göre her şeyi yerli yerine koymaya kalkıştığı ve amma, insanın manevî vechesinin, ruhunun olduğunu unutan ‘bilimsel sosyalizmi’nin, komünist dünya görüşünü sistemleştirdiği bir dönemdir.. Kezâ, Friedrich Nietzsche’nin, ‘zayıfların korunmaması gerektiğini, sadece güçlülerin yaşama hakkına sahib olduğunu’ düşünen ve zayıflara merhamet çağrısı yaptığı için, Kilise’yi hastalıkların merkezi, odağı olarak gören ve Kilise’ye karşı en acımasız savaşı açıp, ‘Anti-Christ’ ( Deccal) adını verdiği saldırgan eserini yazdığı ve bir gücetaparlık  anlayışını geliştirdiği; keza, August Comte’un, materyalizm mektebini en sistematik şekilde tesis etmeye çalışırken, Kilise’ye karşı bir karşı din geliştirmek gereğini duyup, ‘Le Religion d’Humanité’ (İnsanlık Dini) adıyla yeni bir din kurmak gerekliliğini duyduğu bir çağdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Darwin’in ortaya çıktığı dönem ve araştırmalarının bu kadar tepki alması, ateist anlayışların en fren tutmaz şekilde hız aldığı bir dönemdir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde de, son 130 yıl boyunca, Baha Tevfîk,  Beşîr Fuâd, Tevfîk Fikret ve M. Kemal gibi isimlerin de, Avrupa’daki bu cereyanları,  ayrı bir dünyanın ve kültürün mes’elelerini çağdaşlaşmanın/ modernleşmenin kaçınılmaz gereği zannederek, İslam kültür ve medeniyetinin kucağında şekillenen toplumumuza, hem de en jakoben / tepeden inmeci, baskıcı, diktatör yöntemlerle kabul ettirmeye kalkıştığını ve bunun aynı çizginin devamı olduğunu da hatırlayalım.. Bu tarihî arkaplanı hatırlamadan Darwin konusunun tartışmalarını tam olarak kavramanın zorluğunu ortadadır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de 1809’da doğan Darwin, 1859’da ‘On the Origin of Species’ (Türlerin Kökleri) adıyla ve de miladî-19.yüzyıl materyalizmine paralel olarak ortaya attığı yaratılış ve evrim / tekamül teorisiyle, Kilise’nin birçok iddia ve izahlarını mantıken geçersiz kılacak bir tablo  ortaya çıkarıyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin’in en çarpıcı ve tartışma meydana getiren teorisi, insanın, tekamül/ evrim yoluyla maymundan gelişmiş olabileceği şeklindeki nazariye/ faraziye/ teori görüştü.. Bu, tabiatiyle, insanın varoluşuyla ilgili olarak, insan’ı Âdem - Havva (Adam / Eva) ile başlatan dinlerin öğrettiklerine kesinlikle aykırı idi.. Ama, bu teori, netice itibarıyla ‘bilimsel kanunlar’a kavuşmuş değildi ve halen de tecrübî ve bilimsel metodla isbatlanamıştır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi, 1905 yılına kadar, ‘atom, maddenin parçalamayan en küçük parçasıdır..’ görüşü bir fizik kanunu halinde idi.. Ve, ‘atom’un parçalanabileceği ve ortaya muazzam bir enerji çıkacağı’ şeklindeki bir görüş, teorik olarak dile getiriliyordu.. Ama, bu faraziye, bu teori, 1945 yılında ilk atom bombasının patlatılmasıyla, teori olmaktan çıktı, bir fizikî gerçekliğe dönüştü ve önceki fizik kanunu terkedilip, yeni bir fizik kanunu şekillenmiş oldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Darwin’in görüşü de böyledir ve ortaya bir fizik veya biolojik kanun olarak konulmuş bir gerçeklik sözkonusu değildir.. Doğrulanmamış olması, elbette yanlışlığını da gerektirmez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, bir teoriyi, bilimsel düşünceye sahib olmanın temel şartı olarak kabul ettirmeye çalışmak, gerçekte inanca karşı, bir alternatif inanç oluşturma çırpınışından başka bir şey değildir.. Tıpkı, Comte’un ‘Kilise’ye karşı mücadele ederken, ‘İnsanlık Dini’ diye bir ‘uyduruk din’  kurmakurmaya kalkışması  veya her türlü kutsala karşı savaş açan bir totaliter laikliğin, kendisini bir ‘laik kutsallık’  halinde zorla dayatması gibi bir traji-komik durum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; (Konunun devamını bir diğer yazıda ele alalım, inşaallah..)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selahaddin Eş Çakırgil&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-2754438928072179101?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/2754438928072179101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=2754438928072179101' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2754438928072179101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2754438928072179101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/darwinle-kilise-arasndaki-savasta_18.html' title='Darwin’le Kilise arasındaki savaşta Müslümanların yeri neresi (mi)? -1'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4860404340181209430</id><published>2009-03-18T11:09:00.000-07:00</published><updated>2009-03-18T11:10:22.546-07:00</updated><title type='text'>Darwin’le Kilise arasındaki savaşta, Müslümanların yeri neresi (mi)? -2</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İng.  Charles  Darwin‘in doğumunun 200.  ve ‘On the Origin of Species’ (Türlerin Kökleri) isimli eserinin yayınlanmasının 150. yıldönümü dolayısiyle, ‘darwinizm’ tartışmaları yeniden daha bir gündeme oturdu..&lt;br /&gt;Darwin’in uzuuun yıllar süren araştırmalarının sonucu olarak ortaya attığı ve ‘canlıların, başka canlılara dönüşebildiği ve insanın da başka bir yaratıktan (ki bu genel olarak maymun olarak ileri sürülüyor) evrimleşme yoluyla meydana geldiği’ne dair miladî-19.yüzyıl materyalizmine paralel olarak ortaya attığı yaratılış ve evrim / tekamül teorisinin dünyada bu kadar tartışma meydana getirmesi, Kilise’nin bir çok iddia ve izahlarını mantıken geçersiz kılacak mahiyette olmasından ileri geliyordu.. Ve esasen, 19. yüzyılın materyalist/ ateist (tanrıtanımaz) anlayışları, Kilise’nin paradigmalarına/ aqîde çerçevesine karşı uzun bir zamandır mücadele veriyordu.. Darwin’in teorisi de, bu materyalist/ ateist cereyanlara ayrı bir güç verdi.. Halbuki,  bir teorinin, bilimsel düşünce sahibi sayılmak için şart imiş gibi gösterilmesi, tam bir bilimsel hokkabazlıktır.. Çünkü, tecrübî ilimlerin araştırmaları sonunda varılan kanunlar bile, ancak tahlil ve tedkîk ve denemelerle mantıken çürütülmedikçe geçerli kabul edilirken;  kesinlik kazanmamışken teorilerin, varsayımların mutlak gerçekmiş ve bilimsel düşünce için temel gibi gösterilmeye ve kabul ettirilmeye çalışılmasını, gerçekten de hedefin sıradan bir bilimsellik değil, ateizm olduğunu göstermektedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin’in en çarpıcı ve tartışma meydana getiren teorisi, insanın, tekamül/ evrim yoluyla maymundan veya maymun benzeri bir diğer canlıdan gelişmiş olabileceği şeklindeki görüştü.. Bu, tabiatiyle, insanın varoluşuyla ilgili olarak, insan’ı  Âdem - Havva (Adam / Eva) ile başlatan dinlerin öğrettiklerine kesinlikle aykırı idi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarlıyalım ki, Darwin’in uzuuun ve ciddî araştırmaları sonunda elde ettiği bulgu ve sonuçları, dar bir anlayışla ‘Bunlar Kilise paradigmasına, aqîde sistemine aykırıdır..’ diye toptan reddedenler olduğu gibi; onu ilginç bulanlar da oldu ve dahası, onun teorilerini, bilimsel çalışmaların temeli olarak, kesin bir inanç gibi ve ilmî bir kanun olarak kabul edenler de.. Ki, bunlar genelde, ‘din’lerin ‘dogma’ dedikleri statik, durgun ve değişmez  kesin hükümlerine karşı çıkıyorlardı, ama, kendileri de bu teorinin kesin olarak kabul edilmesini, bir ‘bilimsellik dogması’ olarak dayatmaktan kaçınamıyorlardı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, adı üstünde bir teori idi, bir faraziye/ varsayım idi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancaak, bu varsayım, Kilise’ye karşı mücadelenin ve daha genelde, dünya çapında ‘tanrıtanımazlığın bir bayrağı’ halinde kullanıldığı için, Darwin hep tartışıldı ve bugün de tartışılmakta..  Ve, doğumunun 200.  ve ‘Türlerin Kökeni’  isimli kitabının/ teorisinin yayınlanışının 150 . yılı münasebetiyle, bu sene daha bir hararetli anılıyor Darwin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibarıyla bunlar ‘bilimsel kanunlar’a kavuşmuş değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen, bazıları, ‘yerçekimi de bir teoridir..’ diyebilmekte ve ‘bu, ‘teori’ diye reddedilecek midir?’ demekteler.. Halbuki, açıktır ki, yerçekimi bir teori değil, bir fizik kanunudur, artık.. Onu da teori olarak görenler, kendilerini biraz yüksek biryerden bıraksınlar bakalım,  o zaman, yerçekimi bir teori midir, gerçek midir, anlayacaklardır..&lt;br /&gt;Darwin ise, insan bedenine benzerliği açısından maymun veya benzeri bir başka canlıyı, insandan önceki canlı olarak değerlendindirmiş.. Ama, aynı biyoloji ilmi, ‘bir canlının bir başka canlıya istihale yoluyla geçişi mümkün olsa bile, o ilk canlı nesli tedavülden kalkmadan bunun mümkün olmadığını’  da söylüyor.. Çünkü, eğer o iddia gerçek olsaydı, maymun gibi yaratıkların kemikleri veya fosillerinin, tıpkı dinazorlar veya mamutlarınki gibi, kazılarda bulunup anlaşılmaya çalışılması gerekirdi..&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*’Evrim teorisi’,  'bilimsel yanılgı' mı, ‘ateist dayatma’ mı?&lt;br /&gt;Kaldı ki, bizzat Darwin bile, ‘Türlerin Kökeni’nde, şu itirafı yapar: ‘Eğer gerçekten de türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız arageçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün tabiat bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?&lt;br /&gt;Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil ve jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır?&lt;br /&gt;Belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözlerinden hareketle, denilebilir ki, Darwin, kendi bulguları ve yorumlamalarında, darwinistler kadar darwinist değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim, Robert B. Downs da - Prof. Erol Güngör’ün tercüme ettiği- (Dünyayı Değiştiren Kitaplar) isimli eserinde Darwin’in yaptığı araştırmaların sonunda nereye vardığını izah etmeye çalışırken, çaresizlik içinde ellerini açıp, şöyle dediğini aktarır: ‘Böyle karmaşık meselelere en ufak bir ışık dahi tuttuğumu iddia edemem. Herşeyin başlangıcındaki sır bizim için çözülemez bir halde duruyor; şahsen bir agnostik (bilinemezci) olarak kalmaktan memnunum.’ (s.290)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilebilir ki, Darwin’in akıl yoluyla tanrı inancına ulaşmak gibi bir çabası yok.. Tanrı’yı yalanlamak gibi bir çabası da yoktu, belki.. Ama, takibçileri onun teorisini, bir  ’alternatif yaratılış inancı halinde ve bilimsellik iddialarıyla sarmalıyarak sunmaktalar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilise, genelde, ilk insanın dünyaya gelişiyle ilgili olarak, ‘evrim teorisi’ni İncil'le çelişiyor olarak düşünüyor . Buna rağmen, Katolik Kilisesi  Darwin'i hiç kınamadı. 4 yıl öncelerde ölen Papa II. Jean Paul, evrimin ’basit bir hipotezden ibaret olmadığını’ söylemişti. Ama, Katolik dünyasının önde gelen isimlerinden biri ve Papa XVI. Benedicktus'un eski bir öğrencisi olan Kardinal Christoff Schoenborn, Darwin'in ’naturel selection/ tabiî ıstıfa/ ayıklama’ teorisinin Hristiyan inanışıyla uyum göstermediğini dile getirmişti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Vatikan’da bu konuda tertib olunan bir konferansta, Amerikalı biolog Prof. Francisco Ayala ise, Yaratılış (bir yaratılışın bir Yaratıcı tarafından gerçekleştiği) Görüşü’nü savunanların ortaya attıkları ve Yaratılış’ın mutlaka insanüstü, bir üstün zekâ tarafından planlandığı görüşüne dayanan ‘akıllı tasarım’  teorisinin yanlışlarla dolu olduğunu söylüyordu..’Organizmaların tasarımı zeki bir mühendisten beklenecek gibi bir durumda değil. Kusurlu ve daha da kötüler..’ diyen Ayala, ‘Arızalar, fonksiyon bozuklıkları, tuhaflıklar dünyayı istila ediyor.’ görüşünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar gösteriyor ki, Evrim/ Tekamül nazariyesi de, yaratılışçıların tezlerini aklî bir temele oturtmak için ortaya attıkları ‘akıllı tasarım..’ nazariyesi de henüz bir teori merhalesindedir;  aklî ve bilimsel kesinliğe kavuşmamıştır.. Buna rağmen, inançların bütünüyle aklî izahlara dayanması gerekmez.. Ne var ki, materyalist ve ateistler ve taibatiyle laikler de de, kendi görüşlerinin bir inanç gibi kabul edilmesini istiyorlar, bekliyorlar ve dayatıyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim,  Henry Morris, ‘The Long War Against God /Tanrı’ya Karşı Uzun Savaş’  isimli eserinde, ‘Evrimcilerin yaratılışı savunan saygın bilim adamlarına bakış açılarının hiç de bilim adamına yakışan bir tavır olmadığını’ ifade ederken,  ‘Çoğu modern psikolog ve filozof, evrim teorisine o kadar sadıklar ki, onlar, Yaratılışı savunmayı zihnî bir bozukluk olarak kabul ediyorlar.’ (s. 34) demekten kendisini alamıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;University College of London öğretim üyelerinden Prof. Steve Jones da, ‘Evrim Teorisi’ni bir ‘bilimsel yanılgı ‘ olarak bilindiğini söylüyordu,  geçen hafta.. Jones, ‘Kendisinin geçmişte, insanoğlunun evrimleştiğine dair bazı çevrelerden  taleblerle karşılaştığını, ancak insanların evrimleştiğine dair hiç bir delil bulamadığını, bazı basın yayın organlarında ‘Darwin Teorisi’yle  ilgili yayınlanan haberlerin gençleri bu yöne itmeye sebeb olabilecek nitelikte bir  kandırma çabası olduğunu’ ifade ediyordu.. Bilim adamlarının ‘evrim teorisi’ problemini, özünden uzak şekilde ele aldıklarını yazan Steve Jones, birçok bilim adamının kendilerini ‘2 + 2 = 5 eder’ mantığına kurban ettiklerini de vurguluyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde ‘insanoğlunun evrimleştiği’ne benzer birçok görüş inanç olduğuna ve yeni ortaya çıkan bazı bilimsel verilere de değinen Steve Jones, ‘Bilimsel verilere göre, beyinde çok küçük yer kaplayan 'beyin korteksi’, kişinin kendisinde ve hislerinde merkezi bir görev üstleniyor. İnsanları maymunlarla karşılaştırdığımızda, insanlarda çok daha geniş ve kapsamlı olduğu görülüyor. Ayrıca insanlardaki bu korteks diğer hiç bir varlıkta olmayan bir şekilde kendini özel hale getirmiştir. Yapılan deneylerde görülüyor ki, bu korteks annenin çocuğuna baktığında ya da insanların güldüğünde parladığı fark edilmiştir..’ demekte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwinistlerin ve anti-darwinistlerin tartışmalarında Müslümanların yeri, sahi, neresi olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışmaların yapıldığı kültürel atmosfer, görüldüğü gibi, bizim kültür havzamızın dışında..  Biz müslümanlar olarak, belki, çok katı kategorik aklî çalışmalar halinde olmasa da, vahy-i ilahî ve hikmetin gölgesinde yapılan aklî çalışmalarla dünyayı yorumlarken, karşımızda ne Kilise paradigması vardır; ne de düşünceyi yasaklayan veya aklın verilerini ‘kesin olarak kabul edilmesi’ gereken bir ölçü olarak kabul ettiren bir anlayış.. Ve hikmet, mü’minin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa alır.. Ama, bütün bunları, ancak insanın insanla, insanın tabiatla ve insanın Yaratıcısı ise ilişkisini tahrib etmeye değil, geliştirmeye yönelik bir hayırlılık ölçüsü içinde yapmaya çalışır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle, şu tesbitleri de yapmakta fayda vardır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin’in çalışmaları, farkında olarak veya olmayarak ırkçı anlayışların gelişmesine de hizmet etmiştir.. Çünkü, o, canlılar âleminde, ‘kuvvetlilerin hayatta kaldığı, zayıfların safdışı olduğu ve zayıflara tabiat tarafından hayat hakkı tanınmadığı’ bir naturel seleksiyonu, bir tabiî ıstıfa’yı, ayıklamayı, bir kural halinde ortaya koymaktadır.. Bu tamamen yalanlanmayabilir de.. Leylek de zayıf yavruyu yuvadan atıyor, hayatiyet gücü kuvvetli olanları bırakıyor.. Yani, tabiî ayıklama bir hilqat kanunu olarak da gerçekleşiyor.. Kezâ, günlük hayatın çeşitli kesimlerinde, özellikle hayvan nesillerinin ıslahı için güçlü damızlık hayvanlardan istifade edildiğini, tabiata bir nev’i müdahale yapıldığını da hatırlamalıyız.. Ama, bu ‘ırkların ıslahı’ görüş ve çabalarının insan hayatına da tatbikinin yolunu açmaz mı ve o zaman tavrımız ne olacaktır? Kaldı ki, Darwin, ‘İnsanın Türeyişi’ (The Ascent of Nature in Darwin's Descent of Man)  isimli eserinde, kadınları da aşağı cins olarak göstermiş ve aralarında müslüman kavimlerin de bulunduğu birçok toplumları, ‘gelişmesini tamamlamamış fonksiyonları, bakımından geri kalmış eski ve alt bir yaşayış tarzına aid kitleler’ olarak tanımlamıştır.. (Darwin’in, ingiliz ve Avrupa emperyalizmine karşı asırlarca tehdid unsuru olmuş olan Osmanlı’yı aşağılamak için, Osmanlılar’ı ve türk kavmini aşağılamayı ihmal etmemesi de ilginçtir ve bu da anlaşılabilir.. New York Uni. prof.larından Theodore Woosley de, 1910’larda , ‘The International Law’ (uluslararası hukuk ) eserinde insanları üç ana kategoride inceliyor ve ‘medenî toplumlar, yarı medenîler ve gayrimedenîler/ putperestler‘ olarak üç ayrı kategoriye ayırıyor ve hrıstiyan ve yahpudileri ilk grupta, japonları ikinci grupda ve müslümanları da gayrimedenidelerin, putperestlerin grubunda gösteriyordu..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, bütün bu çarpık anlayışları Darwin ortaya çıkarmamış; belki, Darwin de, belki insanlığın hayrına sonuçlar vermesi mümkün araştırmalarıyla, içinde bulunduğu çarpık anlayışların sevkıyle, verimsiz ve hattâ zaman zaman zararlı ve insanlığı düşmanlıklara sürükleyen sonuçlara varmıştır..  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüşler insan hayatına uygulandığında, karşımıza çıkan tablonun bir ‘sosyal darwinizm’ olduğu da, geçmiş uygulamalardan da anlaşılmaktadır.. Nazi Almanyası’nda, nesillerin ıslahı fikrinin, insan ırkının ıslahı için de kullanıldığını en çarpıcı şekilde gördük.. Ve Batı dünyası, hâlâ, ‘beyaz insanın üstünlüğü’  teorisinden vazgeçmemiştir.. Kızılderililerin milyonlar halinde (12 milyondan fazla kızılderili  insanın Avrupa’lı beyaz insanlarca son 500 yılın ilk 200 yılı içinde) eritildiğini hatırlayabiliriz.. Barack Obama’nın Amerikan Başkanlığı’na seçilebilmesi bunun için çok büyük bir gelişme olarak görülmelidir..  Ama, bu bile, siyahlara verilen bir lûtuf gibi gösteriliyor, bir tabiî hakk olarak değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hattâ, müslüman toplumlarda bile ve hele de kendi toplumumuzda de, resmî ideolojilerin yücelttiği ırkçı kalıpların dışında kalan onlarca kavmin yok sayılmasına, bizzat nice müslüman kesimlerimiz dahi, onyıllar boyu destek olmadılar veya seyirci kalmadırlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, nicelerimiz Darwin’in nazariyelerine karşı çıkarken bile, fiilen şu veya bu ırkın veya cinsin, rengin, sosyal kesimin üstünlüğü veya düşüklüğü gibi anlayışları beyinlerimizden söküp atabilmiş değilizdir ve derilerinin renkleri daha koyu olanları gizli veya açık bir şekilde daha aşağı görmek gibi bir zâlim anlayış, hâlâ da beyinlerimizde, duygularımızda hükmünü sürdürmektedir; yani bir bakıma Darwin’e ve darwinizm’e karşı çıkan nicelerimiz de gerçekte fiiilen, ‘darwinist’tirler.. (1928-30’lu yıllarda, Türkiye’de de, Büyük Şef’in irşad ve yönlendirmesiyle,  türk ırkının ıslahı edilmesi için, Avrupa’dan sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli ‘damızlık insan tipleri’nin getirilmesini teklif eden Abdullah Cevdet ve benzerlerinin çarpık anlayışı, ne yazık ki, hâlâ da yazı hayatında olan ve müslümanlar arasında bulunan bir kişi tarafından da dile getirilebilmiştir, 20 sene öncelerde de, toplumumuz , hele de müslüman kitleler ciddî bir tepki göstermemiştir..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bir türk dünyaya bedeldir’, ‘türke durmak yaraşmaz, türk önde, türk ileri!..’ gibi lafların benzerini, başka kavimlerin mensublarından duygumuzda rahatsız oluruz; ama, bu laflar kendi toplumumuzda söylenirken, bunları bir tekerleme rahatlığı içinde dinleyip geçmişizdir, hâlâ da ‘pis arablar, pis kürdler, pis çingeneler.. pis vs’ler..’ gibi laflardan vazgeçmemiş, güçlülere imrenmekten ve zayıf bırakılmış toplumları ise aşağılamaktan ve köpeklere bile özellikle de aşağı seviyede gördüğümüz kavimlerin adıyla seslenmekten el çekmemişizdir.. Ama, başkaları bizim kavmimizin adı üzerinde benzer oynamalar yapsalar, hemen tepkiler gösteririz..  Halbuki, bütün insanları ‘başlangıçta aynı anne-babadan, ‘Benî Âdem (Âdem nesli) ve doğuştan hür ve eşit ve aynı maddî hamurdan/ çamurdan bilen ve insanlar arasındaki farklılığın ancak taqvâ ve fazilet ölçüleri açısından olabileceğini telkın eden ve hiç bir kavmin diğerinden üstün veya düşük sayılamıyacağını aslî ölçü olarak kabul eden bir inancın mensubları olarak, bu gibi tutarsızlıklardan uzak kalabilmeliydik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama,  ‘darwinizm’in, farkında olamayarak veya olmayarak, bizim dünyamıza da yansıması böyle olmuştur; ve nice kavimleri, ırkları üstün veya düşük seviyeli olarak görebilmekteyiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun ilginç bir tarafı da, Darwin’in görüşlerinin ateizme dayanak yapılmış olmasına bakarak, bazı müslümanların da, Darwin’le Kilise arasındaki mücadeleyi kendi mücadeleleri gibi değerlendirmeye kalkışmaları ve Kilise’nin veya ‘darwinist’lerin paralelinde yer almalarıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, Kilise’nin itirazlarında doğrular olduğu gibi, Darwin’in yaklaşımlarında da doğru tesbitler bulunabilir.. Ya da, Kilise’nin anlayışı kadar, Darwin’in teorisi de, bazı yanlışları içinde bulundurabilir. Bu bakımdan, Darwin’in teorisinde ortaya koyduğu bazı ilginç tesbitler de bulunabilir.. Bu iki tarafın ‘tez’  ve ‘anti-tez’leri ve bunları çeşitli maksadlar için kullananlar olsa bile,  biz müslümanların yaratılış üzerine olana tefekkür, duyuş ve görüşlerimiz Kilise’nin iddiaları ve Darwin’in teorileriyle tıpatıp aynîlik gösteremez; bazen birisine, bazen de  diğerine yakın düşülse bile.. Bu konuda, toptan redd kadar,  toptan kabul de yanlış sonuçlar verir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yûnus Emre, 750 yıl öncelerden sesleniyor: ‘Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan, halk’a müderris (de) olsa, Hakikat’e âsidir..’ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selahaddin Eş Çakırgil&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4860404340181209430?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4860404340181209430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4860404340181209430' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4860404340181209430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4860404340181209430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/darwinle-kilise-arasndaki-savasta.html' title='Darwin’le Kilise arasındaki savaşta, Müslümanların yeri neresi (mi)? -2'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3255949262835617897</id><published>2009-03-14T08:56:00.000-07:00</published><updated>2009-03-14T08:57:01.452-07:00</updated><title type='text'>Doğru Kişiyle mi Evlendim _</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Doğru kişiyle mi evlendim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derya Güney&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜNLÜ İNGİLİZ yazarı Bernard Shaw’a sormuşlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dünyanın en çekilmez ve huysuz kadını kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yeryüzünde sanırım bir tek çekilmez ve huysuz kadın vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir tek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, her evli erkek onun kendi karısı olduğunu zanneder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten evlilik hayatında, erkek penceresinden kadının, kadın penceresinden ise erkeğin böylesi bir anlayışla değerlendirildiğine zaman zaman rastlarız. Eşlerinin kendileri için doğru insan olmadığını düşünenler hiç de az değildir. Oysa bir ilişkinin her zaman iki tarafı vardır. Gelinen nokta, her iki tarafın adımlarıyla ulaşılan yerdir. O nedenle, evlilik ilişkisinde memnun olunmayan gidişattan her iki taraf da sorumludur. Taraflardan birinin belirgin olarak haksız, yanlış tutumları olabilir ve fakat diğer tarafın davranışları, bu yanlışlıkların daha da artmasına zemin hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya hayatında, gerek madde boyutunda, gerekse psikolojik açıdan “etki-tepki” prensibi söz konusudur. Vurduğumuz kapı ses verir; duvara attığımız top, çarpıp geri gelir. Her davranışımız da, ulaştığı yürekler ve zihinlerde bir yer bulur, bir anlam yüklenir ve nihayetinde bize geri döner. Dönüp gelenler, bizim gönderdiklerimizin yorumlanıp geri gönderilmiş halinden başka bir şey değildir aslında. Bu gerçeği hiç unutmadan yapılması gereken, doğru davranmaktır. Peki öyleyse doğru davranmak nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru davranışın tesbiti öyle sanıldığı kadar zor değildir. Allah’a iman etmiş, bir eş olarak--kadın ya da erkek--sorumluluklarını bilen, kendini tanıyan, kul hakkından çekinen insanlar, ilişkide asgari bir tutarlılık yakalarlar. Burada ölçümüz, her durumda, alınması gereken doğru tavrın tesbitidir. En başta, Rabbimizin âdeta bir oto-kontrol sistemi olarak içimize yerleştirdiği vicdan ve mü’min bir kul olarak uygulamakla mükellef olduğumuz güzel ahlak prensipleri, bize nasıl davranmamız gerektiğini söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ilişkiye özgü olarak değişen, tarafların beklentileri, sevgiyi anlayış ve ifade ediş biçimleri de evlilik ilişkisinde kuşkusuz belirleyicidir. Kendini tanıyan ve gerçekten karşı tarafa mesaj göndermeyi başarabilen eşler, sağlıklı bir evliliğin ilk adımlarını atmış olurlar. Çünkü bizim anlattıklarımız, söylemek istediklerimiz, karşı tarafın anladığı kadardır ancak. O nedenle, mesajımızı ulaştırırken, karşı tarafın ne anladığına dikkat etmeliyiz. İstediğimiz mesajı ulaştırmak için gerektiğinde yöntem değiştirmeliyiz. Doğru kişiye yanlış davranırsak, yanlış kişiye dönüşür. Yanlış kişiye doğru davranmak da, onu doğru kişi haline getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla unutulmaması gereken diğer bir nokta da, eşlerimizin ve bizim, nikâh akdiyle bir araya getirilişimizin bir tesadüf olmadığıdır. İlâhi iradenin bir tecellisi olan bu birlikteliklerimiz, aynı zamanda bu dünya hayatındaki sınav sorularımızdır. Acısıyla, tatlısıyla yaşanan her gün, çekilen her sıkıntı iman ve ibadet perspektifinden baktığımızda kemale ulaşma, yanlışlarımızı farketme ve geri adım atma konusunda birer fırsattır. Kadın ya da erkek, her insan Allah’ın kuludur. Ve Rabbimiz, defalarca, bize üstünlük kazandıracak olanın ancak takvamız olduğunu belirtir ayetlerinde. Takva, Allah’a karşı bir sorumluluk bilinci ve bu bilince uygun yaşama gayretinde olmaksa; hayatımızın her yönü gibi, evlilik hayatımızı da böylesi bir anlayışla yaşamaya çalışmak gerekir. O nedenle, karşımıza çıkan sorunlar, bizden ya da eşimizden kaynaklanan haksızlıklar konusunda, önce kendimize sorular sormalı ve Rabbimizden hak üzere bakabilmek noktasında yardım istemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetin tecellisi ve bir lütuf olarak, yüreklerimize eşlerimize karşı muhabbet yerleştiren O’dur. Hatalarımız ve tamamen nefsanî davranışlarımız yüzünden bu ikramından istifade edememek, hatta onu kendi ellerimizle yok etmek ne büyük kayıptır! Var olanı korumak ve şükürle bereketlendirmek, mahrum olduklarımız için de kavlî ve fiilî duada bulunmak, mü’min kadın ve erkekler için--Kur’anî ifadeyle--“uğrunda azmedilecek işlerdendir”. “O’nun işaretlerinden biri de sizi cezbeden kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgiyi ve şefkati yerleştirmesidir; bunda kuşkusuz, düşünen insanlar için dersler vardır.” (Rum suresi, 21)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3255949262835617897?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3255949262835617897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3255949262835617897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3255949262835617897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3255949262835617897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/dogru-kisiyle-mi-evlendim.html' title='Doğru Kişiyle mi Evlendim _'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3214100036444926284</id><published>2009-03-14T06:46:00.000-07:00</published><updated>2009-03-14T06:47:16.388-07:00</updated><title type='text'>Almanya da İslam yükseliyort</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İslâm devleti, bahtiyar Alman milletinden mi doğacak?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bediüzzaman, 90-100 yıl öncesinden, yüzlerce teknolojik, fennî keşfin yanında, yüzlerce ictimaî ve siyasî değişimleri öngörmüş ve takip edilmesi gereken stratejileri çizmiştir. Meselâ bunlardan birisi “Avrupa bir İslâm devletine, Osmanlı devleti de bir Avrupa devletine hamiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır” 1 şeklinde gayet vecizane ifade edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti ile aynen bir Avrupa devleti doğurdu. Avrupa’daki İslâm devletinin doğum sancıları da başlamış gibi gözüküyor! Avrupa’da bin (1000) kilise, mescide dönüşmüş. Kimi yerlerde minareler yükselmiş, kimi minarelerden ise ezan bile okunuyor! Faiz sıfırlanmaya çalışılıyor. İngiltere’de şeriat kanunları uygulanıyor. İsveç ve Norveç’te fuhuş yasaklandı... İslâmiyet, ders kitabı olarak Alman okullarına girdi. Dindarlara ise, dini anlamaları ve yaşamaları için fevkalâde kolaylıklar gösteriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlığa en büyük ilgi ise Almanlar’dan. İslâmiyeti seçen milletler arasında başı Almanlar çekiyor. Dinler arasında ise, en fazla Hristiyanlar Müslümanlığı tercih ediyor. Evlilik sebebiyle Müslümanlığı seçenlere bakıldığında ise, kadınların erkeklere oranla daha fazla dinlerini değiştirerek, Müslüman oldukları gözleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son verilerine göre, ihtida edenler, yani başka bir dinden çıkıp Müslüman olanlar arasında Almanlar başı çekiyor. Yabancı uyruklular içinde Almanları, Rus, İngiliz ve Fransızlar izliyor. Dinlere bakıldığında ise, kendi dinini bırakarak Müslümanlığı seçenler arasında Hristiyanlar başı çekiyor. Ateistler, Hindular ve Musevîler de Müslümanlığı tercih edenler arasında yer alıyor. Sayısal olarak bakıldığında ise, toplam 572 kişi kendi dinini bırakarak Müslümanlığı seçti. Eski dinlerine göre, 490 kişi Hristiyanlıktan, 64 kişi diğer dinlerden, 5 kişi Musevilerden, 4 kişi ise Hindulardan Müslümanlığa geçiş yapmış. Yezidi ve Ateistler arasında da Müslümanlığı tercih edenler bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bediüzzaman bu hakikati nerede ise bir asır sene önce keşfetmiş ve eserlerinde birkaç yerde tekrarlayarak nazara vermiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi Avrupa’da Kur’ân’a ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler…”2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hem Berlin’de Almanlar Zülfikar’ı aldıkları vakit, bir gazetelerinde alkışlayarak ilân etmişler.”3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu fırtınalı ve ilhadlı asırda, biri gizli Alman, üçü aşikâr devletlerin, beşerin bu asırda Kur’ân’a şiddet-i ihtiyacını hissetmesi ve bilfiil kabul etmesi büyük bir hadise-i Kur’âniyedir. Değil üç devlet, belki yalnız on meşhur adam, on filozof dahi, birden, uzak memleketlerde Kur’ân’ı tasdik etmesi, bizlere ve âlem-i İslâma büyük bir müjde ve avam-ı ehl-i imana büyük bir kuvve-i maneviye temin eder.”4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Risâle-i Nur Avrupa, Amerika ve Afrika’da da hüsn-ü teveccühe mazhar olmuş; başta bahtiyar Almanya ve Finlandiya olmak üzere, birçok memleketlerde okunmaya başlanmıştır. Bu cümleden olmak üzere, Almanya’da, Berlin Teknik Üniversite Mescidine Risâle-i Nur Külliyatı konulmuş ve Şarkiyat Üniversitesi İlâhiyat bölümünde Risâle-i Nur hakkında konferans tertip edilmiştir. Almanya’daki İslâmî fütûhâtta Risâle-i Nur’un büyük rolü olmuştur.”5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Amerika’da, Avrupa’da, husûsan Almanya’da taharrî eden cereyanlar meydana gelmiş; eğer idrak edebilirler ve görebilirlerse, işte Risâle-i Nur Külliyatı. Nitekim bu hakîkatin idrâk edilmeye başlandığını gösteren emâreler bahtiyar Alman milleti içinde görülmektedir.”6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elbette, nev-î beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir kıyamet başlarında kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’ın kabulüne çalışan meşhur hatipleri ve Din-i Hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli cemiyeti gibi, ruy-i zeminin kıt'aları ve hükûmetleri, Kur’ân-ı Mû'cizü’l-Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında kat'iyen Kur’ân’ın misli yoktur ve olmaz ve hiçbir şey bu mû'cize-i ekberin yerini tutamaz.”7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki, İslâm’ı seçenlerin arasında yapılan araştırmaya göre, bunların İslâm’ı tercih etmelerinde öncelikli sebebin ‘araştırma-inceleme’ olduğu görülüyor. Bu gerçek de, Bediüzzaman’ı doğruluyor. Geçmiş dönemlerde İslâmiyetin yayılmasına engel olan sekiz engelden beşini söyle sıralar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birinci, İkinci, Üçüncü Maniler: Ecnebîlerin cehli ve o zamanda vahşetleri ve dinlerine taassuplarıdır. Bu üç mani, marifet ve medeniyetin mehasini ile kırıldı, dağılmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dördüncü, Beşinci Maniler: Papazların, rûhanî reislerin riyasetleri ve tahakkümleri; ve ecnebîlerin körü körüne onları taklit etmeleridir. Bu iki mani dahi fikr-i hürriyet ve meyl-i taharrî-i hakîkat nev-î beşerde başlamasıyla zeval bulmaya başlıyor.”8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sözler, Konferans, s. 709; Tarihçe-i Hayat, s. 82., 2- Sözler, s. 709., 3- Emirdağ Lâhikası, s. 296., 4- Emirdağ Lâhikası, s. 194., 5- Tarihçe-i Hayat, s. 614., 6- Tarihçe-i Hayat, s. 603., 7- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9., 8- Tarihçe-i Hayat, s. 81.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Ferşadoğlu&lt;br /&gt;http://www.yeniasya.com.tr/2009/03/14/yazarlar/afersadoglu.htm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3214100036444926284?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3214100036444926284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3214100036444926284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3214100036444926284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3214100036444926284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/almanya-da-islam-yukseliyort.html' title='Almanya da İslam yükseliyort'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-7002560932243755303</id><published>2009-03-14T06:42:00.001-07:00</published><updated>2009-03-14T06:42:50.126-07:00</updated><title type='text'>Dindar kesimde dezenformasyon</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ali Bulaç, “Maalesef AKP iktidarı döneminde cemaatler, hiç olmadığı kadar politize oldular, iktidara angaje oldular ve genç-dinamik entelektüellerini devletin memuru haline getirdiler” diyor (Vatan, 3.3.09).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında cemaatlerin politizasyonu süreci millî görüş hareketiyle, Millî Nizam Partisinin kuruluşuyla başladı. Ama cemaatlerin tümü oraya kaymadığı için bu durum o zaman sınırlı ve mevziî kaldı. 12 Eylül ANAP’ı getirinceye kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANAP iktidarıyla birlikte, cemaatlerin önemli bir kısmı devlet imkânlarıyla desteklenerek ticarîleştirildi ve buna bağlı olarak politize edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok farklı alanda faaliyet gösteren şirketler kuruldu. Finans kurumları oluşturuldu. Büyük holdingler meydana getirildi. Evvelce cemaatin öz kaynaklarına dayalı mütevazi imkânlarla çıkarılmaya çalışılan yayın organları kitleselleşen gazetelere dönüşürken bunlara radyo ve TV kanalları eklendi. Ve “hizmet” mülâhazasıyla girilen süreç, kaygan bir sath-ı mail haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başlarda haber bültenlerini bile başörtülü spikerlerle sunan TV kanalları, daha sonra hem bu uygulamaya son verdiler, hem de müptezellikte diğer kanallarla adeta yarışır hale geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, orijinal kimliklerin dejenere olduğu, kapitalizmin kurallarının öne çıktığı, şirket çıkarlarının hizmetin gereklerine baskın geldiği, siyasî iktidarla ilişkilerin de buna göre şekillendiği çok ibret verici kimlik erozyonları yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zühd ve takvayı esas alan hayat tarzları terk edilirken, şatafat, lüks, gösteriş, ölçüsüz tüketim ve israfa dayalı bir yaşayış üslûbu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan, düğün ve tatillerini beş yıldızlı otellerde yapmayı alışkanlık haline getiren, marka giyinen, lüks ve pahalı lokantalarda yemek yiyen ve eğlence yerlerinde boy gösterip doğum günü kutlamaları yapan bir “İslâm sosyetesi” oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’ların başında ANAP’ın iktidardan uzaklaşıp çekim merkezi olmaktan çıkmasıyla, cemaatleri siyasallaştırma, ticarîleştirme ve dünyevîleştirme görevini, MNP-MSP’nin devamı olarak kitleye açılma çabası içindeki RP devraldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RP’nin 1994’teki yerel, 1995’teki genel seçimde elde ettiği başarı, önce kendi kadrolarında, sonra destek veren cemaatlerde, iktidar nimetlerinden daha fazla pay alma iştahını kabarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteden beri “yandaş zenginler” oluşturma mekanizması olarak işleyen ihale sistemi, bu dönemde RP’liler ve destek verenler lehine çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna ilâveten, yetişmiş kadrolar yine yerel ve merkezî yönetimin bürokratları olarak istihdam edildi. Öyle ki, çok sayıda akademisyen siyasete ve bürokrasiye kanalize edilerek üniversite kürsüleri boşaltıldı, üstelik bu durum “En çok profesör bizim kadrolarımızda” söylemleriyle övünme vesilesi yapıldı ve bu kaydırma 28 Şubat’ta üniversitelerin YÖK eliyle “resmî ideolojinin kaleleri” haline getirilmesini son derece kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin tek başına iktidarı, arkasına aldığı cemaatlerin büyük çoğunluğuyla birlikte, bu dejenerasyonu çok daha ileri boyutlara taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesettürün ifadesi olması gerekirken maalesef yer yer “AKP’nin simgesi” haline getirilen şekliyle başörtüsü, bir “moda ve şıklık aksesuarı” olmaya indirgenerek içi boşaltıldı. Ve bu durum sadece başörtüsünde değil, sosyolog Müfit Yüksel’in Yeni Asya’ya söylediği gibi (23.2.09), dindarlık tezahürlerinin tamamında ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginç tarafı, Yüksel AKP’yi eleştirirken “yurt dışındaki lüks mağazalardan aldıkları pahalı ve marka eşarplarla 4x4’lere binip caka satanlar”ı örnek veren Numan Kurtulmuş’un başında olduğu SP için de “Yeni AKP’ler üretmeye aday” tesbitinde bulunuyor ki, bu da çok doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü her ne kadar “Din adına siyaset hataymış” denilse de, dindar kimliklerle iktidar talebinde ısrar edilmesi, sahiplerini hep “İktidar yozlaştırır” hükmünün kapsama alanında tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı buçuk yıllık AKP iktidarında yaşananlar, cemaatlerin bu sarsıcı gerçekten, evvelce görülmemiş boyutlarda etkilendiklerini gösteriyor...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazım Güleçyüz&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.yeniasya.com.tr/2009/03/14/yazarlar/kgulecyuz.htm"&gt;KAYNAK&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-7002560932243755303?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/7002560932243755303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=7002560932243755303' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7002560932243755303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7002560932243755303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/dindar-kesimde-dezenformasyon.html' title='Dindar kesimde dezenformasyon'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4663438561125053794</id><published>2009-03-13T09:44:00.001-07:00</published><updated>2009-03-13T09:50:28.347-07:00</updated><title type='text'>süper videolar</title><content type='html'>&lt;script language="JavaScript" type="text/javascript"&gt;&lt;br /&gt;urun=24;&lt;br /&gt;sid=43021;&lt;br /&gt;channel=50560;&lt;br /&gt;banner=277;&lt;br /&gt;kategori=19;&lt;br /&gt;w=160;&lt;br /&gt;h=600;&lt;br /&gt;wmid=8465;&lt;br /&gt;domain ="alticizili.blogspot.com";&lt;br /&gt;tip="Flash";adsrv=1;jsai="a4950fa065ea034a";&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;script language="JavaScript" src="http://adserver1.adtech.com.tr/pps.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;script language="JavaScript" type="text/javascript"&gt;&lt;br /&gt;sid=43021;channel=50560;w=336;h=280;wmid=8465;domain ="alticizili.blogspot.com";&lt;br /&gt;kategori ="19";&lt;br /&gt;gosterim="TBF";adsrv=1;arkaplan="FFFFFF";&lt;br /&gt;baslik="000000";&lt;br /&gt;aciklama="000000";&lt;br /&gt;kenarlik="123456";&lt;br /&gt;jsai="829a4644432556da";&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;script language="JavaScript" src="http://adserver1.adtech.com.tr/ppc.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4663438561125053794?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4663438561125053794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4663438561125053794' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4663438561125053794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4663438561125053794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/super-videolar.html' title='süper videolar'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8487709464531761330</id><published>2009-03-08T06:16:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T06:17:36.585-07:00</updated><title type='text'>CHP yine başörtü dağıtıp oy istedi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.haksozhaber.com/images/news/8743.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://www.haksozhaber.com/images/news/8743.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mahalli seçimler yaklaşırken başörtüsü düşmanı Kemalist CHP, yine pragmatik yaklaşımıyla Pendik’te başörtüsü dağıttı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da dün 22 Temmuz seçimleri öncesine benzer bir tablo yaşandı. Pendik Belediye başkan adayı Mehmet Salih Usta ve CHP'li kadınlar sokak sokak dolaşarak başörtüsü dağıttı. Usta, eşarpları 'başörtülü bayanlar ile örtüşmek' için dağıttıklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsüne karşı olmadıklarını, inanç özgürlüğünü sonuna kadar savunduklarını kaydeden Usta, 50 bin başörtüsü dağıtmayı hedeflediklerini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'li grup sabah erken saatlerden itibaren ev ve işyerlerine ziyarette bulundu. CHP'liler vatandaşlara gül, başörtüsü, fular ve oyuncak dağıttı. Başörtüsü bazı vatandaşları memnun ederken bir kısmı CHP'nin daha önce başörtüsüne karşı tavır takındığına dikkat çekti. Pendik Belediye başkan adayı Usta ise başörtüsünü halkla kaynaşmak amacıyla dağıttıklarını belirtti. Usta, "Pendik'te 370 bin seçmen var. Burada 81 ilden insan yaşıyor. Pendik mini bir Türkiye'dir. Biz insanlarla örtüşmeye ve yüzleşmeye çalışıyoruz. Başörtüsü bizim bir gerçeğimizdir. İnanarak örtünen kardeşlerimize başörtüsü hediye ediyoruz. CHP inançların teminatıdır. Olumlu tepkiler alıyoruz, başörtüsüne karşı olmadık, tam tersine onların inanç özgürlüğünü sonuna kadar savunduk. Bacılarımızla örtüşmek için başörtüsü dağıtıyoruz. Oy avcılığı adına bunu yapmadık. Pendik'in gerçeğidir bu." şeklinde konuşurken yalan üstüne yalanlar sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Temmuz'da Yozgat ve Trabzon'da da dağıtılmıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP, 22 Temmuz seçimleri öncesinde de benzer bir girişimde bulunmuştu. Partinin kadın kolları Yozgat ve Trabzon'da başörtüsü dağıtmıştı. Ayrıca Sakarya'da başörtüsü seçim otobüsünde kullanılmıştı. Yerel seçim öncesinde "çarşaf açılımı" yapan ve her mahalleye Kur'an kursu vaadinde bulunan CHP; farklı bir olayla da gündeme gelmişti. Çarşaf açılımının samimi olmadığını ileri süren çarşaflı bir kadın parti otobüsünde tartaklanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksoz haksöz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8487709464531761330?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8487709464531761330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8487709464531761330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8487709464531761330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8487709464531761330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/chp-yine-basortu-dagtp-oy-istedi.html' title='CHP yine başörtü dağıtıp oy istedi'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4405384627285505382</id><published>2009-03-08T06:14:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T06:16:01.936-07:00</updated><title type='text'>Mustafa Balbay’dan Mossad'a İran Servisi!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ergenekon Terör Örgütü” soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay hakkında şok belgeler ortaya çıktı. Balbay, TSK’nın İran ile ilgili istihbarat bilgilerini elde ederek bunları İsrail’deki bir e-posta adresine göndermekle suçlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklu sanık Mustafa Balbay'ın, TSK'ya ait gizli bilgileri İsrail gizli servisi MOSSAD'a gönderdiği iddia ediliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin ve MİT'in, Mustafa Balbay'ın İsrail bağlantısını araştırdığı öğrenildi. Mustafa Balbay'ın bilgisayarından sildiği, fakat İstanbul Emniyeti uzmanları tarafından kurtarılan belgelerde TSK'nın hazırladığı İran, Irak ve Suriye'nin askeri ve beşeri yapısına ilişkin belgeler bulunduğu iddia edildi. E-posta ayrıntılarında ise Balbay'ın kaynağı İsrail'e uzanan bir e-posta adresine TSK, İran, Irak ve çevre ülkelerin askeri bilgilerini, demografik yapılarını aktardığı ileri sürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgu sırasında Mustafa Balbay'ı 'Bilgisayarımdan silmiştim, nasıl ulaştınız' diye panikleten Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait gizli belgeler, dudak uçuklatan detayları ile dikkat çekiyor. Adeta bir istihbarat görevlisi gibi çalıştığı ortaya çıkan Balbay'ın elde ettiği ve TSK'nın askeri planlamalarda kullanmak üzere arşivlediği gizli belgelerin, Türkiye'yi, ilişkilerini yeni yeni düzeltmeye başladığı komşu ülkeler nazarında zor durumda bırakacağı kaydediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSK'NIN İRAN, IRAK VE SURİYE'YE İLİŞKİN ASKERİ VE BEŞERİ HER TÜRLÜ TESPİT VE İSTİHBARATI BALBAY'DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Balbay'ın el konulan bilgisayarında bulunan ve silindiği anlaşılıp uzmanlar tarafından kurtarılan şifreli belgeler arasında çıkan 74–75 ve 82 numaralı klasörlerde çok gizli belgeler yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay'ın bilgisayarında ele geçirilen şifrelenmiş klasörlerde çıkan belgelerin bir kısmı ise şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;74 numaralı klasörde Genelkurmay Başkanlığı 2. Başkanı Orgeneral Ergun Saygun'a ait ve 'sağ yarısı' isimli 23 Kasım 2006 tarihli doküman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75 numaralı klasörde Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığı'ndan çıktığı anlaşılan belgeler. Yine aynı klasörde gizli ibareli, "Türkiye Cumhuriyetinin İç Güvenliğinin Tesis Edilmesi ve İç Güvenlik Konsepti" içerikli döküman. TSK'ya ait askeri terimler içeren gizli ibareli ve İran'la ilgili gizli askeri değerlendirme raporu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSK'ya ait psikolojik harekât ile ilgili döküman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşu ülke (İran) kara kuvvetlerine ilişkin silah araç ve gereçlerinin belirtildiği döküman. "Türkiye'ye komşu ülkelerin davranış ilkeleri" isimli, Silahlı Kuvvetler tarafından hazırlanmış rapor. 82 numaralı klasörde, TSK tarafından hazırlanıldığı belirtilen Türkiye'ye komşu ülkeler İran, Irak, Suriye'nin askeri durumu, mevcut silah kapasitelerine ilişkin önemli bilgilerin yer aldığı döküman, Türkiye'ye komşu ülkelerin etnik ve dini yapısına ilişkin döküman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Genelkurmay Başkanlığı'nın çok gizli ibareli komşu bir ülkeye ilişkin stratejik istihbarat kitabı ve bu kitabın ekindeki gizli ibareli bölümler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde gizli kaşeli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nce hazırlanmış, komşu bir ülkenin (Suriye) istihbarat silahlı kuvvetlerine ilişkin istihbarat raporu ve bu raporun ekindeki aynı ülkeye ait sivil savunma teşkilatı, askeri okullar ve bu ülkenin istihbarat teşkilatına ilişkin dökümanlar, aynı ülkenin bakım onarım tesisleri ve bu ülkenin kara kuvvetlerinin konuşlanması, birliklerinin konumlarına ilişkin ayrıntılı dökümanlar, çok sayıda gizli ibareli rapor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STRATEJİK BELGELERİ KİTAP YAZMAK İÇİN TEMİN ETMİŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgu sırasında Mustafa Balbay'a, TSK tarafından hazırlanan komşu ülkelerin silahlı kuvvetlerine ilişkin 'gizli' ibareli istihbarat raporlarının kendisinde ne aradığının sorulduğu, Balbay'ın ise savcı Zekeriya Öz'e, belgelerin gazetecilik mesleğinden dolayı kendisine ulaştığını savunduğu belirtildi. Balbay'ın "Bu belgeler bana gazetecilik mesleğinden dolayı ulaşmış belgelerdir. Ben bunları kitabımda kullanırım düşüncesiyle aldım" dediği aktarıldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4405384627285505382?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4405384627285505382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4405384627285505382' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4405384627285505382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4405384627285505382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/mustafa-balbaydan-mossada-iran-servisi.html' title='Mustafa Balbay’dan Mossad&apos;a İran Servisi!'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8895262094891805929</id><published>2009-03-07T14:14:00.000-08:00</published><updated>2009-03-07T14:15:07.675-08:00</updated><title type='text'>Saadet, Doğan Grubu ve CHP  ahmet taşgetiren</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt; Saadet Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu, pazar akşamı, Piyer Loti'deki Turkuaz Otel'de, medyadaki dost çevre ile birlikte oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerlendirmelerde iki konu öne çıktı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Oy bölünmesinin CHP'nin işine yarayabileceği görüşü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Doğan Grubu ile ilişkinin pozitif – negatif tarafları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oy bölünmesinin CHP'ye yarayabileceği görüşü, öteden beri sağ – muhafazakar camiada önemsenen bir konudur. Bu seçimde de gündeme gelmesi tabiidir. Bu, bugün olduğu gibi sadece Saadet için değil, zaman zaman BBP için, MHP için de söz konusu olmuştur. Şimdilerde İstanbul'da Ak Parti – CHP mesafesi çok açık durumda ve şu anda bunu riske atacak bir bölünme ihtimali gözükmüyor. Ama Ankara'da durum, bu açıdan ciddidir. Gökçek'le Karayalçın'ın oyları başababaş durumda gözüküyor ve MHP adayı Mansur Yavaş, yüzde 15'lerde oy alıyor. MHP oylarının Gökçek'ten alındığı farzedildiğinde “Sağ oylar”ın dağılması ve Karayalçın'ın ipi göğüslemesi ihtimali ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değrelendirmelerin asıl şoku, seçimden sonra yaşanır ve “Oylar bölündü, ve kimsenin istemediği falanca kazandı” denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet de şu anda, bir çok yerde böyle bir söylemi göğüslemek durumunda. Muhtemel ki Saadet seçmeni de “Biz gelemeyeceksek, isterse CHP gelsin” demiyordur ve bölünme kaygısı asıl burada etkili oluyordur. Adayların çevresinde zaman zaman öfkeyle oluşan “İsterse CHP gelsin” söylemi dikkate alınır mı, doğrusu ben tavsiye etmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda bir başka önemli sorun, Doğan Medya Grubu ile ilişkiler noktasında ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan Grubunda yer alan yazılı-görüntülü medya organlarının seçim sath-ı mailinde Saadet sözcülerine yer açmakta özel bir çaba gösterdikleri gözlerden kaçmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, bir noktadan bakıldığında “Düğün değil, bayram değil...” cinsinden bir ilişkiyi andırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan Grubunun niyeti anlaşılabilir: Ak Parti iktidarına karşı, adeta can düşmanı seviyesinde en büyük muhalefeti onlar yapıyor. Ve onlar için, Ak Parti iktidarına vuran herkesin sesine sahip çıkmak, şu anın yayın politikası durumunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla, Saadet'i de, ortak muhalefet cephesine katmak, yabana atılır bir hamle sayılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta, Saadet'in vuruşu, içerden bir vuruş niteliği ile, CHP'nin vuruşundan bile daha etkili olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için davet edin Saadet liderini, Ak parti'ye ver yansın etsin. davet edin, bir tanınmış büyük şehir adayını, ver yansın etsin....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla, “islami kesim”de etkili olan yazarların çıkışları da “vurucu” bir misyon üstlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeter ki, Ak Parti'ye vurulsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada CHP'ye yönelik güzellemeler olursa tadından yenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü amaç, ne Ak Parti yerine Saadet'in gelmesi ne de “islamcı yazar”ın idealleri yönünde bir adım atılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan Grubu ile bu ilişkilerdeki sorunlu taraf, bu grubun üstlendiği misyonun sadece gazetecilik olmamasında yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grubun bir misyonu var ve o misyon çerçevesinde sizi bir yere oturtuyor. Yani o yere uygun olduğunuz ölçüde yer bulabiliyorsunuz bu medya grubunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden, Doğan Medya Grubunda varolmak, gerçekte size mi bir şey kazandırıyor, yoksa bir başka politikaya mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saadet'e muhabbetle bakan toplum kesimleri, böyle bir sorgulamayı yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu camia, Doğan Medya Grubunun, siyasi – ideolojik anlamda, Saadet'in, üzerinde yapılandığı değerlerle barışık değil. Yayın politikaları, tam da Saadet'in oturduğu zemini yok etme amacına yönelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta, aynı toplum kesimleri, şu anda iktidarda Saadet olsa, (Refah döneminde olduğu gibi) Doğan Grubunun bundan daha çetin bir mücadeleyi onlara karşı göstermekten geri kalmayacağını tecrübe ile bilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan Grubuna bağlı falanca tv kanalında veya falanca gazetede bir SP'li önder tarafından Ak Parti iktidarına karşı yapılacak bir suçlama, SP'ye bir şey getirir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl soru budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçim, Saadet'in Numan Kurtulmuş'un elinde yeniden koza örme dönemine denk gelmiş bulunuyor. Henüz şu soru tam cevaplanmış değil: “Saadet aslında ne oldu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Saadet'in önü açık. O yapı, siyaset yapabilme potansiyeline sahip. Ama belki bu koza örme sürecinin hiç olmazsa bir ölçüde tamamlanmasından sonra... Ben Numan Kurtulmuş'un bu yapıya vereceği emeği önemsiyorum. Bu seçimde puan yükselmezse, bunun asla Numan Kurtulmuş'a veya başkan adaylarına fatura edilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum.&lt;br /&gt;Numan Kurtulmuş'un sorumluluk üstlendiği Saadet, Ak Parti'den epeyce farklıdır. Ama ben düşünüyorum ki, Refah'tan, Fazilet'ten de bir ölçüde farklı olacaktır. İşte asıl bu ara frekansı biçimlendirmek önem taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8895262094891805929?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8895262094891805929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8895262094891805929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8895262094891805929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8895262094891805929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/saadet-dogan-grubu-ve-chp-ahmet.html' title='Saadet, Doğan Grubu ve CHP  ahmet taşgetiren'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1415717863457440590</id><published>2009-03-07T14:13:00.000-08:00</published><updated>2009-03-07T14:14:14.646-08:00</updated><title type='text'>Ek belgeleri görünce şaşırdı: Ben bunları bilgisayarımdan silmiştim</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile adı 'Karargâh Evleri'yle gündeme gelen Neriman Aydın, cezaevine gönderildi. İkilinin 8 ay önce gözaltına alındığında el konulan bilgisayarında çıkan belgeler sebebiyle yeniden gözaltına alındığı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay ve Aydın dün hakim karşısına çıktı. Mahkeme, şüphelileri 'cebir ve şiddet kullanarak TC hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüsten' tutukladı. Balbay Metris'e, Aydın ise kadın tutukevine nakledildi. Balbay, 10 saatlik sorgusunda 95 sayfa ifade verdi. Yeniden gözaltı süreci şöyle yaşandı: Balbay'ın el konulan bilgisayarında daha önce silinen bazı belgelerin olduğu belirlendi. Uzmanlar silinen dosya, belge ve yazışmaları kurtarmayı başardı. Bu evraklar savcılığa gönderildi. Belgelerde, darbe içerikli konuşmaların ve Ergenekon'dan tutuklanan bazı kişilerle yapılan konuşmaların bulunduğu iddia edildi. Sorguda, belgelerin kendi bilgisayarından çıktığının söylenmesi üzerine Balbay'ın şaşırdığı ve "Bu dosyaları silmiştim." dediği iddia edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Balbay ve Neriman Aydın, Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Balbay'ın yaklaşık 10 saat süren sorgusunda 95 sayfa ifade verdiği öğrenildi. Alınan bilgilere göre, Balbay'ın bilgisayarından daha önce sildiği dosyalar bilgisayar uzmanları tarafından kurtarıldı. Belgeler savcıya gönderildi. Darbe içerikli konuşmaların yer aldığı belgelerde, soruşturma kapsamında tutuklanan bazı kişilerle yapılan konuşmalar ve hükümete yönelik bazı eylem planlarının bulunduğu iddia edildi. Balbay, bilgisayarından çıkan belgeler hakkındaki sorulara cevap vermedi. Kendisine yöneltilen soruların bilgisayarından çıktığının söylenmesi üzerine, "Ben bu dosyaları silmiştim." ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balbay ve Neriman Aydın, savcılıktaki sorgularının ardından tutuklanmaları istemiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkeme, Balbay'a, 'TSK tarafından hazırlanan komşu bir ülkenin silahlı kuvvetlerine ilişkin 'gizli' ibareli istihbarat raporlarının kendisinde ne aradığını sordu. Balbay, belgelerin gazetecilik mesleğinden dolayı kendisine ulaştığını savundu. Sorguda, Balbay'ın Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'le ilişkisi de gündeme geldi. Mahkeme heyeti, yaklaşık 6 saat süren sorgulamanın ardından Balbay ve Aydın'ın tutuklanmasına karar verdi. Balbay Metris Cezaevi'ne, Aydın Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne gönderildi. Söz konusu şahıslar, daha sonra Ergenekon davasının görüldüğü Silivri'ye nakledilecek. Şüphelilerin tutuklanma gerekçelerinin 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek' olduğu öğrenildi. Türk Ceza Kanunu'nun 'hükümete karşı suç' başlığı altındaki 312/1. maddesini kapsayan bu suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını öngörüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Genç subaylar tedirgin' haberini Ersöz'le görüştüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Balbay ve Neriman Aydın, Ergenekon soruşturması kapsamında ilk olarak 1 Temmuz 2008'de gözaltına alınmıştı. İki isim, mahkeme tarafından 5 Temmuz'da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Balbay'ın, aynı davanın tutuklu şüphelilerinden emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'le Jandarma İstihbarat Dairesi başkanı olduğu dönemde makamında görüştüğü ve Ersöz'ün bu görüşmeyi kayda aldığı ortaya çıkmıştı. Balbay, 'Genç subaylar tedirgin' haberiyle ilgili Ersöz'le görüştüklerini anlatmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, söz konusu manşet sebebiyle gazeteyi lanetlediğini söylemişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1415717863457440590?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1415717863457440590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1415717863457440590' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1415717863457440590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1415717863457440590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/ek-belgeleri-gorunce-sasrd-ben-bunlar.html' title='Ek belgeleri görünce şaşırdı: Ben bunları bilgisayarımdan silmiştim'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3745200202183655752</id><published>2009-03-07T14:12:00.000-08:00</published><updated>2009-03-07T14:13:20.931-08:00</updated><title type='text'>Bedelli askerliği kim engelliyor, çıksa ne olur?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;'Bedelli askerliğe kim karar verecek?' yazısıyla Oral Çalışlar Radikal'de bedelli askerliği tartışmaya açtı. İşte yazısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP'li TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu günlerdir kamuoyunu meşgul eden bedelli askerlik tartışması için şunları söyledi: "Genç nüfus çok fazla, bedelli çıkarsa iyi olur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya olumlu bakan çevreler, şu anda doktora, yüksek lisans yapan, işini gücünü kurmuş birçok genç insanın askerlik nedeniyle sıkıntı içinde olduklarını ifade ettiler. Bedelli askerlik fikrine olumlu bakanların sayısında artış var. Bazı ekonomistler, bu sayede birkaç milyar dolarlık gelir elde edilebileceğine dikkat çekiyorlar. Bedelli askerliğe alternatif olarak düşünülen fikirlerden biri de, askerlik süresinin kısaltılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ise "Bedelli askerlik teknik bir konu... Benim bu konudaki yorumum bedelli askerlikle ilgili Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nın öneri ve kararlarını dikkate almaktır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedelli askerlik konusu CHP milletvekilinin iddia ettiği gibi teknik bir konu mudur? Bedelli askerliği, teknik bir konu olarak görenlerin düşünce tekniklerinde bir çarpıklık yok mudur? Bir insanın beş ya da 15 ay süreliğine işinin başından alınıp hayattan soyutlanması, basit bir teknik mesele midir? Bir ülkenin nasıl bir savunma stratejisi izleyeceği kararını kim verir? Siyasi irade mi, askeri bürokrasi mi? Bu sorulara verilecek cevaplar, bir ülkenin siyasi yapısı, demokratik olgunluğu gibi konular açısından gösterge niteliği taşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir demokratik ülkenin savunma siyasetini siyasi irade kararlaştırır. Asker, seçilmiş iradenin saptadığı doğrultuda ülkenin savunmasını üstlenir. Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı dahil ordunun üst yönetimini siyasi irade belirler. Birkaç yıl önce İsveç Savunma Bakanı'yla yaptığım söyleşide, bakan, bana albay dahil bütün üst kademe subayların terfilerini bizzat kendi bakanlığının belirlediğini anlatmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri bir NATO ordusu. NATO ülkeleri içinde ABD'den sonra en çok asker sayısına sahip olan ülke Türkiye. Nüfusumuza ve milli gelirimize göre Batı ülkeleri içinde silahlanmaya en çok para harcayan ülkelerin başında geliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu tabloyu incelediğimiz zaman görürüz ki, Türkiye'deki 'bedelli askerlik' tartışması, yalnızca bu tartışmayla sınırlı olmayan bir ortama ışık tutuyor. Güneydoğu'da 'faili meçhuller' döneminin 'etkin' askerlerinden emekli albay Erdal Sarızeybek, bakın bu konuda neler söylüyor: "Bizim milletimizde askerliğin yeri ayrı ve kutsaldır. Namus borcu olarak görülen bir görevdir. Böylesine önemli bir kavrama sahip ulusun, para vererek askerlik yapmaması ne kadar doğru?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu türden tutum içinde olan çevreler, bu tartışmanın ülkemizin sivilleşmesiyle ciddi bir ilgisi olduğunu da dolaylı yoldan itiraf etmiş bulunuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kesim, bu konuyu 'kutsal'lar arasına koyuyor ve tabu olarak görüyor. Onlar şu anda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işlerini güçlerini bozmamayı, aksatmamayı önemsiyorlar, ülkelerine icra ettikleri meslekle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hizmet ettiklerini düşünüyorlar ve bedelli askerliğin bu açıdan gerekli olduğuna inanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de askerlik hizmetinin otoriter niteliği ve baskıcı koşulları da gençlerin askere gitmek istememelerinde önemli rol oynuyor. Koşulların oldukça değiştiğini sandığımız son dönemde bile askere giden yakın çevremizden gençlerin anlattıkları, hâlâ anlamsız baskıcı uygulamaların sürdüğünü gösteriyor. Birçok yakınımızın çocuğu askerlik sonrası rehabilitasyon ihtiyacı hissetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, kendisini bir Avrupa ülkesi olmaya hazırlıyor. Avrupa'da 'vicdani ret' hakkı olduğu gibi, askerlik yapmak istemeyene kamu hizmeti seçeneği sunuluyor. Ayrıca askerlik hizmeti göreceli olarak çok daha olumlu ve insani koşullar altında gerçekleştiriliyor. Bizdeyse askerlik hizmetinin cep telefonu, internet gibi temel iletişim ve haberleşme olanaklarının yasaklandığı bir ortamda, otoritenin bireyi ezdiği bir 'kurumsal ruh' altında yapılıyor olmasının sorgulanamamasının yanı sıra, hâlâ konunun tek karar vericisi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri görülüyor. Bunlar demokratik bir ülkede düşünülemez. Bedelli askerlik kararını, sivil siyasi iradenin vermesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, aynı zamanda, demokrasiye olan namus borcumuzun gereğidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3745200202183655752?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3745200202183655752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3745200202183655752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3745200202183655752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3745200202183655752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/bedelli-askerligi-kim-engelliyor-cksa.html' title='Bedelli askerliği kim engelliyor, çıksa ne olur?'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-110010207332907366</id><published>2009-03-07T14:11:00.000-08:00</published><updated>2009-03-07T14:12:33.572-08:00</updated><title type='text'>NTV, Hillary Clinton'u 'irtica' ile karşıladı</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;NTV'de objektiflikten uzak, yanlı yayın ve tutumu her geçen gün artıyor. NTV'de ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton, NTV'yi değil de Cumhuriyet gazetesini ziyaret etmişcesine sorularla karşılandı. İşte NTV'den Çiğdem Anad'ın program başlar başlamaz ilk sorusu:&lt;br /&gt;Çiğdem Anad: 10 yıl sonra tekrar buradasınız. First Lady olarak gelmiştiniz, şimdi Dışişleri Bakanı. 7 yıl sonra AKP iktidarıyla Türkiye nasıl değişti, gözleminiz? Özellikle bazı Amerikalı siyasetçilerin düşündüğü gibi; Türkiye ılımlı İslam cumhuriyeti kurulması yolunda mı ilerliyor yoksa başka bir yolda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hillary Clinton: Öncelikle çok teşekkür ediyorum beni davet ettiğiniz için; bugün beraber olma fırsatı verdiğiniz için. Tekrar Türkiye'yi ziyaret edebildiğim için çok mutluyum. Daha önceki ziyaretimin mükemmel bir ziyaret olduğunu hatırlıyorum. 1999'da eşimle beraber, depremden hemen sonra ülkenize gelme fırsatı bulmuştum. Ve doğrudan kendi gözlerimle Türk halkının direncini, cesaretini gözlemleme fırsatı bulmuştum. Bence Türkiye daha önce sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanınız ile görüştüğüm gibi, demokrasi, modernite, laiklik ve İslam'ın, hepsinin birden var olabildiğini gösteren, dünya için çok sıra dışı bir örnek. Dolayısıyla ben bu konuda sadece Türkiye'nin geleceğine dair iyimser olmakla kalmıyorum, aynı zamanda ilişkilerimizin ortaklığımızın geleceğine dair de çok olumlu görüşlere sahibim. Bence Türkiye'nin kalkınma, gelişme ve reform yolundaki kendini adamış çabaları önemli; küresel lider olarak oynadığı rol de artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pınar Kür: Yani aşk her şeyden önemli. Bundan 50 yıl kadar önce oradaki kadınların seçecekleri meslekler sınırlıydı sizin de demin söylediğiniz gibi. İşte; sekreter, hemşire, manken ve hostes gibi. Ama son 50 yılda büyük bir ilerleme oldu. Şimdi artık Amerika'da kadınlar çok ön plandalar, çok iyi işler yapıyorlar. İşte, az daha başkan olacaktınız... Türkiye'de ise maalesef tam tersi oldu. Son yıllarda kadınların toplum içindeki yeri çok geriledi. Gittikçe geri plana itiliyoruz ve sesimizin kesilmesi isteniyor. Şimdi bu tersine dönmüş duruma bakıp siz kendi tecrübelerinizden yola çıkarak biraz bize önerilerde bulunabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hillary Clinton: Ben Türk kadınlarını çok takdir ediyorum. Şu ana kadar tanıdıklarım ve yıllar içinde beraber çalıştığım Türk kadınlarını çok takdir ediyorum. Ve Türk kadınlarının birbirini desteklemesinin, her toplumda olduğu gibi, birbirini desteklemesinin ne kadar önemli olduğunun da bilincindeyim. 21. Yüzyıl'da bizim gibi demokrasilerde yaşayan bir kadın olmak ne kadar önemli... Annemin sahip olmadığı pek çok fırsata sahibiz bugün. Birbirimizi desteklemeliyiz ve bizim için doğru olan seçimleri yapabilmeliyiz. Bunu yapabilmek öylesine önemli ki, demokrasiler bize bir yaşam tarzını seçebilme hakkını veriyor. ABD'de tam zamanlı anne ve tam zamanlı eş olarak çalışanlar var. Ya da tam zamanlı iş kadını olup evlenmeyen ve çocuğu olmayanlar da var. Ama pek çok kadın benim gibi. Eşi, çocuğu ve ailesiyle işini dengeleyip elinden gelenin en iyisini yapabilmeye çalışıyor. Ama önemli olan şey, bu seçimleri yapabilmemiz. İşte biz böyleyiz, hepimiz aynı değiliz. Bize birisi çıkıp da "Sen kadınsın, böyle yapacaksın" dememeli. Hayır, ben kadınım, bir insanım; kadın olmaktan mutluyum ve önümdeki seçenekleri toplum içinde değerlendirerek var olmak istiyorum. Bence bu anlamda iki ülkenin, ABD ya da Türkiye olması arasında bir fark yok. Bu sürekli devam edegelen bir tartışma ve mücadele. Bu mücadele esasında her türlü eski fikirlerin zincirlerini kırmak, engelleri aşmak lazım ki bireyleri Tanrı'nın bahşettiği potansiyellerini kullanabilir hale gelmek yönünde tercihlerini kullansınlar. Bilim zekası olan bir kadın neden bir bilimkadını olmasın? Artık dünyanın önde gelen ülkelerinin hiçbiri nüfuslarının yarısını teşkil eden kadınların katılımlarını engellemiyor. Onların sunacaklarından faydalanmak istiyor. Ve böylelikle durmadan değişiyoruz, ilerliyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-110010207332907366?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/110010207332907366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=110010207332907366' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/110010207332907366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/110010207332907366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/03/ntv-hillary-clintonu-irtica-ile-karslad.html' title='NTV, Hillary Clinton&apos;u &apos;irtica&apos; ile karşıladı'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3008483494826396798</id><published>2009-02-24T11:04:00.000-08:00</published><updated>2009-02-24T11:06:58.340-08:00</updated><title type='text'>zaman gazetesinde saadet partisi reklamı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SaRFO1VZk0I/AAAAAAAAADM/XMDuj78ral0/s1600-h/zaman.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SaRFO1VZk0I/AAAAAAAAADM/XMDuj78ral0/s320/zaman.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306442382086607682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3008483494826396798?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3008483494826396798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3008483494826396798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3008483494826396798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3008483494826396798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/02/zaman-gazetesinde-saadet-partisi-reklam.html' title='zaman gazetesinde saadet partisi reklamı'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SaRFO1VZk0I/AAAAAAAAADM/XMDuj78ral0/s72-c/zaman.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-9131531313277494758</id><published>2009-02-08T09:23:00.000-08:00</published><updated>2009-02-08T09:24:00.851-08:00</updated><title type='text'>“Araplar bizi arkadan vurdu” edebiyatı</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hakan Efendi, geçen yazında demişsin ki: “Emperyalistlerin 'böl, parçala, yönet' siyasetine hizmet eden 'Araplar Türkleri arkadan vurdu / Türkler Arapları sömürdü' fitnesinin miadı doldu” demişsin. Ne yani, hain Araplar bizi arkadan vurmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tam olarak hangi Araplar? Tam olarak hangi bizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bildiğin Araplar işte. Biz dediğim de tabii ki Türkler, Osmanlılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Osmanlı ordusunda Araplar yok muydu? Müslümanların müşterek ordusu değil miydi Osmanlı ordusu? Arap düşmanı Falih Rıfkı Atay bile -“Zeytin Dağı”nda- ordunun en önünde giden ve dolayısıyla düşman kurşununu ilk yiyen Arap kardeşlerimizin Kanal Seferi'ndeki fedakârlıklarını zikreder. Halbuki Kanal Seferi denince senin aklına sadece Şerif Hüseyin'in adamlarının sabotajları gelir, değil mi? Belki de bilgi birikimini abartıyorum. Belki de “Arapların bizi arkadan vurması” dediğin şey hakkında biraz detay istesem kem küm edeceksin. Sahi: İsyancı Araplar çoğunlukta mıydı azınlıkta mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kem küm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şam'da ayaklanma çıktı mı çıkmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kem küm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şerif Hüseyin'e bağlı birliklerin ve Yemen'deki eşkıyanın sabotajları savaşın seyri ve neticesi üzerinde tayin edici bir rol oynadı mı? “Bunlar olmasaydı Yemen'i kaybetmezdik, Kanal Seferi zaferle sonuçlanırdı” diyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diyelim ki diyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu da bir nevi kem küm oldu şimdi… Neyse… Söyle bakim, Kanal Seferi'nden murat edilen şey neydi? Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın orada bir “zafer” beklentisi var mıydı gerçekten? Nasıl bir “zafer”? Yoksa bir oyalama taktiği mi söz konusuydu? Ne için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kem küm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu “biz” meselesine dönecek olursak… Geçenlerde Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa'nın Birinci Cihan Harbi'ndeki yoldaşlarından Şeyh Tunusi'nin torunuyla beraberdim. Osmanlı ordusundan “İslam ordusu” diye söz etti. “Türklerin ve Arapların ordusu” ifadesini de kullandı. Böyle bir orduyu arkadan vuranlar sadece Türk'ü değil Arap'ı (ve elbette Kürt'ü, Çerkez'i, Laz'ı…) da arkadan vurmuş olmadılar mı? Öyleyse “biz”i arkadan vuran İngiliz işbirlikçilerini eleştirirken niye Araplara sövüyorsun? Niye “Araplar” diye genelleme yapıyorsun? “Biz”in içinde Araplar yok muydu? “Yoktu” dediğin takdirde Osmanlı'nın sadece Türklere ait bir devlet olduğunu ve dolayısıyla Arap topraklarında işgalci olarak bulunduğunu ileri sürmüş olmaz mısın? Sen Cemal Abdunnasır'cı mısın kardeşim? Mişel Eflak'çı mısın? Baasçı falan mısın? Ha, unutmadan: Türkiye'de bir sürü Amerika ve İsrail uşağı var. Şerif Hüseyin'in askerlerinden çok daha fazla. Biri çıkıp “Türklerin hepsi Amerikan-İsrail uşağıdır” dese bozulmaz mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kem küm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kem küm, kem küm… Ama ne zaman Araplarla yakınlaşma gündeme gelse sağda solda bıdıbıdı vıdıvıdı konuşuyorsun. İnanılmaz derecede ahlaksız ve mantıksız bir tavır olan Arap düşmanlığını 'payidar kılmak' için bütün cehaletini seferber ederek canla başla çalışıyorsun. Niye böyle yapıyorsun? Derdin, muradın ne? Hasta mısın? Din kardeşliğimizin ihyası için doğan fırsatlara dikkat çektiğimde niye hop oturup hop kalkıyorsun? Birinci Cihan Harbi'nde bütün Arapların İngilizlerle iş tuttuğuna bile inansan –ve din kardeşliği gibi bir hassasiyet bile taşımasan- sırf Türkiye'nin menfaatleri için Araplarla yeniden yakınlaşmayı savunmalı değil misin? Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılamalı değil misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- VAllahi bravo! Zeytin yağı gibi üste çıktın! O çok sevdiğin din kardeşlerimiz dini-diyaneti bir kalemde silip halifeye karşı İngilizlerle saf tuttular, ama sen hâlâ Araplarla yol yürüyebileceğimize inanıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1000 yıllık bir beraberliği iki yıllık bir fitneye –üstelik de Araplar içinde azınlık olan bir grubun kapıldığı fitneye- kurban etmek insafsızlıktır. Araplarla geçmişte olduğu gibi gelecekte de yol yürüyebileceğimize elbette inanıyorum. Erol Güngör ve Cihan Harbi kahramanlarından Teşkilat-ı Mahsusa şefi Kuşçubaşı Eşref'ten birer alıntıyla bitirelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erol Güngör: “…müslümanların Osmanlı ordularına karşı İngilizler safında çarpıştıkları veya onlar hesabına Türklere ihânet ettikleri söylenir. Meseleyi biraz derinliğine araştıranlar göreceklerdir ki bu iddiâlar bâzı gerçeklerin yanlış yorumuna dayanmaktadır… İngiliz propagandasının Cihâd Fetvâsı'ndan daha tesirli olduğu ve bu propaganda sâyesinde fetvânın tam tersine bir maksat için kullanıldığı anlaşılmaktadır… Nitekim Mekke Emîri Şerif Hüseyin de kendi isyân hareketinin 'Halife'nin değil, ancak bozkurda ibâdet edecek derecede Turancılıkla meşbû olan nâzırların aleyhine' olduğunu bildirmişti...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşçubaşı Eşref: “(Lavrens bazı Arapları ayartırken) biz de kendimize yardımcı, tertemiz, vefalı Araplar bulduk. Rahatça söyleyebilirim ki, halkın büyük kısmı, bizimle beraberdi. Karşımızda olanlar, daha çok politikacılar, siyasi kanallardan menfaatlerini temin etmek isteyenler, yabancı propagandalara âlet olanlardı. Bunlar, Arap halkının daha sonra da başına belâ oldular ve halka huzur yüzü göstermediler.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-9131531313277494758?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/9131531313277494758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=9131531313277494758' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9131531313277494758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9131531313277494758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/02/araplar-bizi-arkadan-vurdu-edebiyat.html' title='“Araplar bizi arkadan vurdu” edebiyatı'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6196644046522628177</id><published>2009-02-01T02:02:00.001-08:00</published><updated>2009-02-01T02:02:52.253-08:00</updated><title type='text'>Ahlakçılık Necip Fazıl Kısakürek</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;AHLÂKÇILIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· "Kimin malını aldımsa, işte malım, gelsin alsın; kimin sırtına vurdumsa, işte sırtım, gelsin vursun!" diyen Allah Sevgilisinin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Çölde, devesine, kölesiyle nöbetleşe binen Reisler Reisinin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Sokakta, zina halinde gördüğü bir çift insanın üstüne cübbesini yayıp "Yarabbi, ne yazık; gizlenecek yerleri de yok…" diye fısıldayan Mezhep Kurucusunun ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Söz verdiği yerde günlerce dostunu bekledikten sonra, ona zımnen yalancılık isnat etmemek için günlerce yerinden kıpırdayamayan Velâyet Büyüğünün ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· "Bulunca şükrederiz, bulamayınca sabrederiz!" sözüne, "Horasan'ın köpekleri de böyle yapar; bulunca dağıt, bulamayınca şükret!" karşılığını veren Vecd Kahramanının ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Yıllardır, mustarip nefsinin biricik dileği bir içim soğuk suyla bir damla ekşi ayranı ona çok gören büyük Çilekeşin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Şeyhinin ocağına, tam 40 yıl, cetvel tahtası gibi dümdüz odunlar taşıyarak tam 40 yıl sonra beliren "dağda hiç eğri odun yok mu?" dikkatine, "senin kapından eğrilik geçemez" cevabını bastıran ulvî dervişin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Ayyaş padişahın gösterdiği camiye bakıp "güzel, güzel amma, yanında bir meyhane eksik!" cinasını yapıştıran muhteşem Hâkimin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Atının ayağı çamura batınca, üstünü başını bulayan âlime dönerek "bu çamurlu elbiseleri öldüğümüz zaman sandukamıza örtsünler; ulema ayağından sıçrayan çamur şerefimizdir!" tavrını takınan örnek Sultanın âhlakı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Ahdine hain düşman kralının kesik başını, mızrağının ucunda, "işte verdiği sözü tutmayan başın âkıbeti!" diye gezdiren fâtih Yeniçerinin âhlakı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Yâni bizim ahlâkımız; kökümüzün, kaynağımızın,beşiğimizin, ocağımızın ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Millî ahlâk mefhumunu, başta din olmak üzere, o milletin bütün iman ve mukaddesat manzumesi içinden süzülüp gelen bir vâkıa telâkki etmenin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Şu ânda dünya kıymetinin yangınını çerçeveleyen pencere karşısında, ahşap damlar gibi çöken milletlerin püskürttüğü kıvılcım yağmuru içinde, insanoğlunu, yeni bir ruh ve ahlâk inşa etmek cehdiyle şahlanmış görmenin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Batı dünyasının, kendi içinde ve kendi kendisine karşı, kaybedilmiş bir ruhla bir ahlâkın gûya kurtuluş savaşını yaptığını bilmek; ve bu beşerî savaş dışında artık hiçbir hayata yer kalmadığını anlamak şuurunun ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Ve bu ana-baba gününde, en soylu ahlâkın kaynağından gelen Türk milletinin, hem kendisine, hem de dünyaya ait ruhî ve içtimaî kıymetler kadrosunun dışında kaldığını, cesaret ve samimiyetle tesbit etmenin ahlâkı… Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· İslâm ahlâkı…Buna muhtacız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Ahlâk ve ahlâkçılık budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazıl Kısakürek &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6196644046522628177?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6196644046522628177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6196644046522628177' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6196644046522628177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6196644046522628177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/02/ahlakclk-necip-fazl-ksakurek.html' title='Ahlakçılık Necip Fazıl Kısakürek'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1436108414239759614</id><published>2009-01-25T04:28:00.001-08:00</published><updated>2009-01-25T04:28:54.450-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Söz Yangını*'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='senai demirci yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='senai demirci kitabı'/><title type='text'>Söz Yangını*</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;her doğruyu söylemen doğru değil...&lt;br /&gt;-Said Nursî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak arkadaşımızın arkasından konuştuğumu onun arkasından konuştuğumu saklayacağından emin olacak kadar sırdaşım bildiğim diğer arkadaşıma "Onun arkasından konuştum ama senin arkandan konuşmam!" diyemediğim, kendimi arkadaşımın yüzüne başka, arkasından başka konuşan bir ikiyüzlülük içinde diğer arkadaşıma sobeleteceğimden utandığım için deme gereğini duymadığım, diyecek olursam da, benim ikiyüzlülüğümle ister istemez yüzleşerek benim utancımı gidermeye çalışma utancından arkadaşımı koruyamayacağımı düşünerek utandığım, utanmasam bile, onu "ben senin arkandan da konuşabilirim" şüphesine itmekten korkarak ister istemez dudaklarımı kilitlediğim, konuşsam bile, ondaki "burada olmayan o değil de ben olsaydım, sen onunla da benim arkamdan konuşurdun!" beklentisini önleyemediğim, önleyemediğimi bildiğim için de iyice susarak katıldığım/katkıda bulunduğum o tuhaf sessizliği dağıtmak için dilimden hiçbir şey gelmiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorba bir sözleşme olarak aramıza konulmuş bu yakıcı sessizliğe boyun büküyoruz, birlikte razı oluyoruz. Bu zoraki sessizliğin tıslaması içimize doğru ilerledikçe, sahiciliğimizi yakan közler kızışıyor, seslerimizin hepsini sahte kılan sinsi yangın harlanıyor. Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşulabilir biliyor kendini. Herkes kardeşinin arkasından konuşmayı hak ettiğini düşünüyor. Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşabilir diye bilindiğini biliyor. Herkes kardeşinin arkasından konuşabileceğini kardeşine bildirmiş gibi ses çıkarmıyor arkadan konuşabilir sanılmasına. Arkadan konuşabilir sanılanlar "konuşmayacağız!" demekten utanıyor. Arkasından konuşulacağını sananlar "konuşmayın!" demeye tenezzül etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de kimse konuşmuyor. Öyleyse kim konuşuyor konuşmayanların yerine? Kim konuşuyor konuşmayanlar konuştu diye? Kim attı bu közü sözümüzün arasına? Kim körüklüyor bu sinsi yangını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleriyle bizi (haklı/haksız) hayli hırpaladıktan sonra arkasını dönüp giden arkadaşıma, ayrılırken, "yine de senin arkandan konuşmayacağız!" diyemiyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimi aklına getirmekten korkuyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimin zaten aklında olduğunu öğrenmekten çekiniyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşmayacak kadar erdemli olabileceğime inanmadığını da açık edip, arkandan konuşmayacağım diyerek arkasından konuşabilecek kadar yalancı olduğumu sandığını da itiraf etmesinden korkuyorum. Diyemem, çünkü benim kendisi hakkında, arkasından konuşacağımı zannedecek kadar hakkımda kötü zan sahibi olduğumu bilmesinden korkuyorum. Ona "arkamdan konuşulmaz nasılsa..." demekten, beni de "arkamdan konuşmayacağımdan emin nasılsa..." diye bir şey demek zorunda hissetmemekten yoksun bırakan dedikodu medeniyetini işte böyle zor cümleler kurarak lanetliyorum. İkimiz de mağduruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim susturdu beni, onu ve seni? Kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Çok yakında, "gıybetin y/aktığı dudaklardan dökülen k/özlü sözler" olarak okuyacağınızı/okumaya değer bulacağınızı umduğum yeni kitabımın adı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;s.demirci@zaman.com.tr&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1436108414239759614?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1436108414239759614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1436108414239759614' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1436108414239759614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1436108414239759614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/01/sz-yangn.html' title='Söz Yangını*'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8774956389396302415</id><published>2009-01-17T10:29:00.000-08:00</published><updated>2009-01-17T10:30:38.518-08:00</updated><title type='text'>Arap Birliği yerine Chavez ve Erdoğan</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İsrail'in son ateşkes kararını reddetmesi ve kararlarını hiçbir zaman kabul etmemesi nedeniyle, BM Güvenlik Konseyi bu ülkeye yaptırım dayatmalı. Bu ifadeler, öfkeli Arap sokaklarında düzenlenen bir gösteride ifade edilmedi; bunlar, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın sözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze'deki savunmasız Filistinlilere karşı Siyonist katliam başladığından beri, 'akıllı' Arap siyasiler ve gazeteciler teslimiyet, acziyet ve işbirliği anlamına gelen ılımlılık ve gerçekçilikle başımızın etini yiyor. Oysa gerçekçilik, direnişin teslim olması ve Filistinlilerin kaderlerinde yazılan işgali, ablukayı ve haklarından ödün vermeyi kabul etmesi anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan İsrail'i kınayarak Arap rejimlerini 'çıkmaza soktu.' Katliamları insanlık tarihinde kara bir leke olarak tanımlarken, sokaklarda gürleyen Arap halkları gibi konuşuyordu. Bu durum rejimleri rahatsız etti ve halkları karşısındaki trajedilerini artırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan Arap rejimlerini, siyaset ve medyadaki akıllıları sıkıntıya sokarak sınırı aştı. Çünkü İsrail'e yaptırımdan söz etti. Güvenlik Konseyi yaptırım dayatmazsa, bunu Türkiye ve dünyanın yapması gerektiğini söyledi. Yaptırımlar bazen 'ılımlılık ve gerçekçilik', bazen de 'ulusal çıkarlar ve uluslararası ilişkilerin kaçınılmazlığı' adı altında İsrail ve ABD karşısında beyaz bayrak çekmiş olan bölgede düşünülmemesi gereken kırmızı çizgiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap rejimleri katliama karşı koyma noktasındaki acziyetlerinin üzerini, ulusal çıkarlarını savunma gerekçesiyle nasıl örtecekler şimdi? Üstelik, Erdoğan ABD ve Avrupa'da çıkarları bulunan ülkesine karşı mı? Türkiye başbakanı, ülkesinin ortağı olduğu AB'nin yaptırımlarından korkmadığını nasıl gösterebiliyor? Arap rejimleriyse, Barselona sürecinden çekilme tehdidinde bile tereddüt ediyor. Arap siyaseti niçin katliamdan beri Arap çıkarlarına ve Filistin sorununa zarar vereceği iddiasıyla bunu uzak bir silah olarak görmekle meşgul?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'i takdir etmek için Arap Birliği'nin Caracas'a taşınmasını istedi. Türkiye'yse, Arap ülkelerinden daha iyi bir tavır sergiledi. Dolayısıyla herhangi bir Arap liderinin Erdoğan veya Chavez'le yapacağı bir zirve, herkesi kapsayan olağanüstü zirveden daha faydalı olur. Arap zirvesi artık çözümden çok sorun.  (Ürdün gazetesi Ahbar El Yevm, 14 Ocak 2009)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir Al Advan&lt;br /&gt;RADİKAL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.timeturk.com/Tahir-Al-Advan-Arap-Birligi-yerine-Chavez-ve-Erdogan-8072-yazisi.html&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8774956389396302415?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8774956389396302415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8774956389396302415' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8774956389396302415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8774956389396302415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/01/arap-birlii-yerine-chavez-ve-erdoan.html' title='Arap Birliği yerine Chavez ve Erdoğan'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1246992748454562190</id><published>2009-01-12T11:52:00.001-08:00</published><updated>2009-01-12T11:52:55.314-08:00</updated><title type='text'>Üstad Necip Fazıl güzel şiiri nin İbrahim Sadrinin yorumlamış haline resimli klip</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/s37LE2ipCWA&amp;hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/s37LE2ipCWA&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1246992748454562190?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1246992748454562190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1246992748454562190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1246992748454562190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1246992748454562190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2009/01/stad-necip-fazl-gzel-iiri-nin-ibrahim.html' title='Üstad Necip Fazıl güzel şiiri nin İbrahim Sadrinin yorumlamış haline resimli klip'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-7743815427264707499</id><published>2008-12-31T15:30:00.001-08:00</published><updated>2008-12-31T15:30:22.435-08:00</updated><title type='text'>aşağılık sahtekarlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;İsrail bütün dünyayı salak yerine koyuyor. Siyonist işbirlikçisi Mısır ve El-Fetih yönetimi de öyle. HAMAS iki füze sallayıp ateşkesi bozmuş ya, İsrail Gazze'yi işte onun için yerle bir ediyormuş! Savunma hakkını kullanıyormuş İsrail! Türkiye basınındaki İsrail ajanları da bu yalanı yayıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze'de üç gün içinde 400 masum insanı katleden ve Gazze'nin bütün hayat damarlarını keserek soykırım yapmaya çalışan SiyonNazi ordusunun "nefsi müdafaa"dan başka derdinin olmadığına inanmak mümkün mü? Mümkün, ama bir şartla: Çok salak olmak lazım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle geniş kapsamlı ve 'sofistike' bir harekât iki-üç saat içinde organize edilemez. Belli ki İsrail bu harekâta uzun süredir hazırlanıyordu. Nitekim, harekât için hazırlık emrinin 18 Haziran'da verildiği ortaya çıktı. Yani 19 Haziran günü&lt;/span&gt; HAMAS'la ateşkes anlaşması imzalayan İsrail'in asıl amacı, HAMAS'a nihai darbeyi indirmeye hazırlanmak için zaman kazanmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAS o füzeleri sallamasaydı da İsrail Gazze'de katliam yapacaktı. Yapıyordu zaten. Ambargo ve abluka ateşkese rağmen devam etmedi mi? Bu çile bitsin diye ateşkese titizlikle uyan HAMAS'ın beklentisi boşa çıkmadı mı? Gazzeli çocuklar aşsız ve ilaçsız bırakılarak öldürülmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son altı ayı bırakalım, daha öncesine bakalım: Seçimden zaferle çıktığı anlaşılır anlaşılmaz "Biz İsrail'le görüşmeyiz ama Başkan Abbas ve Türkiye'nin görüşmesine itirazımız olmaz" diyen, El-Fetih'le iktidarı paylaşmaya çalışan, 1967 sınırlarına dönülmesi kaydıyla süresiz ateşkese hazır olduğunu ilan eden, hatta hükümete gelir gelmez adı konulmamış bir ateşkesi uygulamaya koyarak uluslararası topluluğa "barışçı bir çözüm istiyorsanız biz hazırız" mesajını veren HAMAS, bütün bu jestlerine rağmen Siyonistlerin ve uluslararası topluluğun boykotuna maruz kalmamış mıydı? HAMAS'ı saf dışı etmek isteyen İsrail ve ABD, ayrıca bölgedeki satılmış devletler, Abbas'ın "güvenlik sorumlusu" Dahlan ve köpekleri vasıtasıyla Gazze'yi kana bulamamışlar mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAS bir yana� BM Güvenlik Konseyi kararlarına göre Filistinlilere ait olan Doğu Kudüs ve bütün Batı Şeria, 1967'den beri İsrail işgali altında; üstelik İsrail, 1980 yılında, uluslararası hukuku hiçe sayarak, Doğu Kudüs'ü ilhak ettiğini açıkladı ve "Bölünmez Kudüs bizim ebedi başkentimizdir" dedi. O zamanlar HAMAS yoktu. HAMAS daha 1987'de ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 1987'den 1990'lı yılların sonlarına kadar İsrail'e sadece taş attı HAMAS. Bugün "HAMAS füzeleri olmasaydı İsrail Filistinlilere saldırmazdı" diyenler, "intihar komandoları" diye anılan istişhad komandolarının ortaya çıkışına kadar geçen 30 yıl boyunca Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail işgalinin sona erdirilmesi yönünde hiçbir adımın atılmamış olmasını nasıl izah ediyorlar acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993'te Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında bir barış anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre Gazze ve Batı Şeria'daki işgal sona erecek ve bağımsız Filistin devleti kurulacaktı. HAMAS'ın da zımnen kabul ettiği �veya sineye çektiği- bu anlaşmaya rağmen Batı Şeria'ya yeni Siyonist milisler yerleştirilmedi mi? Milislerin sayısı birkaç yıl içinde ikiye-üçe katlanmadı mı? 1999 yılına kadar işgali sona erdireceğine söz veren İsrail tam tersini yapıp işgali iyice muhkem hale getirmedi mi? 2000 yılında ABD'de Ehud Barak'la barış için bir araya gelen Filistin lideri Yasir Arafat, "BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyun ve Doğu Kudüs'ü bize bırakın! Bütün Batı Şeria ve Gazze topraklarında bağımsız ve egemen bir devlet kurmamızı kabul edin!" dediğinde 'avucunuzu yalarsınız' cevabını almadı mı? Barak, 'Devletinizin ordusu ağır silahlara sahip olmayacak, hava ve deniz sahanızı biz kontrol edeceğiz, Batı Şeria kentleri arasında da kontrol noktalarımız bulunacak. Doğu Kudüs'e gelince: Size Doğu Kudüs'ün ancak bir dış mahallesini veririz. Son teklifimiz budur.' diyerek, barış ümitlerini söndürmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAS, Arafat-Barak görüşmeleri sırasında tek kurşun sıkmamıştı. Barışa bir şans tanımıştı. Karşılığında ne gördü? Kahpelik! İsrail hükümeti "barış görüşmeleri"nde Filistin halkıyla resmen dalga geçti ve bu yetmezmiş gibi Ariel Şaron da İsrail halkının kahir ekseriyetinin desteğiyle Mescid-i Aksa'ya baskın düzenleyerek 'Müslümanların mukaddesatı ayaklarımızın altındadır' mesajını verdi (ve İsrailliler bu mesaj karşılığında onu iktidara taşıdılar). Gerisi, Aksa İntifadası� HAMAS'ın önlenemeyen yükselişi�&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlere nereden ve nasıl geldiğimizi unutmayalım! Gerçekleri İsrail hesabına çarpıtanların oyununa gelmeyelim! HAMAS, Filistin halkının İsrail vahşetine verdiği cevaptır. İşgal altındaki topraklarda yaşananların sebebi değil sonucudur. Filistin'de akan kanın faturasını HAMAS'a çıkarmaya çalışanlar adi, şerefsiz, aşağılık yalancılardır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Vicdanlarının sesini dinleyip İsrail'le Dostluk Grubu'ndan ayrılan milletvekillerini �bilhassa ilk adımı atarak diğerlerine örnek olan Murat Mercan'ı- tebrik ediyorum. Katılmalarına üzülmüştük, ayrılmalarına sevindik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Albayrak / Yeni Şafak&lt;br /&gt;halbayrak@yahoo.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-7743815427264707499?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/7743815427264707499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=7743815427264707499' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7743815427264707499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7743815427264707499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/aalk-sahtekarlar.html' title='aşağılık sahtekarlar'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3555234115738588253</id><published>2008-12-20T06:46:00.000-08:00</published><updated>2008-12-20T06:47:30.253-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulusalcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulusalcılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulusaizm'/><title type='text'>ulusalcı paronoya</title><content type='html'>Vatan Hassasiyetinin Paranoyak Hali!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birilerinin kendilerini bu vatanın sahibi, diğerlerini de bu vatanı satma potansiyeli taşıyan zanlılar olarak görmesi yok mu insanı çıldırtan bir durum. Sahi siz kim oluyorsunuz? Şair “fahişeler birbirinden kuşkulanıyor” derken kendinde olanı diğerinde görmenin resmini çizmiş adeta var olsun! Nasıl bir zihin, nasıl bir vatanperverlik taşıyorsunuz ki vatan satılacak bir meta olarak zihninizde yer etmiş. Yargılardan ziyade anlama çabası daha doğru. Madem medenilere galebe ikna iledir anlamaya çalışalım! Gerek milli misak içerisinde, gerekse beynelmilel düzeyde fikren, zihnen, ilmen, değerler bakımından yetersizlik içerisinde olan bir zihin yapısının ürünüdür vatan satmak edebiyatı! Vatanı inancımızın yaşandığı her yer olarak anlayan ve kutsalları arasına alan bir anlayış kimde ne görürse görürsün bunu vatan satmak olarak tesmiye etmekten içtinap eder. Ülkemizde bu söylemi dillerine pelesenk edenler aslında vatana bir değer biçenlerdir. Herkese her şey yakıştırılabilir ama vatan satmak gibi bir ayıp yeni ve gerekli açılımlarda bile yapıştırılan bir yafta haline getirilmişse burada onun satılabilir bir şey olduğunu kabul eden bir anlayış var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Sev Ya terk Et!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmediğim şeyler var ama terk etmeyeceğim diyesi geliyor insanın. Bu vatandaş azletme ehliyetini nasıl kazandınız efendiler? Siz vatanın sadık bekçileri olma hakkını nerden alıyorsunuz ya da ötekiler bu kırk katır mı kırk satır mı tercihine mecbur ediliyor? Ülkücü zihniyetin başlangıçtan günümüzü şekillenmesinde “antici” bir refleks vardır. Antikomünist olarak tarih sahnesine çıkan bu anlayış düşmansız ve ötekisiz yaşayamaz. Mutlaka karşılarında kendileri gibi olmayan ama kendilerini gerekli kılan bir yapı olmak zorunda ki kendilerini ifade edebilsinler! Bu durum bir yetersizliğin sonucudur. Düşmansız, ötekisiz kendini ifade edemeyen bir anlayış başlangıçta bir kabile veya asabiye çemberine giriyor demektir. Kimse bir başkası üzerine vatanseverlik üstünlüğü kuramaz. Hikmetini anlayamadığımız, siyasi ve milli bakışımıza uygun bulmadığımız çıkışları bu tarz emir komutalarla mahkûm etme hakkına hiç kimse sahip değildir.12 Eylül dönemlerinde siyasi söylemlerini beğenmedikleri için “yeşil komünist” olarak adlandırdıkları kimseler bugün ülkeyi yöneten kimselerdir. Ne oldu şimdi yeşil bir komünizm mi hâkim oldu ülkeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harici Mantığının Günümüzdeki Yansıması!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hariciler bir sahabeyi şehit ederler, sonra bir Hıristiyan’ın domuzunu öldürdükleri için özür dilemek üzere mal sahibini ararlar. Saadet asrında yaşananlar bir tohumsa günümüzde oradaki şeylerin sümbülleşmiş haline şahidiz. Aynı mantık bugün varlığını değişik isimlerle devam ettirmektedir. Bir ilk mektep çocuğunun bile anlamakta zorlanacağı gerekçelerle binlerce gencin ölümüne neden olan siyasi anlayışlarınızla koalisyon kurmakta bir beis görmeyeceksiniz ama sizin siyasi çizginize uymayan başka yapıları vatan satma paranoyanıza mahkûm edeceksiniz olacak iş mi? Milliyetçi liderleriniz Doğu Türkistan Türklerini katleden ülkelerle görüşecek milli vicdan sızlamayacak Cumhurbaşkanı Ermenistan’a gitti diye milli vicdan sızlayacak öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecevit’in siyasi argümanları sizi rahatsız etmeyecek, Abdullah Gül’ün açılımından rahatsız olacaksınız, sonrada bu vatanın bekçiliği rolünüzle ahkâm keseceksiniz! Ülke ocaklarda vatan millet edebiyatı yaptığınız gençlerden ibaret değil efendiler! Ermenistan ile görüşünce “asalayı”, tarihi unutmuş olmayız! Avrupa’ya yöneldiğimizde de dinimizden, milliyetimizden dönecek değiliz. Onların bir medeniyeti varsa benim de bir medeniyetim var, onların bir ekonomik gücü varsa benim de siyasal gücüm var. Osmanlı’nın beyin takımı Jön Türklerin yapamadığını Avrupa’da işçi Türkler yaptı şükür. Bir de “doğuyu batıyı bilen gelsin” dediği gibi şairin Doğu’yu Batı’yı bilenler girsin bakayım Avrupa’ya? Tarih derslerinde öğrenip hayıflanmadık mı yıllarca Viyana’dan döndük diye o kapı şimdi içerden açılırsa neden girmeyeyim de Misakı milli hudutlarında denenmemiş bir birikimle uyuyayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstikbalde En Gür Seda İslam’ın Sedası Olacaktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düveli muazzamanın harita üzerinde bu ülkeyi paylaştıklarında, atılan mermilerin bir patiskanın dahi mukavemetini bulmadığı, her şey bitti dendiği noktada söylenen” İstikbalde En Gür Seda İslam’ın Sedası Olacaktır!” bu söz artık tarihi seyrine başlamıştır! Biz çeşitli mülahazalarla çağı üstümüze kapatmazsak istikbal bizimdir. Ne sakat mantıktır ki yıllardır Avrupa’ya tanınan tolerans Araplardan esirgenmiştir. Araplar bizi arkadan vurdu edebiyatı ile düşman olarak öğretilirken önden vuran düşman olan Avrupa bir şekilde zeytin dallarıyla karşılanmıştır. Türkiye siyasi, sosyal, jeopolitik, askeri, tarihi gücü çerçevesinde dünyanın en aktif siyasi aktörü olmaya layık bir ülkedir. Devreye girmesi gereken bu gücü, vatan satma töhmeti ile harici mantığı ile engelleyenler en çok iddia ettikleri, TÜRKLERİN ŞİARI OLAN CİHAN HAKİMİYETİ MEFKURESİNE DE AYKIRI DAVRANMAKTADIRLAR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.cemaat.com/node/7507&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;memduh atalay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3555234115738588253?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3555234115738588253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3555234115738588253' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3555234115738588253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3555234115738588253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/ulusalc-paronoya.html' title='ulusalcı paronoya'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-2765004555521806785</id><published>2008-12-14T04:51:00.000-08:00</published><updated>2008-12-14T04:53:13.554-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='itfaiyeci olma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nasıl itfaiyesi olunur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='itfaiye seçimleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='itfaiyecilik'/><title type='text'>itfaiyeci olmak</title><content type='html'>itfaiyeci olma,itfaiye seçimleri,nasıl itfaiyesi olunur,itfaiyecilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtfaiyeci olmak isteyenlere müjde&lt;br /&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İtfaiye Daire Başkanlığı'na, sınavla 556 personel alınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İBB kaynaklarından alınan bilgiye göre, İstanbul İtfaiye Daire Başkanlığı'nda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında istihdam edilmek üzere, toplam 556 adet personel alımı yapılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) girerek 100 tam puan üzerinden en az 50 puan almış kadın ve erkek itfaiye eri adayları, başvurularının ardından kuruma girebilmek için dayanıklılık testi ve sözlü mülakattan oluşan bir sınava tabi tutulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınav için, Türk vatandaşı olan ve kamu haklarından mahrum olmayan, askerliğini yapmış (erkekler için) 30 yaşını doldurmamış adayların başvuruları kabul edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı mekan, dar alan ve yükseklik korkusu olmaması özellikleri aranan adaylardan erkeklerin, en az 1.70 santimetre boyunda, kadınların en az 1.67 santimetre boyunda olması gerekiyor. Adayların boyunun 1 metreden fazla olan kısmı ile kilosu arasında 10 kilogramdan fazla fark olmaması şartı da aranıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstenilen şartlara uygun adayların, TC vatandaşlık numaralı nüfus cüzdanı fotokopisi, öğrenim durumunu gösterir belgenin fotokopisi, son 3 ay içinde çekilmiş 1 adet vesikalık fotoğraf ve başvuru sırasında aslı yanında olmak üzere KPSS sınav sonuç belgesinin fotokopisi ile yarından itibaren 17 Aralık 2008 günü saat 16.30'a kadar, Beşiktaş Yıldız Parkı içindeki İBB İtfaiye Daire Başkanlığı İtfaiye Grup Amirliğine şahsen müracaat etmesi gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-2765004555521806785?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/2765004555521806785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=2765004555521806785' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2765004555521806785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2765004555521806785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/itfaiyeci-olmak.html' title='itfaiyeci olmak'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6934927865950881297</id><published>2008-12-09T01:36:00.001-08:00</published><updated>2008-12-09T01:37:37.535-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='don konusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp ve çarşaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='don açılımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp ve don'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doncu chp'/><title type='text'>CHPden kara don yasağı</title><content type='html'>CHP'den 'kara don' yasağı !&lt;br /&gt;Tek parti dönemindeki kıyafet yasağının başkentle sınırlı olmadığı ortaya çıktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri'ndeki 'CHP Dosyası'ndaki yazışmalardan kıyafet yasağının boyutları net bir şekilde görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan en çarpıcı olanı Kahramanmaraş'la ilgili. Yıl 1936... Maraş'tan Biçuv İbrahim isimli bir vatandaş CHP Genel Merkezi'ne bir dilekçe gönderiyor. Yazıda, 'kara don' ve 'yazlık abanın' yasaklanmasından dolayı yörede bu kıyafeti dikenlerin işsiz kalacağı belirtiliyor ve yasaktan vazgeçilmesi talep ediliyor. CHP'nin cevabı ibretlik: "Köyde giyilmesinde sakınca yok. Sadece Maraş içinde yasak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanlık'taki CHP Dosyası'nda kılık kıyafet düzenlemeleriyle ilgili pek çok yazışma mevcut. Kanunen yasak edilmeyen bazı yöresel kıyafetler bile dönemin CHP taşra teşkilatlarınca koordine edilmiş. İl yönetim kurullarında alınan yasak kararları CHP genel sekreterliğine rapor edilmiş. Trabzon İl Yönkurul Başkanlığı'ndan giden yazıda, 'İlbayla görüşülerek geçgin sınıfta pek az bir mevcudu kalan çarşafın tamamen kaldırılması etrafında özel, önemli ve evgin tedbirler alınacağı' ifade ediliyor. Maraş Uray Kurulu'nun kara don, yazlık aba ve şalvarla ilgili yasak kararını alkışlarla aldığı kaydediliyor. Sinop İlyönkurul Başkanlığı, aldıkları tedbirleri sıralarken, "Bilumum memur ve parti çalışanlarının yaklaşan Cumhuriyet Bayramı'na kadar manto diktirmelerinin istendiği, hal ve vakti yerinde olmayanlara da manto tedarik etmeleri için üç ay müsaade verildiği..." dile getiriliyor. Muğla İl Yönkurul Başkanlığı'na ait yazıda ise 'Uray, halkevi ve yersel kurumlarımızın bu işi kovalaması ve başarması kararlaştırılmıştır' deniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgeler arasında en ilgi çekici olanı Maraş'a ait. 24 Ocak 1936 tarihli Maraş İlyönkurul Başkanlığı'ndan genel sekreterliğe gönderilen yazıda şu ifadeler yer alıyor: "Maraş'ın Kılıç Ali Mahallesi'nden Biçuv İbrahim'in gönderdiği yazıyı okudum. Biçuv İbrahim, Maraş'ta Mayıs 1936 tarihinden itibaren kaldırılmasına Uray Kurulu'nun ittifakla karar verdiği 'kara don' ve yazlık abanın kaldırılmaması ve çünkü bu biçimsiz kıyafetin çulunu dokuyan birkaç tezgahın söneceği istek ve iddiasındadır. Beş on kişiyi geçmeyen bu tezgah sahipleri ilbaylığa, partiye ve uray'a başvurmuşlar ve Ankara'da bazı yüksek katlara da yazı göndermişlerdir. Bu yurttaşlara, men edilen kumaş değil kıyafet olduğunu, köylerde köylülerimizin dilediği kıyafette çalışabileceklerini, ancak Maraş içinde bu kıyafetle gezmenin Mayıs 1936'dan başlayarak yasak edildiğini ve tezgahlarının dokuyacakları kumaşı pek az bir ıslah ile biraz daha enli dokumak şartı ile setre pantolon biçiminde dikilmek üzere pekala sürdürebileceklerini uygun bir dil ile anlattık."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6934927865950881297?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6934927865950881297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6934927865950881297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6934927865950881297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6934927865950881297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/hpden-kara-don-yasa.html' title='CHPden kara don yasağı'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6782566140760095298</id><published>2008-12-09T01:29:00.001-08:00</published><updated>2008-12-09T01:29:57.925-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ihh'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fakir ülkeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya fethi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam kardeşliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müslümanlar kardeştir'/><title type='text'>Türkiye İHH ile gönülleri fethetti</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Haber Merkezi / TİMETURK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHH İnsani Yardım Vakfı ekipleri de 110 ülke ve bölgede hayırseverlerin kurbanlıklarını vekâleten keserek fakir, fukara, kimsesiz ve yetimlere dağıttı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban Bayramı vesilesiyle İslam dünyasında kardeşlik, dayanışma ve paylaşmanın en güzel örnekleri yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırsever Türkiye halkı cömertliğini bir kez daha gösterdi. Hayırseverlerin bağışladıkları kurbanlıklar, yardım kuruluşları tarafından başta savaş, işgal, fakir ve doğal afet bölgeleri olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi insanlara ulaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHH İnsani Yardım Vakfı, hayırseverlerin bağışladıkları kurbanlıkları 110 ülke ve bölge ile ülkemizde 47 ilde ihtiyaç sahiplerine dağıttı. İHH ekipleri, bayramın ilk günüyle birlikte hayırseverlerden vekâletini aldıkları kurbanlıkları kesmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHH, Balkanlar’dan Uzakdoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika ülkelerine, Ortadoğu’dan Asya ve Kafkasya’ya kadar farklı ülkelerde kurban dağıtımını gerçekleştirdi. Müslümanların azınlıkta oldukları Kamboçya, Filipinler, Vietnam, Zimbabve, Haiti ve Küba gibi ülkeler ile işgal altındaki Irak ve Filistin ile iç karışıklığın bir türlü bitmediği Somali’de de kurbanlar kesildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam’da Kurban vakti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHH ekipleri Vietnam’da Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Ho Chi Minh City ve bu şehre 100 km uzaklıkta bulunan Dong Nai bölgesinde 30 büyük baş hayvan kesti. Kesilen Kurban etleri yüzlerce ihtiyaç sahibi aileye dağıtıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenya’da Kurban sevinci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHH İnsani yardım vakfı Kenya’da ise Garissa ve İsiolo şehirlerinde toplam 350 hisse kurban kesti. Garissa merkez ve köylerinde ile İsiolo merkez ve köylerinde toplam 28 noktada kurban kesimi yapıldı. Yetimhanelere para yardımına bulunuldu, çocuklara hediyeler verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afrika’da bayram namazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afrika ülkelerinde ise camilerin yetersizliği sebebiyle bayram namazı açık alanda kılındı. Caminin olmadığı Küba’da ise Müslümanlar bayram namazını İmam Yahya Pedro’nun evinde kıldı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6782566140760095298?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6782566140760095298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6782566140760095298' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6782566140760095298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6782566140760095298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/trkiye-ihh-ile-gnlleri-fethetti.html' title='Türkiye İHH ile gönülleri fethetti'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8717762467308357158</id><published>2008-12-08T11:02:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T11:03:15.809-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gazze'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zulüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ambargo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hakan albayrak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filistin zulmü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenişafak gazetesi'/><title type='text'>gazzeye açık mektup</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sevgili Gazze,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Kurban Bayramı. Doyasıya et yiyeceğiz bugün. Envai çeşit tatlılar da yiyeceğiz. Bayramlaşmaya gittiğimiz evlerde öyle bir ikrama boğulacağız ki, "Yeter artık!" diye bağırmak gelecek içimizden. Akşama doğru davul gibi şişmiş olacak karnımız. Yiyip içmekten bitap düşeceğiz. Televizyonun karşısındaki rahat koltuklarımıza zor atacağız kendimizi. Üstüne bir de cayır cayır yanan kaloriferlerimizin yaydığı rehavet eklenecek. Ambargo yüzünden açlıktan ölmenin ve soğuktan donmanın eşiğine geldiğine dair televizyon haberlerini işte böyle bir vaziyette izleyeceğiz. İçimizin biraz takati kaldıysa içimiz cız edecek. "run aleykum!" (Utanç üzerinize olsun! / Utanın!) diyordu ya o Filistinli kız çocuğu; biraz ar ve hayâ kaldıysa bizde, utanacağız. Hepsi bu. Batı'nın vicdanlı çocukları ambargo ve ablukayı delmek için özgürlük gemilerine doluşup sana doğru yelken açarken, biz utancımızla başbaşa kalacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsan doğru dürüst utanmayı da beceremiyoruz. Formalite icabı utanıyoruz. Pişkin pişkin utanıyoruz. Bereketsiz bir utanç bizimkisi. Amerikalı Rachel'in duyduğu utanç onu senin yanına götürmüştü. Seninle beraber Siyonist işgalcilerin karşısına dikildi ve adeta bir mücahid gibi öldü Rachel. Biz ne yaptık? Onun soylu hikâyesini okuyup yine pişkin pişkin utandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, kendimizi Rachel gibi İsrail dozerlerinin önüne atmamızı filan beklemiyorsun bizden. Bilsen ki hükümetimiz seni ambargo ve ablukadan kurtarmak için uluslararası camiada canla başla çalışıyor, bilsen ki biz halk olarak ayaktayız ve İsrail'i yana yıkıla protesto ediyoruz, başka bir şey istemeyeceksin. Heyhat ki ne hükümetimizde bir hareket var ne bizde. Hepimiz küresel ekonomik krizle meşgulüz. Malum, maaşlarımız biraz eridi. Dolar cinsinden borçlarımız ve suya/elektriğe/doğalgaza gelen zamlar da cabası. Bir de bayram telaşı var işte. Senden yükselen feryatlara ve Ümmet-i Muhammed'in en saygın âlimlerinden yükselen dayanışma çağrılarına kulak tıkamamız için bütün deliller elde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyeyim sevgili Gazze? run aleynâ. Utanmasam, "Biz seni o felaketten kurtaramıyoruz, sen bizi bu utançtan kurtar" diye yalvaracağım. Hani Refah sınır kapısını havaya uçurup Mısır'a dalmıştın ya... Yine öyle bir hamle yapacaksın diye bekliyorum çaresizlikten. Çaresizlik diyorum ama çare bulmak için üzerime düşeni yaptığımdan emin değilim. Doğrusunu istersen, üzerime düşeni yapmadığımdan eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zerre kadar kıymeti yok ama senden özür diliyorum sevgili Gazze. Zerre kadar kıymeti yok ama karşında un ufak olduğumu beyan ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahman ve Rahim Allah'a ısmarladık. Mübarek Kurban Bayramı senin için, hepimizden önce ve hepimizden ziyade senin için rahmet vesilesi olur inşaallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİ ŞAFAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Albayrak&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8717762467308357158?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8717762467308357158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8717762467308357158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8717762467308357158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8717762467308357158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/gazzeye-ak-mektup.html' title='gazzeye açık mektup'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1165490475616736582</id><published>2008-12-06T09:15:00.000-08:00</published><updated>2008-12-06T09:16:49.018-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jakobenlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünememe problemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jakobenizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='add'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saçma sapan işlerle uğraşan kişiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürkçü düşünce derneği'/><title type='text'>atatürkçü düşünce derneğinin takiyyesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Adam ormanın içine gecekondu yapar, yıkmaya gelen belediye zabıtasıyla çatışır.&lt;br /&gt;Bakar ki kurtuluş yok, hemen gecekondunun damına bir Atatürk büstü koyar.&lt;br /&gt;Sonra da bağırır:&lt;br /&gt;“Sizi gericiler, Atatürk düşmanları, yıkın hadi, yıkın da göreyim”&lt;br /&gt;Zabıta bu duruma güler. Doğal olarak dinlemez ve yıkar.&lt;br /&gt;Ama ertesi gün gazetelerde, Emin Çölaşan tadında yazılar çıkar.&lt;br /&gt;“Atatürk düşmanları kendilerini bir kez daha gösterdi” diye.&lt;br /&gt;Bu fıkra değil, yaşanmış bir hikaye.&lt;br /&gt;15 yıllık gazetecilik hayatımda benzerleriyle sayısız defa karşılaştım.&lt;br /&gt;Hoşuma gittiği için de ara sıra bu örneği veririm.&lt;br /&gt;Gelelim bağlantıya.&lt;br /&gt;ADD&lt;br /&gt;Yani Atatürkçü Düşünce Derneği.&lt;br /&gt;Bir dernek kurun, adına da Atatürkçü ibaresini yerleştirin, alın size sonsuz dokunulmazlık.&lt;br /&gt;Sıkıyorsa biri gelip de dokunsun size.&lt;br /&gt;ADD üyesiyseniz, trafik polisi durdurduğunda, hemen dernek kimliğinizi gösterin. Ceza kesebilen polise aşk olsun.&lt;br /&gt;Keserse de hapı yuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dernek değil, korku filmi seti.&lt;br /&gt;Bir masa etrafında toplanan insanlar, “korku senaryoları üretiyor”&lt;br /&gt;Ürettikleri senaryoyu okuyup, korkmaya başlıyor.&lt;br /&gt;“Ülke satılıyor, şeriat geliyor, hepimizi kıtır kıtır kesecekler. Bizi çarşaflara sokacaklar. Hepimizi camiye tıkıp zorla namaz kıldırtacaklar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerici, şeriatçı olmakla suçladıkları bir başbakanı aynı zamanda Yahudi, ya da Amerikan uşağı, ya da İran mollası olarak da suçlayabiliyorlar. Yani sınır tanımıyorlar.&lt;br /&gt;Meşhur fındık reklamındaki gibi.&lt;br /&gt;Yersen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin geleceğine dair bir tek ele avuca gelir projeleri yoktur. Nutuk atmaktan öte bir şey yapmazlar.&lt;br /&gt;Yapanlara da “Yılanın başı” derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takiyyecidirler.&lt;br /&gt;Mitinglerine katılan başörtülü kadını göklere çıkartırlar. Amaçları bu görüntüden pirim elde etmektir. Miting biter, başörtülü kadın “canavar” olur. Onunla savaşmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin en üst kademelerinden destek görürler.&lt;br /&gt;CHP için aşkla ve şevkle çalışırlar. Bunu yaparken de “çaktırmama” gibi kaygıları vardır.&lt;br /&gt;Baykal kutsal liderler arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem sıkça seslendirdikleri “Benim dedem de hacca gitti, benim halamın da başı örtülü” gibi söylemleri artık kullanmazlar.&lt;br /&gt;Çünkü dindar insanların, dindarlıklarından döndürülebilecekleri ihtimalinin olmadığını düşünürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürkçü felsefeyi bilmezler. Ezbercidirler. Tartışırken bu ezberin dışına çıkamazlar. Üretemezler.&lt;br /&gt;Beyinlerini kiralarlar. Kiraladıkları beyinleri başkaları onların yerine kullanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkeyi kamplara bölerler.&lt;br /&gt;Onlar ve onlardan olmayanlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulu Önder Atatürk’ü, derneklerine hapsetmişlerdir.&lt;br /&gt;Kurtarabilene aşk olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURGAY GÜLER&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1165490475616736582?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1165490475616736582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1165490475616736582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1165490475616736582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1165490475616736582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/12/atatrk-dnce-derneinin-takiyyesi.html' title='atatürkçü düşünce derneğinin takiyyesi'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6844710660798921901</id><published>2008-11-23T06:44:00.001-08:00</published><updated>2008-11-23T06:44:40.169-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='abdest videosu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='abdesti bozan şeyler'/><title type='text'>abdesti bozan şeyler nelerdir</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="343"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?lang=tr&amp;vidID=87098&amp;vCode=v200711111759030087098&amp;dura=64&amp;File=vidservers/server73/videos/2007/11/11/17/v200711111759030087098.flv&amp;Host=http://image1.vidivodo.com/"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?lang=tr&amp;vidID=87098&amp;vCode=v200711111759030087098&amp;dura=64&amp;File=vidservers/server73/videos/2007/11/11/17/v200711111759030087098.flv&amp;Host=http://image1.vidivodo.com/" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="343"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6844710660798921901?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6844710660798921901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6844710660798921901' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6844710660798921901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6844710660798921901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2008/11/abdesti-bozan-eyler-nelerdir.html' title='abdesti bozan şeyler nelerdir'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6083934539015702041</id><published>2007-08-28T05:30:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:30:42.268-07:00</updated><title type='text'>Mehmet Akif Ersoy    tevekkül</title><content type='html'>&lt;strong&gt;AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Bir kerre de azmettin mi, artık Allah(c.c.)'a dayan..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Âl-i İmrân, 159)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet'; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünya koşuyor" söz mü? Berâber koşacaktın; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâdem ki uyandın o medîd uykularından, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ba'sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr'a! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiğner ya, tabî'î, ne düşünsün de bıraksın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranmıyacak kimse bu meydana atılmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlâfa döner; korkarım, eslâfa hücumu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâzîsi yıkık milletin âtîsi olur mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6083934539015702041?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6083934539015702041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6083934539015702041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6083934539015702041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6083934539015702041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mehmet-akif-ersoy-tevekkl.html' title='Mehmet Akif Ersoy    tevekkül'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-9024024058251228795</id><published>2007-08-28T05:26:00.002-07:00</published><updated>2007-08-28T05:27:07.106-07:00</updated><title type='text'>Mustafa İslamoğlu</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yazar : Mustafa İslamoğlu&lt;br /&gt;Kitap Adı : Ne Yapmalı , Nasıl Yapmalı , Kiminle Yapmalı&lt;br /&gt;Alıntılanan Sayfa:19&lt;br /&gt;Kitap hakkında sorularınızı bekleriz.&lt;br /&gt;Kitap Denge yayınlarından çıkıyor.&lt;br /&gt;192 sayfa.Düz cümleler kafa karıştırmıyor.Okunuşu kolay.Genel itibariyle yol göstermeye yönelik.&lt;br /&gt;ALINTI:&lt;br /&gt;İnsan yatmak için değil yapmak için var edildi.&lt;br /&gt;Yani yer yüzünde yaratılış amacına uygun bir hayatı inşa için yaratıldı.&lt;br /&gt;Yaratılan her insana bir yer tayin edildi.&lt;br /&gt;Bu yüzdendir ki yersiz insan yoktur.&lt;br /&gt;Ancak yerini bilmeyen, yerini terk etmiş, firari insan vardır.&lt;br /&gt;Çükü hiçbir insan “atık” olarak yaratılmamıştır.&lt;br /&gt;Atık endüstriyel mamüllerde olur,fakat insanlık aleminde olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı bu kadar.&lt;br /&gt;Bu satırlar dikkatimi çekti ve paylaşmak istedim. Hiçbir şeyin amaçsız yaratılmadığı gerçeğinin en uygun ispatlayıcısı olan insana uyarlanmış düşünce.Hiçbir insan boş yere hatta yersiz olarak yaratılmadı. Her insanın bir görevi var.Aslında insanın görevi hep aynı.Ancak O’na kulluk…&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-9024024058251228795?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/9024024058251228795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=9024024058251228795' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9024024058251228795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/9024024058251228795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mustafa-islamolu.html' title='Mustafa İslamoğlu'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1931902782530565509</id><published>2007-08-28T05:26:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:26:32.094-07:00</updated><title type='text'>Ahmet Emin Temiz</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yazar:Ahmet Emin Temiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayın evi:Sevgi Yayınları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:200&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyut:13,5*21 cm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ISBN:9756541075&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayın yılı:2003, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap,Hz Ebubekir’in hayatı, islami yaşantısı ve islama yaptığı hizmetleri anlatıyor.Okurken düşünecek kendinizi gözden geçirecek, nefis muhakemesi yapacak; kendinizi ve dünyaya geliş gayenizi düşünecek; nereden geldim, nereye gidiyorum diyecek…. ve Onların neden SAHABE olduklarını daha iyi anlayacağız… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahabe ikliminde maneviyatımızı temizlemek için kitaplar yetmez lakin okuyunca insanın “bam teline” dokunan gözünden yaşlar düşüren ve “Rabbim günahlarımızı affet, Onların şefaatinden bizleri ayırma” dedirten satırlar vardır… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:27;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirk bıçağının paslı ucu, Hz. Ebubekir gibi başka ileri gelenleri de acıtmaya başlamıştı. Affan oğlu Osman, Ebu Talip oğlu Cafer ve daha niceleri artık sıkıntılara dayanamaz hale gelmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber bu zaatlara Habeşistan’a gitmelerini salık vermiş ve Habeş kralının çok iyi biri olduğunu, Hristiyan olmasına rağmen, adil ve insancıl olduğunu söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların gittiğini fark eden müşrikler geride kalanları yıldırmak ve göçe zorlamak için baskılarını büsbütün şiddetlendirdiler. Bu baskıya maruz kalanlardan biri ve belkide en başında geleni Hz Ebubekir idi. Bunun sebeplerinden biri, O’nun yüksek sesle Kuran okumasıydı.O, okadar güzel ve etkili Kur’an okurdu ki, müşriklerin kadınları ve çocukları, sırf onun okuduğu Kur’an ayetlerini dinlemek amacıyla evinin etrafına gelirlerdi veya nerede okuyorsa, oraya toplanırlardı.Hatta bu okuyuştan etkilenerek mü’minleşenler bile görülmekteydi… &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1931902782530565509?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1931902782530565509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1931902782530565509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1931902782530565509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1931902782530565509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/ahmet-emin-temiz_28.html' title='Ahmet Emin Temiz'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3269372597829263399</id><published>2007-08-28T05:25:00.002-07:00</published><updated>2007-08-28T05:26:06.384-07:00</updated><title type='text'>Ahmet Emin Temiz</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Hz. Ebubekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişmeyen İdeoloji;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:30;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbnü’l Dügunne, bütün kabile reislerini dolaşarak, Hz Ebukiri himayesine aldığını söyledi.Buna itiraz eden olmadı. Yalnız bir takım şartları vardı ki, tamamen, insan haklarına ve kişisel özgürlüğe engel olucu özellikteydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların iki tanesi gerçekten ibret verici içerik taşımaktaydı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilki; ibadetini sadece evinde yapacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikincisi; yüksek sesle Kur’an okumayacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddelere bakılınca bugünkü şer odaklarının amaçlarıyla, o günkülerin amaçları arasında fark olmadığı görülüyor. Bugün de egemen olan ideolojinin dayattığı gibi… İnsanlar ibadetlerini evlerinde yapsınlar!!! Sadece ibadetlerini değil inançlarını, düşüncelerini de evlerine, zihinlerine ahpsetsinler… Hatta Kendilerinden bile saklasınlar, zihinlerinden bile atsınlar…. Yazık!!!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3269372597829263399?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3269372597829263399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3269372597829263399' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3269372597829263399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3269372597829263399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/ahmet-emin-temiz.html' title='Ahmet Emin Temiz'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4878853379070172182</id><published>2007-08-28T05:25:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:25:26.138-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl Kısakürek</title><content type='html'>&lt;strong&gt;İstanbul, 2006, 24. baskı, 13.5 x 19.5 cm., 264 sayfa, Türkçe, Karton kapak.&lt;br /&gt;ISBN No: 975818024X&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap Necip Fazıl’ı anlatıyor, hemde kendi ağzından… Öncelikle belirtmeliyim ki Necip Fazıl çok zengin bir ailenin çocuğu imiş, önce Fransız sonra Amerikan mektebine kaydedilmiş.26 Mayıs 1904 doğumlu, 25 mayıs 1983′te de tahta atına biniyor Üstad… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAYFA: 29 ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatimi çekti, yıl 1912 ve körpecik bir çocuk Fransız veya Amerikan mektebine veriliyor. Demek ki o zamanlarda da bu okullar ayrıcalıklı imiş. Ve muhtemelen zengin kesimin tercih ettiği mektepler… Yalnız bu sayfada dikkatimi çeken asıl olay; Amerikan mektenine kaydolan Necip Fazıl kendi ağzından anlatıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam ana sınıfı yaşındayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala hatırımda; Mis Mardin isimli ak saçlı bir amerikan kadını, bana ismimi cismimi sordu. Cevap verdim. Bir kağıt uzattı ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şuraya tarih yaz, dedi; hangi tarihteysek yaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve benim “1328″ yadığımı görünce, kendisi, bir kağıt üzerine büyük yazılarla “1912″ diye yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca yıl önce geçen o hadiseyi, o kağıdı elimle tutacak kadar kendime yakın görüyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ihtimalki öğretmen Necip Fazıl’ın hicri takvim kullanmasına kızmıştı. Çünkü hicri takvim müslümanlara özgü idi. Oysa onlar başka idi!!! demekki halkın tabi olduğu asimilasyon yıllar öncesinden ve gerçekten özümsetilerek yapılmış, yazık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ve ben&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4878853379070172182?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4878853379070172182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4878853379070172182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4878853379070172182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4878853379070172182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl-ksakrek_9705.html' title='Necip Fazıl Kısakürek'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-6264370893853449346</id><published>2007-08-28T05:24:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:24:57.790-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ARAYIŞ VE ÇİLE’Sİ…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazıl’ın zihnindeki karmaşayı, beyninde kopan fırtınaları ve arayışını ne anlamaya ne de anlatmaya bizim takatimiz yetmez; lakin, kendi kaleminden birkaç cümle ile O’nu arayışındaki çilesini arz edelim… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimden mevsime girdim böylece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördümki ateşte cımbızda yokmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir çilesinden büyük işkence… (N.F.K / Çile)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:45 ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teki, tek olanı, mutlakı, mutlak olanıarayan ruhum, aradığının değil, kendi varlığının sıkıntısı içinde bunalıyor; ve dediğimiz seziş zevkini kaybettikçe anlamayı da kaybettiği hissini veren cehennemden beter bir azaba düşüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:64 ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ıstırap, ıstırap, ıstırap… Kendi kendine gelmediği zaman zorla arayıp da bulduğum, bulmak için her şeyi yaptığım, her vesileyle tökezleyip dümdüz yürümeye razı olmadığım ve daima inhisarına istekli çıktığım ıstırap… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa:98;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Gazalinin bile midesine aylarca tek damla suyu bile kabul ettirmeyen ve (Paskal)ın beyninde urların en müthişini kabartan kanlı fikir çilesinden payıma düşenleri anlatmaya kalkmayaca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ve Ben&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-6264370893853449346?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/6264370893853449346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=6264370893853449346' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6264370893853449346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/6264370893853449346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl_28.html' title='Necip Fazıl'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3297087966549118062</id><published>2007-08-28T05:23:00.004-07:00</published><updated>2007-08-28T05:24:34.162-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl</title><content type='html'>Sayfa:67-68 ;&lt;br /&gt;Sene 1928… Benim şiir diyapazonumunherkesçe beğenilmek noktasından en dik irtifaları kaydettiği basamak… Bütün eser mevcudum o zaman 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkımda yazılıp çizilenler bunun on mislini aşmakta… Yakup Kadri, Alp Dağlarından gönderdiği makalelerde beni ilk defa tarafından keşfedilmiş bir deha diye belirtir. Nurullah Ata (Ataç) benim gedikli meddahım geçinir; İsmail Habib de, bendeki his ve hayal yüksekliğine hiçbir şairin çıkmamış olduğunu kaydeder, Peyami Safa ile Mustafa Şekip de işi, dürüst fikir planında incelemeye çalışır; ve daha ileride de Yaşar Nabi, ismimi diye anarken…&lt;br /&gt;Bunları niçin ortaya döküyroum, biliyor musunuz; bunları, bu teneke madalyaları?.. Ben , O Tepenin rüzgarını aldıktan ve müslümanlığımı bayraklaştırdıktan sonra, bu insanlardan bir ikisi müstesna, hemen hepsi ve daha niceleri benden yüz çevirdi ve beni, diye yaftaladı da ondan.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Necip Fazıl devrin önde gelen edebiyatçıları ve daha nice aydın(!) tarafından övülüyor .Öyle ki Yakup Kadri bile Necip Fazıl’ın gölgesine sığınıp onu kendisinin keşfettiğini söyleyerek Necip Fazıl’ın gücünden pay almak istiyor. sanatı ittifakla övülen bu kişi hayat görüşünü değiştirdikten sonra neden dışlanıyor??? Sanatından bir şey kaybettiği için mi? Aksine asıl Sanatkarı bulup sanatına paha biçilmez bir değer kattığı için mi?!&lt;br /&gt;(Yakup Kadri, Necip Fazıl’ı ilk keşfeden değil, şiirlerini ilk yayınlayandır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o ve ben&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3297087966549118062?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3297087966549118062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3297087966549118062' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3297087966549118062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3297087966549118062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl.html' title='Necip Fazıl'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-3681026279640489659</id><published>2007-08-28T05:23:00.003-07:00</published><updated>2007-08-28T05:23:39.897-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl Kısakürek</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayfa:163;&lt;br /&gt;İslamiyette felsefe diye bir şey yoktur.Hikmet vardır, fikir vardır, tefekkür vardır; felsefe yoktur… Vakıa, felsefe demek ama, onunki bağımsız bir arayıcılık, İslamınki de tam bağımlı tefekkür olduğu için, felsefeyle hiç bir alaka kabul edemez. Onun içindir ki denemez. denir. İslam felsefesi değil, İslam hikmetleri…&lt;br /&gt;Felsefe, hakikati başı boş bir merkezden yola çıkarak, sayılar boyunca da aramanın; din ise, onu, tam bağlı olarak i de bulduktan sonra da tefekkür etmenin müessesesi… Bu bakımdan, din ve felsefe, biri şimale ve öbürü cenuba doğru iki zıt hareket… Ve elbette ki, İslamiyetçe kıymet hükmü, bu… Felsefe, hakikati bulmanın değil, ancak birbirinin yanlışını bulup çıkarmanın ve ebediyyen hakikatten mahrum kalmanın aleti…&lt;br /&gt;!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O ve Ben &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-3681026279640489659?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/3681026279640489659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=3681026279640489659' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3681026279640489659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/3681026279640489659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl-ksakrek_443.html' title='Necip Fazıl Kısakürek'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1284440592290714020</id><published>2007-08-28T05:23:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:23:22.445-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl Kısakürek</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Efendi Hazretleri, her haliyle etekleri altında bütün bir cihanı gizleyen ve küfrün en kuduz devrinde gelmiş olmak bakımından derecesi en ileri olmak icap eden o büyük kutuptu ki, hikmeti doğrudan doğruya peygamberlik sırrından devşirici irşad makamının, Abdulhalik Gucdevani, Şah-ı Nakşibend, Ubeydullah Ahrar, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid ve daha niceleri gibi üstün temsilcileri arasında mevki sahibi bulunuyor; en büyük hususiyeti de en azgın küfür mevsiminde her kemalin kefaletini şeriatta göstermek memnuniyetinde toplanıyordu.&lt;br /&gt;Uydurma Menemen hadisesi münasebetiyle şeyh ve şeyh bozuntusu kim varsa toplayır Menemen’e gönderildikleri zaman, Efendi Hazretlerini de, ne tarikat, ne siyaset, dış dünyaya sızan hiç bir faliyetleri olmadığı halde yakaladılar ve oralara sürdüler. Binbir çile içinde dimdik, tevekkülle ilahi iradeyi bekledi ve huzurunda olanca müdafaasını, şu kitabındaki harikulade cümleye sığdırdı:&lt;br /&gt;“- Ben şeyh değilim ve o yüce mertebeye layık olmaktan uzağım; yok, eğer şeyhlik, devrimizde gördüklerimin hali demekse ona da tenezzül etmekten münezzehim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O ve Ben kitabından&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1284440592290714020?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1284440592290714020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1284440592290714020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1284440592290714020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1284440592290714020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl-ksakrek_28.html' title='Necip Fazıl Kısakürek'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-2860768370635523325</id><published>2007-08-28T05:22:00.002-07:00</published><updated>2007-08-28T05:23:03.781-07:00</updated><title type='text'>Necip Fazıl Kısakürek</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayfa:223;&lt;br /&gt;1944 İlkbaharında (Büyük Doğuı)yu, ilk defa olarak Vekiller Heyeti karariyle kapadılar. Biraz evvel de, Güzel San’atlar Akademisi yüksek mimarlık şubesindeki hocalığımdan, Hasan Ali Yücel’in emri ile atılmıştım.&lt;br /&gt;Sebep, henüz rengini tam belli etme imkanını bile bulamayan (BüyükDoğu)nun , bir iki hadis meali neşretmiş olması… Şöyle, en pest perdeden de, birazcık; birazcık Allah ve ahlaktan bahsetmiş olmak…&lt;br /&gt;Kısa bir müddet evvel de, zamanın Başvekili (Saraçoğlu Şükrü) tarafından, tamim olarak, hergün bir fıkra yazdığım gazeteye çifte aylı bir emir gelmişti:&lt;br /&gt;“-Allah ve ahlaktan behsetmek yasaktır!”&lt;br /&gt;(Büyük Doğu)da çıkan hadis meali şöyleydi:&lt;br /&gt;“-Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez.”&lt;br /&gt;O zaman Ankara’da gördüğüm Hasan Ali, bana ne demiş olsa beğenirsiniz:&lt;br /&gt;“-Bu hadisi neşretmek, bize itaat edilmez demektir.” !!!&lt;br /&gt;Bir Hadis meali yayınladı diye dergi kapatılıyor. işi görevinden alınıyor. Lisede namaz kılan öğrenciler linç edilircesine gazete manşetlerine atılıyor, haklarında soruşturma başlatılıyor. Sokakta başörtülü gezen öğretmen, öğrencilere kötü örnek olduğu gerekçesiyle müdirelik görevinden alınıyor ve sürülüyor (Böylelikle Allah’ın emri olan örtünme artık “kötü örnek” oluyor…) , eşi örtülü olan askerler görevden alınıyor. Hiçbir rütbelinin eşi örtülü olamıyor. Eşi başörtülü biri Cumhurbaşkanı olmasın diye yer yerinden oynuyor. İmam-Hatip liseli öğrencilerin öğrenci seçne sınavından aldıkları puanda yaklaşık 50 puan düşürülyor ve böylece üniversitelere girişi engelleniyor. Bunlar gibi birçok örnek…. Hepsi “Allah ve ahlak göstergesi” olduğu için aynı zihniyetin ürünü… Allah ıslah eylesin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O Ve Ben kitabından....&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-2860768370635523325?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/2860768370635523325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=2860768370635523325' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2860768370635523325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/2860768370635523325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/necip-fazl-ksakrek.html' title='Necip Fazıl Kısakürek'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-4046862629958357038</id><published>2007-08-28T05:22:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:22:29.020-07:00</updated><title type='text'>Hüseyin Üzmez</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Kitap adı: Çilenin BöylesiKitaptan bir alıntı aktaracağız. Kitap Hüseyin İzmez’in ağzından Hüseyin Üzmezi anlatıyor.Bazen hüzünleneceksiniz. Gerçekten zor bir hayat okuyacaksınız. Hüseyin Üzmez’in yaptığı suikast ve hapis hayatı üzerinde yoğunlaşan bir anlatı…&lt;br /&gt;(Hüseyin Üzmez’in hayatını anlattığı Çilenin böylesi kitabının 114. sayfasından)-Yatırın dinini s….. pez…ni…&lt;br /&gt;Biz inançlarımız için ölmü göze almıştık, o bizim inançlarımıza sövüyordu.İnsan üstü bir kuvvet beni yerimden fırlattı.&lt;br /&gt;_sövme!… Diye bağırdım.&lt;br /&gt;-Alın bu ağzına s…mın keratasını…&lt;br /&gt;Beni öbür tarafa aldılar.İhtiyar bir bekçi bana nasihat ediyordu:&lt;br /&gt;-Aklını mı kaçırdın oğlum?…Çeker öldürür seni kim vurduya gidersin…&lt;br /&gt;Cevabım kısa olmuştu:&lt;br /&gt;-Keşki öldürseler…&lt;br /&gt;İçerde herifin sesi ortalığı zıngırdatıyordu:&lt;br /&gt;-50 sopa daha atın puşta…&lt;br /&gt;Arkasaından copların biri kalkıp biri iniyor,dövülen arkadaşın iniltilerini Allah’tan başka kimse duymuyordu.Arkadaşlar tekrar tekrar sıra dayanağına çekildiler.&lt;br /&gt;Herif bununlada kalmamıştı.İçimizden birinin dünyada eşine ender raslanan iffetli karısına SIRF ÇARŞAF GİYDİĞİ İÇİN hakaret etmiş,polislere “Yırtın şu oros….çarşafını (bilmem neresini) göreceğim” diye bağırmıştı.Bu da yetmemişti.Bir arkadaşımızın 90 yaşında ki babasını getirdiler.Sakalından tutup kafasını karakolun taş duvarlarına vurdular.Bir anda ak sakalı al kanlara boyanmıştı.Dua okuyor sabrediyordu.Daha doymamışlardı.Parmaklarının arasına mermi koydular ve kemik çatırtılarını duyuncaya kadar sıktılar.&lt;br /&gt;(Çilenin böylesi-Hüseyin Üzmez,sayfa 114)&lt;br /&gt;Hüseyin üzmezin 18 yaşında girdiği-28 yaşında çıktığı- hapisteki ilk gecesindendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-4046862629958357038?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/4046862629958357038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=4046862629958357038' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4046862629958357038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/4046862629958357038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/hseyin-zmez.html' title='Hüseyin Üzmez'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-8144323911594025064</id><published>2007-08-28T05:21:00.003-07:00</published><updated>2007-08-28T05:21:59.047-07:00</updated><title type='text'>Münib Engin Noyan</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Münib Engin Noyan2ın sohbet usulüyle yazdığı bir kitap.Kitap standart diyebileceğimiz bir Mslümanla konuşmalardan oluşuyor.Müslüman kardeşlerimizin dünya tasavvurlarıyla alakalı yanlışları gözler önüne seriyor.Küçük bir kitap.Okunması kesinlikle tavsiye edilir.Kitap hakkında sorularınızı cevaplamaya çalışacağız.&lt;br /&gt;(Elbise Kültürü,Giyim kuşam ve çok dikkat çekici tespitler )&lt;br /&gt;İki gündür Münib ENgin Noyan’ın “Müslüman Kardeşimle Sohbetler” adlı kitabını okuyorum.Engin Noyanla Türkiye standartlarında bir müslüman vatandaşın konuşması bu kitabı meydana getiriyor.Kitaptan alıntılar yapıyorum.Bence çok ilgi çekici:Not:m.e.n=Engin Noyan&lt;br /&gt;t.s.m.k=Türkiye standartlarında ki müslüman kardeşimiz.(Standart müslüman)&lt;br /&gt;“Onları müslüman erkeklerden farklı şeyler bağlıyor.En azından örtünmek zorundalar.Yani sokağa çıkar çıkmaz daha ilk bakışta Müslüman kadınlar olarak deşifre oluyorlar…….&lt;br /&gt;“Peki sorarım sana, müslüman olarak aşikar olmak müslüman kadın için geçerli,hatta zorunlu da müslüman erkek için değil mi?….&lt;br /&gt;(sayfa 36)&lt;br /&gt;“Bak ne diyor pirim-üstadım Muhammed Esed bu konuda:(Toplumsal hayatta) giyim tarzını insanın yanlız dış görünüşüyle ilgili bir konu olrak değerlendirip,bunun, yani giyim tarzının kişinin fikri ve manevi hayatını hiçbir şekilde etkilemeyeceğini söylemek çok büyük yanılgıdır!Çünkü bir milletin giyim tarzı,belli bir kültürü,bir dünya görüşünü yansıtan ve uzun bir süreç içinde gelişen zevkin yansıması olarak ortaya çıkar.Zaman içinde de o milletin eğilim ve özelliklerinde meydana gelen değişmelere uygun olarak,onların paralelinde değişir”&lt;br /&gt;(sayfa 37)&lt;br /&gt;“Ülkemizin yetiştridiği en değerli genç müslüman düşünürlerden olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu hemşirem de “Modernleşme sürecinde moda ve zihniyet” adlı kitabında bu konuda çok önemli şeyler söylüyor:&lt;br /&gt;Kıyafet sahip olunan dünya görüşünün aynasıdır.Modacılar bir kıyafet oluşturuken kıyafetin sunduğu imajın mevcut dünya görüşüne denk düşmesine dikkat ettikleri gibi;oluşturdukları moda ile de yeni dünya görüşlerinin olmasını sağlamaktadır.Modanın bütün insanları aynı tarz ve biçim içinde etkisi altına almadığı dönemlerde her cemiyerin kıyaffetten beklediği farklı idi.Bu farkı elbise kelimesinin çeşitli dillerdeki karşılığında bulmak mümkündür.Arapça libas (sayfa 39) elbise demektir. Kelimenin kökeni asıl bedenin şeklini bakışlardan uzak tutmak,saklamak manasına gelmektedir.Arapların gözünde elbise korunaktır.Bununla bağlantılı olarak İslam ahlakında libasın takva olduğu vurgulanmıştır….&lt;br /&gt;Costume kelimesi italyancadır.alışkanlık,görenek,töre,davranış,tutum,biçim,giysi manalarına gelmektedir.Farsça da ki giysi manasınakullanılan puşeş kelimesi gizlemek,bakışlardan uzaklaştırmak manalarına kullanılmaktadır.İngilizce de kullanılan dress kelimesi düzeltmek,süslemek,süs yapmak anlamlarına gelmekte;Fransızca karşılığı olan habit ise yer tutmak,yer yapmak manalarına gelir.İngiliz elbisesiyle kendini düzeltip süslerken,Fransız kıyafetine gösterdiği itina ile karşısındakinin gözünde kendine bir yer edinmektedir.Müslüman doğu dünyası kıyafetiyle göze çarpmayı,mevcut güzelliğini yabancı bakışlardan gizlemeyi gaye edinirken;Batı dünyası için giyinmek güzelliğin daha belirgin bir hale getirilerek ortaya konması manasını taşımaktadır.”&lt;br /&gt;(syf 40)&lt;br /&gt;…Kıravat denilen o gülünç ve abes giysi parçasının atasının ortaçağ Hırvat süvarilerinin pelerinlerinin sırtlarından uçup gitmesini önlemek için bağladıkları bir tür kurdela olduğunu biliyor muydun?&lt;br /&gt;–Yok canım’&lt;br /&gt;“Adıda oradan geliyor zaten.Hırvat…kravat.&lt;br /&gt;(syf 41)&lt;br /&gt;“Öyle deme hocam dil devrimini o kravatlılar başlattı.”&lt;br /&gt;édoğru ama kıyafet dahil her şeyi bir başka kültürü taklit etmek üzerine kurulu ,deyim yerindeyse zorla,sun’i yollarla ‘yeni ve çağdaş bir medeniyet’ oluşturma projesi sonuçyta işte böyle açmazlara düşer:amaç milli bir lisan ya da onların deyişiyle ulusal bir dil oluşturmak ama onu oluşturacak kafalar ecnebi!En azından ecnebi hayranı.&lt;br /&gt;(Syfa 42)&lt;br /&gt;Çok daha etkileyici bölümleri var ama hem vaktim olmadığından hem de elle kitaptan geçirmek zor olduğundan sonraya erteliyorum.&lt;br /&gt;Zaman zaman kitaplardan alıntılarımız da devam edecek inşallah.&lt;br /&gt;Bu arada bu kitaptan öğrendiğim şeylerden biri de İsrail meclisinde kılık kıyafet zorunluluğu olmadığı oldu.&lt;br /&gt;İsrailde free takılıyorlarmış yani.&lt;br /&gt;Hem de kravatsız halde de ciddi olabiliyorlarmış.&lt;br /&gt;Ben çok şaşırdım.Bir insan hem kravatsız olacak hem ciddi!&lt;br /&gt;İnanılır gibi değil.Medeniyet yuları bu tür yerler içindir oysa.&lt;br /&gt;Ciddiliğin ve medeniyetin simgesidir takım elbise+kravat.&lt;br /&gt;Bir de yabancı marka olursa bunlar tadın yenmez.&lt;br /&gt;Yazıda da gördüğünüz üzere AB ye falan girmeye gerek yok.Zaten kültürümüz onlar gibi.&lt;br /&gt;Bakın sana giyim dahil buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-8144323911594025064?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/8144323911594025064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=8144323911594025064' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8144323911594025064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/8144323911594025064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mnib-engin-noyan_7614.html' title='Münib Engin Noyan'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-1805679155652108552</id><published>2007-08-28T05:21:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:21:33.517-07:00</updated><title type='text'>Münib Engin Noyan</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazar :Münip Engin Noyan Kitap Müslüman Kardeşimle SohbetlerKitabı tavsiye ediyoruz.Güzel bir kitap.İki kişi arasında geçen bir diyalog. Konular çeşitli ve bizce önemli.İşte bir bölüm…Kur’an’ı anlamadan okumak üzerine çarpıcı tespit&lt;br /&gt;.Mubarek Kur’an’ı yüzünden okuya okuya tam beş defa hatmettiğini söyleyen gencecik bir kızımızdan bana mubarek Sad suresini mealen özetlemesi rica ettiğimde çaresizlik ve mahcubiyet içinde nasıl başını önüne eğdiği hiç gözümün önünden gitmiyor! İnan o kızımın o an çektiği sıkıntıyı misliyle yaşadım yüreğimin ta derininde! Ama yine de yılmadım ve sormaya devam ettim kızıma,ülkemdeki Kur’an öğretiminin tıkanmışlığı konusunda yanılmış olduğumun kanıtını bulabilmek gayretiyle: “Ya mubarek Nisa suresi,kızım,onun kaçta kaçı hanımların haklarıyla ilgilidir ve bu hakların belli başlıları nelerdir?Müslüman bir genç hanımın mutlaka en iyi, en ayrıntılı şekilde bildiğine inandığım bu sualin de cevabı derin ve mahcub bir sessizlik oldu! Ört ki ölem diye geçirdim içimden ört ki ölem! Ve sustum. Mubarek Kur’an’ı defalarca okumuş olma eğer her okuyuştan sonra hayatı daha doğru yaşama, hayatı daha anlamlı kılma yolunda yeni aşamalara taşımıyorsa bizi , ne fayda? Sence bu hazin hatta vahim durmu değiştirmenin zamanı gelmedi mi-”Bu açıdan bakınca haklısın, hem de çok haklısın hocam ama”Dur! Müsade edersen ben getireyim sözünün devamını,bakalım iyice öğrenmiş miyim müslümanın üzerinde hiç düşünmeden hemen ortaya sürdüğü kaygılı ve sitemkar itirazını.Yani çocuklarımıza Kur’an alfabesini öğretmeyelim mi? (sayfa 52 ) Mushafı ellerine aldıklarında şaşkın sepelek baka mı kalsınlar bu ülkenin sözümona batılı ve batıcı entellektüelleri gibi?Öyle mi-”Aynen öyle! Hatta eksiği yok, fazlası var”Bir müslüman olarak benim böyle bir önerim sence olabilir mi?”-”Olamaz, olmamalı da “Ala! O halde gel biraz da birbirimizi doğru anlama yolunda çaba sarfedelim: Elbette ki en efdal,mantıken en doğru olan mubarek Kur’an’ı kendi orjinal lisanında okuyup anlayabilmektir! Hatta yanlızca mubarek Kur’an’ı değil Muazzez peygamberimiz-s.a.v- inhadislerinide onun dilinden döküldükleri gibi anlamak ,anlamaya,öğrenmeye çalışmak gerekir bence.Ama bunun için Arap alfabesini değil,Arapçayı,Arap lisanını öğrenmek gerekir-hem de adam gibi! Zor iş.Neden Alemlerin rabbi Yüce Allah’ın bize Muazzez Peygamberimiz –s.a.v- inv asıtasıyla bildirdiği gibi son ve kemale ermiş mesajını en doğru, en kapsamlı şekilde öğrenmekiçin en zorlu, en üstün çabayı göstermeye değmez mi?Bu da bir cihad değil mi?Öyle olmasına öyle tabi de…” Üstelik Arapça öyle zannedildiği,daha doğrusu bizim ülkemizde İslam düşmanı belli çevrelerce anti-propagandası yapılarak zihinlerimizin şartlandırıldığı kadar zor değil! Bir kere dünyanın hiç kuşku yok ki en mantıklı ,en sistematik lisanlarından biri. Söz gelimi ingilizceden bu anlamda çok kolay. İngilizce, istisnası kuralarından çok olmakla meşhur olan bir lisandır. Yani ingilizce bilmek için sadece lisanın kurallarını öğrenmek yetmez- her an,hiçbir mantıki açıklaması olmayan bir istisnanın kurduğu pusuya-tuzağa düşüp rezil rüsvay olmaya hazırlıklı olmak gerekir! Bu konuda sana seni bıktırıp pes ettirecek kadar çok örnek verebilirim. Kaldı ki ingilizcenin içinden önce Farsça, sonra Arapça ve Latince kökenli kelimeleri çıkartıp almaya kalksan (sayfa 53 )tıpkı bir zamanlar mahzun ve mazlum ülkemde bazı aklı evvellerin dünyalar güzeli Türkçeme yapmaya kalkıştıkları gibi,geriye pek fazla bir şey kalmaz, Kitap Engin Noyan’la Müslüman kardeşi arasında ki sohbetleri konu alıyor.Gerçi bu isminden de anlaşılan bir şeyKitapta çarpıcı konular var.Kadınlar okumalı mı okumamalı mı, mesela.Ya da anlamadan okuduğumuz Kur’an ne işimize yarayacak gibi sorular.Kitabı okursanız eğer güzel benzetmeler,çarpıcı örnekler dikkatinizi çekecektir.Kitapta dil konusunu da değinilmiş.Müslümanların amruz bırakıldığı kültür dejenerasyonu ve yine Müslümanların gönüllü dejenere olma isteğide kitapta değinilen konular arasındaKitap 80 sayfa ve birun yayınlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-1805679155652108552?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/1805679155652108552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=1805679155652108552' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1805679155652108552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/1805679155652108552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mnib-engin-noyan_3573.html' title='Münib Engin Noyan'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-7624152177135675871</id><published>2007-08-28T05:20:00.002-07:00</published><updated>2007-08-28T05:21:06.873-07:00</updated><title type='text'>Münib Engin Noyan</title><content type='html'>&lt;strong&gt;(Dil mevzuu,Arapça’ya saldıranların amacı ne?)&gt;Arapça bizim için tartışmalı bir dil. Bir dil neden tartışılır?O dille ne sorunumuz olabilir.Buyurun…&lt;br /&gt;Üstelik Arapça öyle zannedildiği,daha doğrusu bizim ülkemizde İslam düşmanı belli çevrelerce anti-propagandası yapılarak zihinlerimizin şartlandırıldığı kadar zor değil! Bir kere dünyanın hiç kuşku yok ki en mantıklı ,en sistematik lisanlarından biri. Söz gelimi ingilizceden bu anlamda çok kolay. İngilizce, istisnası kuralarından çok olmakla meşhur olan bir lisandır. Yani ingilizce bilmek için sadece lisanın kurallarını öğrenmek yetmez- her an,hiçbir mantıki açıklaması olmayan bir istisnanın kurduğu pusuya-tuzağa düşüp rezil rüsvay olmaya hazırlıklı olmak gerekir! Bu konuda sana seni bıktırıp pes ettirecek kadar çok örnek verebilirim. Kaldı ki ingilizcenin içinden önce Farsça, sonra Arapça ve Latince kökenli kelimeleri çıkartıp almaya kalksan tıpkı bir zamanlar mahzun ve mazlum ülkemde bazı aklı evvellerin dünyalar güzeli Türkçeme yapmaya kalkıştıkları gibi,geriye pek fazla bir şey kalmaz hatta ana dilleri ingilizce olanlar analarına ana ,babalarına baba diyecek kelime bile bulamazlar! Ne acı değil mi? Evet ,Arap dilbilgisini öğrenmek zordur ama yalnızca başlangıçta. Bir kere öğrendin mi Arapça’nın girift kurallarını, tamam. Hiç saşmadan,şaşırmadan rahatlıkla devam edersin yoluna, hem de kendini her adımda geliştire geliştire. Günümüzde Yahudi-Hristiyan kaynaklı/odaklı Batı Tipi Uygarlık modelini benimsemiş olan dünyanın ortak dili nasıl ki ingilizceyse,İslam Aleminin de ortak lisanı hiç kuşku yoktur ki Arapçadır (…) Alemlerin Rabbi Yüce Allah kemale erdirdiği ve bütün insansoyunu muhatap aldığı son mesajını Arap lisanında, Arap bir peygambere - s.a.v- vahyetmiştir. Bir Müslümanın Arapça öğrenmesi için bundan ala ve apaçık bir gerekçe olabilir mi? Her yakaladığımda hiç usanmadan soruyorum onlara: Ya mubarek Kur’an ingilizce nazil olsaydı,ya, o nededir bilinmez pek romantik bulduğunuz franszıca,ya da yine nedendir bilinmez pek sevimli-şıkırdak bulduğunuz italyanca ? O zamanda o lisanlara karşı bugün Arapçaya karşı takındığınız abes ve saldırgan tavrı takınacak mıyıdnızş.Eğer Alemlerin rabbi Yüce Allah son ve kemale erdirdiği mesajını mildai 7. yüzyılda değilde,mildai 1990′lı yılların başında,Hicaz çölünde değilde,Manhattan adasında, dolayısıyla da Arap değil, Amerikalı; ümmi değil, Harward mezunu bir peygambere ,Arapça değil de ingilizce vahyetmeyi murad etse,uygun görseydi, hepiniz bayıla bayıla Müslüman olurdunuz, öyle değil mi? Ve alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın ölçü ve değerlerinde herhangi bir değişiklik olmayacağına göre, bugün karşı çıktığınız İslam’ın bütün temel ölçü ve değerlerini, yani adı üstünde Şeriati baş tacı eder, onun en ateşli ve yıulmaz-yıkılmaz savunucuları kesilirdiniz, hatta bugün bu değerleri savundukları için mürteci olarak damgalayıp eleştirdiğiniz nice Müslümanı,İslam’ın temel ölçü ve değerlerini korumakta yetersiz bulduğunuz için eleştirmeye başlardınız .Kitap Engin Noyan’la Müslüman kardeşi arasında ki sohbetleri konu alıyor.Gerçi bu isminden de anlaşılan bir şey.Kitapta çarpıcı konular var.Kadınlar okumalı mı okumamalı mı, meselaYa da anlamadan okudğumuz Kur’an ne işimize yarayacak gibi sorular.Kitabı okursanız eğer güzel benzetmeler,çarpıcı örnekler dikkatinizi çekecektir.Kitapta dil konusunu da değinilmiş.Müslümanların amruz bırakıldığı kültür dejenerasyonu ve yine Müslümanların gönüllü olarak dejenere olma isteğide kitapta değinilen konular arasındaKitap 80 sayfa ve birun yayınlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-7624152177135675871?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/7624152177135675871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=7624152177135675871' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7624152177135675871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/7624152177135675871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mnib-engin-noyan_28.html' title='Münib Engin Noyan'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-817301476818566368.post-395740416240708944</id><published>2007-08-28T05:20:00.001-07:00</published><updated>2007-08-28T05:20:46.944-07:00</updated><title type='text'>Münib Engin Noyan</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Münib Engin Noyan “Müslümanım Elhamdülillah” Akıl çelme yöntemleriyle alakalı bir yazıyı alıntılıyoruz.Bu kitap da tavsiyelerimiz arasında olup beğeniyle okuyacağınızı umduklarımızdandır.)&lt;br /&gt;Fitne ehli hristiyan misyonerlerin size satmaya çalıştığı soru ve çağrışımların hemen hemen hepsi de sağlam bilgiye sahip Müslümanlar tarafından defalarca çürütülmüştür.&lt;br /&gt;Kaldı ki eğer fitne ehli hristiyan misyonerlerin gerçek amaçları “inançlar arası bir diyalog” kurmak olsaydı,öncelikle dini bilgileri sağlam bir Müslümanla temas kurmaya çalışarak İslam hakkında doğru ve sağlıklı bir bilgilenme yoluna giderledi.&lt;br /&gt;Fakat görünen odur ki fitne ehli hristiyan misyonerler hep aynı soruları yanlızca ve de özellikle kendileri hakkında şüpheye düşmeyecek kadar saf kurbanlar seçerek,defalarca sormaktadırlar.&lt;br /&gt;Eğer şu ya da bu sebepten dolayı fitne ehli hristiyan misyonerlerin iyi niyetine inanmış ya da inandırılımışsanız,önce onların İslam konusunda bilgilenmek veya “inançlar arası bir diyalog” kurmak için neden böyle bir yöntemde ısrar ederek ne kazanmayı umduklarını sorun kendinize. 28. sayfadan alıntıladığım bölüm misyonerlerin yöntemlerinden birini konu alan yazının bir parçasıydı .&lt;br /&gt;25. sayfadan başlayan “Kuşku Yaratmak” konusunun bir kısmıydı.Gerçekten bakıldığında günümüzde bu yöntem sıkça uygulanmatadır.&lt;br /&gt;başarısız olduğunu söylemek ise bana göre imkansız.Bugün insanlar kendi dinleri hakkında kafası karışık durumda.Hele hele bir de batıl-ı özentisi ayyuka çıkmış medyanın yer verdiği ve din adamı diye lanse ettiği magazinci,popüler hocaların milyonlarca insan önünde tartışlıkları (hep kavga şeklinde konuşurlar bunlar) konular ise akıllara ziyan.&lt;br /&gt;Tavuk kurban olur mu,oruç cinsel ilişkiyle açılır mı?Gibi kasıtlı ve poülist konular batıl-ı medyamız tarafından seçilmekte popüler imamlarımız tarafından gündeme oturtulmaktadır.&lt;br /&gt;Hatta öyle ki gerçek alimlerimiz bile artık bu konulara müdahil olup kafa karışıklığını gidermeye çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Kitap 118 sayfadır ve birun yayınlarından çıkmıştır.Hz.İsa’nın doğumu,Allah katına yükselitilişi,mucizeleri… misyonerlerin yöntemleri….gibi konulara değinilmiştir.&lt;br /&gt;Misyonerlerin yöntemleri arasında sayılan ve şöyle örnekleyebilceğimiz :”Benim çok dindar bir arkadaşım vardı,beş vakit namazındaydı ama sonra hristiyanlığı seçtigibi yaklaşımlar kesinlikle bir oyun olup ciddi mesajlar vermektedir.&lt;br /&gt;Bu yaklaşımı getiren kişi kendi elini güçlendirmek istemektedir.İnanmayan Ahmed necdet sezer ve onun gibilerin başörtüye karşı çıkarken “bizimde annelerimiz örtülü ama…” gibi yaklaşımlarının atında ki hikmeti düşünsün. Bunlar sadece ve sadece piskolojik taktikdirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/817301476818566368-395740416240708944?l=alticizili.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizili.blogspot.com/feeds/395740416240708944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=817301476818566368&amp;postID=395740416240708944' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/395740416240708944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/817301476818566368/posts/default/395740416240708944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizili.blogspot.com/2007/08/mnib-engin-noyan.html' title='Münib Engin Noyan'/><author><name>videoalemi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='30' src='http://3.bp.blogspot.com/_kfGxXHS767U/SSchVx8aaBI/AAAAAAAAACY/S5cBziQGHg8/S220/_NsjmhAXCodr2Shwj_1srWfI.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
